BİRLEŞEN DAVA: AYDIN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN 2015/146 ESAS

Taraflar arasında görülen davada Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.05.2018 gün ve 2017/71 - 2018/373 sayılı kararı onayan - bozan Daire'nin 04.02.2020 gün ve 2018/3654 - 2020/915 sayılı kararı aleyhinde asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında hukuken "taahhüt işlemi" niteliğinde ve bağlayıcı 14.06.2002 tarihinde imzalanan protokole göre, davalının Ege Enerji A.Ş.'de sahip olduğu hisselerini müvekkiline 500.000.-Euro karşılığında devretmeyi taahhüt ettiğini, ardından 14.06.2002 tarihli protokolün tasarruf işlemi olan 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşmeye göre de, davalının sahip olduğu hisselerini davacıya devrettiğini, ödenmesi kararlaştırılan 500.000 Euro'nun bir ödeme planına bağlandığını, ilk iki taksitin ödendiğini, üçüncü taksitin davalı tarafından iade edildiğini, ödemenin tamamının tek seferde yapılmasının ihtar edildiğini, ayrıca 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespiti için Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. sayılı davasının açıldığını, mahkemece 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine ve müvekkili adına olan hisselerin davacı adına tesciline dair verilen kararın kesinleştiğini, icra tehdidi altında müvekkilinin daha önceden davalıdan devraldığı hisseleri tekrar iade ettiğini, 14.06.2002 tarihli protokolün taahhüt işlemi, 07.10.2002 tarihli protokolün ise tasarruf işlemi niteliği taşıdığını, tasarruf işlemi mahiyetindeki 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine karar verilse bile 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolün ayakta olduğunu ileri sürerek 14.06.2002 tarihli protokol gereği kararlaştırılan, davalı adına kayıtlı 2.000 hissenin müvekkiline iadesini, müvekkili adına şirket pay defterine tescilini, 400.000.- Euro'nun müvekkilince depo edilmesini teminen depo kararı verilmesini, bu paranın kesinleşmeye müteakip davalıya ödenmesini talep etmiş, birleşen davada, taraflar arasında düzenlenen 14.06.2002 tarihli protokol ve 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davalıya 100.000.- Euro hisse devir bedeli ödediğini, mahkeme kararı ile 07.10.2002 tarihli hisse devrinin iptal edildiğini, müvekkilinin bu kez 14.06.2002 tarihli taahhüt protokolüne dayanarak hisselerin davacı adına tesciline ilişkin açtığı davanın sonuçlanması gerektiğini, 100.000.-Euro'nun halen
davalı uhdesinde durduğunu, bu haliyle davalının sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin ödemelerinin hukuken geçerli bir nedenden yoksun hale geldiğini, ayrıca hisse devir protokolü tarihinde devir bedeli toplam 500.000.-Euro olarak belirlenmişse de davalının mahkeme kararına istinaden hisseleri geri aldığı tarihte hisselerin çok daha değerli olduklarını, davalının bu değer artışı tutarını da iade borcu altında bulunduğunu, denkleştirici ödeme yapılması gerektiğini, müvekkilinin 07.12.2012 tarihine kadar hisseleri kendine ait sandığını, malik sıfatı ile hareket ettiğini, iyiniyetli zilyedin masrafları isteyebileceğini, müvekkilinin kendi çaba, yetenek, yatırımları ile elde ettiği değerlerin iadesinin gerektiğini, bu kapsamda da bir denkleştirilme yapılmasının hakkaniyetin gereği olduğunu ileri sürerek hisse devir bedeli olarak ödenen 100.000.-Euro'nun ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, hisse devir bedelinin belirlendiği protokol tarihindeki hisse değeri ile davalıya iade edildiği tarihteki değeri arasındaki farkın talebi kapsamında şimdilik 10.000.-TL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, davanın zamanaşımından, kesin hükümden ve esastan reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın kabulüne, davalı adına kayıtlı bulunan Ege Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri Gıda San. A.Ş.'ye ait 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ile şirket pay defterine işlenmesine, karar kesinleştiğinde depo ettirilen 400.000.- Euro'nun işleyecek mevduat faiziyle birlikte ve talep halinde ödenmesi için ilgili bankaya müzekkere yazılmasına, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine asıl davaya ilişkin karar Dairemizce onanmış, birleşen davada verilen karar bozulmuştur.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2- Birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik karar düzeltme istemlerinin incelenmesine gelince, birleşen dava TBK’nın 77/2. maddesi kapsamında sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak açılmış bir alacak davası niteliğinde olup işbu davada, mahkeme kararı ile geçersiz olduğuna hükmedilen 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesine dayalı olarak davacı tarafından davalıya yapılan toplam 100.000 Euro tutarındaki ödemenin güncellenmiş değerinin davalıdan alınması talep edilmiştir.
