Taraflar arasındaki muvazaa ve haksız fiil nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı ... vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 01.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... ve davalı ... vekili Av. ... geldiler. Tarafların vekilleri sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 01.10.2024 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçelerinde; asıl davada müvekkilinin iç çamaşırı üreticisi olduğunu, Ankara'da toptan satış yapan dava dışı ...'e en son 370.000,00 TL'lik mal satışı yaptığını, ödeme olarak 04.05.2009 tarihli 70.000,00 TL, 05-06-07-08-11.05.2009 vade tarihli 60.000,00'ar TL'lik bono düzenlendiğini, bonoların ödenmemesi üzerine İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün 2009/17947 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını; birleşen davada müvekkilinin iç çamaşırı üreticisi olduğunu, Ankara'da toptan satış yapan dava dışı ...'e en son 10.02.2009 tarihli 5.000,00 TL, 03.02.3009 tarihli 10.000,00 TL, 05.02.2009 tarihli 5.000,00 TL, 15.05.2009 tarihli 10.000,00 TL, 15.05.2009 tarihli 10.000,00 TL, 15.04.2009 tarihli 10.000,00 TL, 15.06.2009 tarihli 10.000,00 TL, 03.07.2009 tarihli 10.000,00 TL bedelli toplamda 8 adet çek düzenlendiğini, çeklerin ... tarafından bankaya ibraz edilmesi üzerine karşılıksız çıktığını, bunun üzerine Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2009/2267 Esas ve 2009/2268 Esas sayılı icra dosyaları ile icra takibine başlanıldığını, bu sırada dava dışı ...'in 19.02.2009 tarihinde adına kayıtlı olan İstanbul/... mahallesi ... Bulvarı 2899 ada 5 parsel l4315 kapı numaralı mağazadaki 1/2 hissesini ve İstanbul/... Mahallesi ... Plaj Yolu 982 ada 129 parselde kayıtlı 13 nolu bağımsız bölümdeki 1/2 hissesini davalı ...'ya düşük bedelle muvazaalı olarak sattığını, davalı ...'nun dava dışı borçlunun eşinin teyzesinin kızı olduğunu, müvekkili tarafından tasarrufun iptali istemi ile açılan İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/153 Esas sayılı dosyasında dava açılmış ise de dava konusu taşınmazlar yönünden ön alım davası açıldığı belirtilerek davanın sonuçsuz bırakıldığını, dava konusu taşınmazlardaki diğer hissedarların dava dışı borçlunun abisinin mirasçıları olduklarından düşük bedellerle yapılan muvazaalı satış işlemine dayanarak ön alım davası açtıklarını, davalının kötüniyetli tasarrufu nedeniyle müvekkilinin alacağını tahsil edemediğini, diğer davalı ...'ın dava dışı borçlu ...ile birlikte hareket ederek iflas kararı aldırdığını ve müvekkilinin alacağının tahsilinin önüne geçildiğini, davalı ...'ın Ankara'da doktor olduğunu ve dava dışı borçlunun uzun yıllardır dostu ve doktoru olduğunu, davalı ... ile dava dışı borçlu arasında bedelsiz bono düzenlendiğini ve davalı ...'ın bu bonoya istinaden iflas yolu ile takip başlatığını, bononun gerçek bir alacağa dayanmadığını, bononun düzenlenme tarihinin 10.04.2009, ödeme tarihinin 01.05.2009 olduğunu, borçlu adresi olarak İstanbul Perpa'da bir mağazanın gösterildiğini, ancak dava dışı borçlunun bonoda belirtilen adreste faaliyeti olmadığını, borçlunun yakın arkadaşı olan davalı ...'ın da adrese itiraz etmediğini, bononun düzenlenmesinden bir ay sonra dava dışı borçlunun adresini bonoda belirtilen adrese taşıdığını ve bu hususu ilan ettirdiğini, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/425 Esas sayılı dosyasında iflas davası açıldığını ve borçlunun Perpa'da bulunan adresine çıkarılan tebligat iade edilmesine rağmen dava dışı borçlunun davayı haricen öğrendiğini beyan ederek duruşmaya geldiğini ve iflası kabul ettiğini, her iki davalının da müvekkilinin aleyhine hareket ederek müvekkilinin alacağına kavuşmasını engellediklerini belirterek asıl davada 370.000,00 TL alacağın takip tarihi olan 18.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek %29 faizi ile birlikte davalılardan tahsilini; birleşen davada fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 70.000,00 TL alacağın takip tarihi olan 25.02.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; yetkili mahkemenin Ankara Mahkemeleri olduğunu, davaya Asliye Ticaret Mahkemelerinde bakılması gerektiğini, müvekkili ile borçlu ...'in eski arkadaş olduklarının doğru olduğunu, ancak davacının da borçlunun uzun yıllardır çalıştığı firma olduğunu, eski arkadaş olmalarının aralarında borç ilişkisi doğmayacağı anlamına gelmediğini, müvekkilinin batma sürecine girmeden önce borçluya gerek elden gerekse banka kanalıyla aralıklarda ve değişen miktarlarda borç verdiğini, müvekkilinin uzun yıllar alacağını alamayınca 10.04.2009 tarihli ve 250.000,00 TL bedelli bononun düzenlendiğini, her ne kadar dava dilekçesinde iflas yolu ile takibe geçilmesinin muvazaalı olduğu iddia edilmiş ise de usun yıllar