İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün kaldırılarak atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmek suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca hükmün temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesince temyiz isteklerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesine istinaden temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.İstanbul 25. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.09.2019 tarihli ve 2016/436 Esas, 2019/701 sayılı Kararı ile sanık hakkında zincirleme tefecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 241/1,43,62 ve 52/2. maddeleri gereği 2 yıl 1 ay hapis ve 5 tam gün karşılığı 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmolunmuştur.

2.İlk derece mahkemesince verilen kararın sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 10.03.2020 tarihli ve 2019/2374 Esas, 2020/497 sayılı Kararı ile sanığın mahkumiyetine ilişkin hükmün kaldırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/2-e maddesi uyarınca atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmek suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

Katılan ...'ın temyiz istemi; eksik inceleme ile verilen beraat kararının bozulması lüzumuna,
Katılan Hazine vekilinin temyiz istemi; sanığın atılı suçu işlediği sabit olduğundan usul ve yasaya aykırı beraat kararının bozulması gerektiğine,
İlişkindir.

Sanık ile katılanın uzun yıllara dayanan tanışıklıkları ve sanığın müdürü olduğu ilaç deposu ile eczacı olan katılanın ticari faaliyetlerinin bulunduğu, sanığın katılana banka üzerinden 69.000 TL para gönderdiği, katılanın ise banka yoluyla çeşitli defalarda toplam 17.800 TL "borç iade" açıklamalı ödeme yaptığı, aracını 24.990 TL'ye sanığa devrettiği, borcuna karşılık sanığa 95.000 TL değerinde senet ile aralarında yaptıkları protokol gereği 250.000 Dolar değerindeki iki adet bonoyu sanığa verdiği, senet ve bonoların icra takibine konu edildiği, her ne kadar mevcut bilirkişi raporunda katılanın 2012-2013 yıllarındaki ticari alımlarının tamamına yakınının sanığın müdürü olduğu ecza deposundan yapıldığı tespit edilmiş ve sanık, katılanla arasındaki para alışverişinin ticarete dayandığını savunmuş ise de, dosya kapsamından katılanın ticari ilişkisinin sanığın müdürü olduğu ecza deposu ile olduğu anlaşılmakla, sanık ile katılan arasındaki para alışverişlerinden hangilerinin kişisel borç ilişkisinden hangilerinin ticari ilişkiden kaynaklandığının, sanığın katılana kazanç elde etmek amacıyla borç para verip vermediğinin, kazanç elde etme amaçlı borç verme eylemi söz konusu ise kaç kez gerçekleştiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmediği, isnatlar 2014 yılına ait olmasına rağmen, katılanın sadece 2012 ve 2013 yıllarına ait ticari defterlerinin incelendiği görülmekle; katılanın 2014 yılına ait ticari defterlerinin de temin edilerek alınacak bilirkişi raporundan sonra, katılan ile sanık arasındaki para alışverişinin ticari ilişkiden mi yoksa faiz karşılığı borç verme eyleminden mi kaynaklandığının, borç vermenin varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin tartışılabilmesi için borç verme eyleminin birden çok kez gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinin ardından sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 10.03.2020 tarihli ve 2019/2374 Esas, 2020/497 sayılı Kararına yönelik katılan Hazine vekili ile katılan ...'ın temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
30.04.2024 tarihinde karar verildi.