466 sayılı Kanun gereğince tazminat
İstinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; davacı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nın 361/1. ve 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin haksız gözaltı, tutukluluk ve makul sürede yargılanmama nedeniyle 150.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın gözaltı tarihinden işleyecek yasal faizi ile ödenmesine ilişkin talebinin, davacı hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi nedeniyle davanın 466 sayılı Kanun'da belirtilen tazminat istenebilecek haller arasında bulunmadığından bahisle reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca davacı vekilinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
Davacı vekilinin temyiz sebepleri; davacı hakkında zamanaşımından düşme kararı verilmiş olmasının tazminata engel teşkil etmeyeceğine, 466 sayılı Kanun kapsamında zamanaşımından düşme kararı verilmesi durumunda tazminata engel teşkil eden bir düzenleme bulunmadığına, 466 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun'a tabi olanlar arasındaki uygulama farklılığının eşitsizliğine yol açtığına, davacının adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.
III. DAVANIN KONUSU
İlk Derece Mahkemesince, tazminat talebinin dayanağı olan Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/393 Esas – 2009/390 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının 12.03.1981-09.02.1983 tarihleri arasında 699 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonucunda yargılamaya konu suçlar bakımından zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşme kararı verildiği, gözaltı ve tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanunda öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı ancak davacı hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi nedeniyle davanın 466 sayılı Kanun'da belirtilen tazminat istenebilecek haller arasında bulunmadığı belirlenerek davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince reddedilen davada, Bölge Adliye Mahkemesince bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin sair temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1-Gerekçeli karar başlığında "466 sayılı Kanun gereğince tazminat " olan dava türünün "Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat" olarak yazılması,
2-Davacının 12.03.1981-09.02.1983 tarihleri arasında gözaltında ve tutuklu kaldığı, yargılamanın 5271 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra da devam etmesi nedeniyle yargılamanın makul sürede bitirilmediğine yönelik talebin 5271 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilerek, kararın 11.02.2020 tarihinde tebliğe çıkarıldığı, dava tarihi itibariyle henüz kesinleşme şerhi düzenlenmediği göz önünde bulundurulduğunda, makul sürede yargılanmaya ilişkin talebin 5271 sayılı Kanun kapsamında 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde olduğunun ve yargılamanın yaklaşık 30 yıl sürmüş olduğunun anlaşılması karşısında makul sürenin aşıldığının kabulü ile davacı lehine makul bir miktar sadece manevi tazminata hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2024 tarihinde karar verildi.