alacağını tahsil edemeyen ve ortak çevreleri nedeniyle mali durumunu bildiği borçlu hakkında avukatı ile görüşerek iflas yolu ile takibi seçtiğini, müvekkilinin alacağını tahsil etmesi için en elverişli yol olarak görülen iflas yoluyla takibin muvazaayı göstermeyeceğini, müvekkilinin borçlu ile olan arkadaşlık ilişkisi ve yakın çevresinden alınan bilgi kapsamında borçlunun fiilen senetteki adreste faaliyet gösterdiğinin ve resmi olarak da ticaret adresini buraya taşıyacağından haberdar olduğundan senette yazılı adresin kendi çıkarına daha uygun gördüğünü, bu hususunda muvazaayı göstermeyeceğini, ortada muvazaalı bir işlem olsa bile davacının muvazaalı işlemin iptalini istemesi gerekirken alacağın tamamının müvekkilinden tahsilinin talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, tasarrufun iptali istemi ile açılan davanın ve ön alım davasının halen devam ettiğini, müvekkilinin muvazaalı işlem yapmadığını, ön alım davasının da davacının alacağını tahsil etmesini imkansızlaştırmak için açıldığı iddiasının yerinde olmadığını, müvekkilinin ön alım davasında dahili bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalıların dava dışı ... ile birlikte hareket ederek davacıların alacağına kavuşmasına engel olunduğu hususunun sabit olduğu gerekçesiyle asıl davada davalı ... aleyhine açılan davanın 11.11.2019 tarihli ıslah dilekçesi doğrultusunda, diğer davalı ... aleyhine açılan davanın dava dilekçesi doğrultusunda kısmen kabulüne, 185.745,81 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen Tuzla 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/10 Esas sayılı dosyasında davalı ... aleyhine açılan davanın 11.11.2019 tarihli ıslah dilekçesi doğrultusunda, diğer davalı ... aleyhine açılan davanın dava dilekçesi doğrultusunda kabulüne, taleple bağlı kalınarak 70.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; davacıların dava dışı borçludan olan alacaklarını müvekkilden istediklerini, bu bakımdan davada husumetin yanlış yöneltildiğini, davacıların müvekkili yönünden davayı, dava dışı borçlu ... aleyhinde iflas yolu ile takip yapması ve iflas davası açması neticesinde iflas davasının reddedilmiş olmasına dayandırdığı, İlk Derece Mahkemesinin de iflas davasının hükme esas alındığı, ancak senedin ticari defterde kayıtlı olmamasının senedi hükümden düşürmeyeceği gibi borcun olmadığını da göstermeyeceğini, Yargıtay'ın görüşünün de bu yönde olduğunu, iflas davasının temyiz incelemesi yapılmaksızın kesinleştiğini, bilirkişi raporunda, davalıların kusurlu olduğu belirtilmiş olmasına rağmen sebebinin belirtilmediğini, mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde davacının alacak talebi yerine haksız fiilden kaynaklı tazminata ilişkin hüküm kurduğunu, ancak davacının nasıl bir zarar içerisinde olduğu ve illiyet bağına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin salt davacıların borçlusuna ait iki taşınmazı satın alması nedeniyle alacağının müvekkilinden talep edildiğini, müvekkilinin taşınmazları bedelini ödeme suretiyle satın aldığını, bu hususun haksız fiil teşkil etmesinin mümkün olmadığını, davacının borçlusundan olan alacağını bu alacağın tahsil imkanını ortadan kaldırdığını iddia ederek arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmayan üçüncü kişiden talep hakkı bulunmadığını, eğer borçlu mallarını üçüncü bir kişiye devretmişse ve alacaklı bunun muvazaalı olduğunu iddia ediyorsa bu durumda alacaklının tasarrufun iptali veya muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescil davası açma olanağı mevcut olduğunu, davacıların müvekkiline karşı yöneltebilecekleri tek davanın tasarrufun iptali davası olduğunu ve huzurdaki davalardan önce, 09.06.2009 tarihinde İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/153 Esas sayılı dosyası ile zaten açıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hukuki nitelendirme içerdiğini, raporda sulh sözleşmesinin hatalı değerlendirildiğini, müvekkilinin bedelini ödeyerek satın aldığı taşınmaz üzerine davacı tarafça koydurtulan ihtiyati tedbiri kaldırtabilmek ve davacının tasarrufun iptali davasından feragat etmesini sağlamak için sulh anlaşması yaptığını ve 400.000,00 TL ödeme yapıldığını, bilirkişi raporunda müvekkili ve diğer davalının %100 kusurlu olduğu şeklinde bir oranlama yapılmasının hatalı olduğunu, mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin kararı ile birlikte davacının, dava dışı ...'den olan bono alacağını haksız bir şekilde müvekkilinden tahsil edeceğini, aynı zamanda tasarrufun iptali davası da kabul edildiği takdirde müvekkilinin bedelini ödeyerek satın aldığı taşınmazı icra dosyasından cebri icra yoluyla satarak aynı alacağı bir kez daha tahsil edeceğini, bunun adalet ve hakkaniyet ile bağdaşır hiçbir yanı bulunmadığını, davacının 