İlk Derece Mahkemesince zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak bu suçtan sanığın beraatine karar verilmek suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.06.2019 tarihli ve 2017/386 Esas, 2019/322 sayılı Kararı ile sanık hakkında zimmet suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 247/1,43,249 ve 62. maddeleri gereği 2 yıl 7 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve aynı Kanun'un 53/1-2-3-5. madde ve fıkraları uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına hükmolunmuştur.

2.Sanığın istinaf başvurusu üzerine duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 21.01.2020 tarihli ve 2019/1992 Esas, 2020/129 sayılı Kararı ile İlk Derece Mahkemesince zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün kaldırılarak bu suçtan sanığın 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e madde-fıkra ve bendi gereği beraatine karar verilmek suretiyle aynı Kanun'un 280/1-a ve 303/1-a maddeleri gereğince istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

Katılan Hazine vekilinin temyiz istemi; sanığın sübuta eren zimmet suçunu işlediğine, bu suç uyarınca tecziyesi gerektiği halde mahkûmiyeti yerine eksik inceleme ve delillerin takdirinde hata ile verilen beraat kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
Katılan ... vekilinin temyiz istemi; müvekkili işten ayrılmış olmasına rağmen müvekkilinden habersiz ve yetkisiz olarak sanığın teminatın iadesi talebinde bulunduğuna, sanığın bu hususu ikrar ettiğine, talep dilekçesini katılanın ismini kullanarak onun yerine imzaladığına, iade aldığı tutarları müvekkili katılana teslim etmediğine, sanığın cezalandırılmasına yetecek kadar kesin ve somut delillerin bulunduğuna, sanığın iddialarını ispat edecek somut delil sunamadığına, tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğine, hükme dayanak gösterilen ifadelerin sahibi olan tanığın sadece soruşturma evresinde dinlendiğine, kovuşturma evresinde mahkeme huzurunda dinlenmediğine, bu sebeple sanığın ortaya koyabildiği tek delil olan tanık ifadelerinin baz alınarak beraati yönünde karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğuna ve sair hususlara yöneliktir.

Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli ve 2015/5-95 Esas, 2017/71 sayılı ve benzer Kararlarında da belirtildiği üzere "suçtan zarar görme" kavramının "suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali" olarak anlaşılması gerektiği, dolaylı veya muhtemel zararların davaya katılma hakkı vermeyeceği, bu nedenle dava açan belge niteliğinde olan son soruşturmanın açılması kararı ile görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında sanığa isnat olunan eylem nedeniyle suçtan doğrudan zarar görmeyen ...'nın ve anılan kararda zimmet suçundan sevk maddesi bulunmadığı anlaşıldığından Hazinenin 5271 sayılı Kanun'un 237. maddesine göre katılma hakları olmadığı gibi mahkemece usulsüz olarak verilen katılma kararlarının da hükümleri temyiz hakkı vermeyeceği ve aynı Kanun'un 260/1. maddesi gereğince sanık hakkındaki hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.

Şikayetçiler ... ve Hazine vekillerinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.05.2024 tarihinde karar verildi.