11.11.2019 tarihli tam ıslah dilekçesi ile huzurdaki davayı tam olarak ıslah ettiğini ve yeni dava dilekçesi sunduğunu, davacının ıslah neticesi verdiği yeni dava dilekçesinde müvekkiline yer verilmediği gibi müvekkiline yönelik hakkını saklı tuttuğu veya ilk dava dilekçesindeki talebinin devam ettiğine yönelik bir beyan da yer almadığını, tam ıslah sonrasında artık müvekkili hakkında derdest bir davadan söz edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, yine tam ıslah dilekçesinde davanın belirsiz alacak davasına dönüştürüldüğünü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(6100 sayılı Kanun) yürürlüğünden önce açılmış davanın tam ıslah ile belirsiz alacak davasına dönüşmesinin usulen mümkün olmadığını, asıl ve birleşen davada davacının taleplerini aşar şekilde karar verildiğini, davacının her iki davada da salt bono bedellerini talep ettiğini, oysa davacının borçlusu aleyhine yapılan icra takiplerindeki vekalet ücretleri, tahsil harçları ve icra masraflarının da hesaplamalara dahil edildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu olayda davacılar ve davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu, davacıların, davalılardan ...'a yönelik olarak 12.11.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile davasını ıslah ettiği, ıslah dilekçesinde diğer davalı ...'ya karşı olan davasından vazgeçtiğine yönelik herhangi bir beyanı bulunmadığı, davalı ... vekilinin bu yöne değinen istinaf istemi yerinde olmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamındaki diğer delillerle örtüşmesine ve denetime elverişli olmasına, dava haksız fiile dayalı olup İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesince ... ile ... arasında gerçek bir alacak borç ilişkisi belirlenemediğinden ... tarafından dava dışı ... aleyhine açılan iflas davasının reddedildiği, davalının dava dışı borçlu ile birlikte hareket ederek alacaklıyı zarara uğrattığı hususunun sabit olduğu, uzman bilirkişi raporunda belirtilen tespitlerin hükme esas alınmasında bir usulsüzlük görülmediği gerekçesiyle davalılar vekillerinin temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada davacıların borçlusu ... adına kayıtlı olan taşınmazların muvazaalı şekilde davalı ...'ya devredilmesi ile dava dışı borçlu ile davalı ... arasında düzenlenen senedin iflas yoluyla takibe konu edilmesi nedeniyle davacıların alacaklarını tahsil edememesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 115 inci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun(6102 sayılı Kanun) 643,547 nci maddesi.

1. Dava şartları; mahkemenin, davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi için gerekli olan unsurlar olup mahkemece dava şartlarından birinin bulunmadığının tespit edilmesi halinde kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapılamaz. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları dava şartları arasında gösterilmiştir. Dava şartları mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gereken hususlardandır. Taraflar da dava şartı noksanlığını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilecektir.
Somut olayda; davalılardan ... vekili 11.04.2023 tarihli dilekçesi ile asıl davada davacı olan ... San. İth. İhr. Ve Dahili Tic. Ltd. Şti'nin yargılama sırasında, 07.09.2017 tarihinde tasfiye olduğunu ve 13.09.2017 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilerek şirketin sicilden terkin olduğunu beyan etmiştir.
Limited şirketlerin tasfiyesinde, 6102 sayılı Kanun'un 643 üncü maddesinin atfı ile aynı Kanun'un anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin hükümleri uygulanır. Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Ancak tüzel kişiliği sona eren davacı şirketin yeniden ihyası ile sicile kaydedilmesi hâlinde o tüzel kişi hakkında dava görülebilir.
Şu durumda İlk Derece Mahkemesince; asıl davada davacı olan şirketin sicilden terkin edilip edilmediği araştırılarak sicilden terkin edilmiş olması halinde anılan şirketin ihyası için davalı tarafa süre verilmesi, şirketin ihyası için dava açılması halinde bu davanın sonucunun beklenilmesi, şirketin ihyasından sonra davaya dâhil edilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanmasından sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiştir.

2. Bozma nedenine göre davalılar vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

3. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre davalılar vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

17.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı ...'ya verilmesine,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde asıl ve birleşen dava davalılarına iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,01.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.