Taraflar arasındaki 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine hükmedilen Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. 2010/100 K. sayılı kararı, Dairemizin 29.05.2012 tarih 2010/7847 E. 2012/9160 K. sayılı ilamı ile onanmış, karar düzeltme istemleri de Dairemizin 07.12.2012 tarih 2012/12373 E. 2012/20181 K. sayılı ilamı ile reddedilerek kesinleşmiştir. Anılan sözleşmeye dayalı hisseler ise İzmir 12. İcra Müdürlüğü’nün 2012/8785 E. sayılı dosyası üzerinden yapılan ilamlı icra takibi sonucunda 18/09/2012 tarihinde birleşen davada davalı ... adına tescil edilmiş, 04.10.2012 tarihinde de davalı adına çıplak pay olarak şirketin mahsus defterine kaydedilmiştir.
Bu durumda, anonim şirket paylarının, mahkeme kararıyla uhdesinde bulunduran ...’tan alınarak H.Peter Laub’a verildiği gözetildiğinde, tarafların o tarihteki hukuksal durumları itibariyle, devir için yapılan ödemenin, TBK’nın 77/2. maddesi çerçevesinde, birleşen davada davalı bakımından sebepsiz zenginleşme teşkil ettiğinin ve TBK’nın 82. maddesinde öngörülen iki yıllık dava zamanaşımı başlangıç süresinin en geç 4.10.2012 tarihinde başladığının kabulü gerekir. Her ne kadar, yerel mahkemece zamanaşımı başlangıç tarihinin, geçersizliğe ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi yerinde değilse de bu husus sonuca etkili olmayıp birleşen davanın açıldığı tarih itibariyle yasada öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu açıktır.
Ancak, her davada olduğu gibi, birleşen dava bakımından da, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması gerekmektedir. Bu husus, HMK’nın 114/h bendi uyarınca dava şartı olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen ve ilk itirazlar ile def’ilerden önce gözetilmelidir. Öte yandan, hukuki yararın dava tarihinde bulunması yeterli olmayıp davanın sonuna ve hatta kararın kesinleşmesine kadar varlığını koruması gerekir.
Bu açıdan somut davaya yaklaşıldığında, birleşen davanın, asıl davanın reddi ihtimaline dayalı olarak açıldığının belirtilmesi ve asıl davanın sonucunun beklenmesine işaret edilmiş olması, mahkemece asıl davada varılan sonuca ilişkin olarak, birleşen davada iadesi istenen tutarın hıfzedilerek kalan bakiye tutarın depo edilmesi yolunda ara karar verilmesi, davacı yanca bu lazimeye uyulmuş olması, asıl davada verilen ve bu hususu da içeren kararın isabetli görülerek onanması ve yukarıda (1) nolu bentte belirtildiği üzere karar düzeltme isteminin de reddine karar verilmesiyle asıl davada verilen hükmün (artık) kesinleşmiş olması olguları birlikte değerlendirildiğinde, birleşen davada davacının korunmaya değer bir hukuki yararının kalmadığı ve birleşen davanın bu nedenle reddinin gerektiği açıktır.
Bu durumda, birleşen davaya ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E. 2020/915 K. sayılı ilamının (2) nolu bendinin kaldırılarak birleşen davadaki hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin birleşen davaya ilişkin Dairemiz ilamına yönelik karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E. 2020/915 K. sayılı ilamının 2 nolu bendinin kaldırılarak birleşen davadaki hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,30 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 520,95 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen asıl davaya yönelik - asıl davada davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 22/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

1-Asıl dava; 14.06.2002 tarihli anonim şirket hisse devir taahhüt sözleşmesi uyarınca nama yazılı hisselerin devri, birleşen dava ise; hisse devrinin mümkün olmaması halinde, taahhüt sözleşmesinden doğan borcun tasfiyesi istemine ilişkindir.

2-Bozma ilamından önceki kararında mahkemece; 14.06.2002 tarihli protokolün davalıyı anonim şirket hisse devri borcu altına sokan borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, bu sözleşmeden sonra taraflarca yapılan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin, önceki sözleşmenin “tecdidi” niteliğinde olduğu, yeni sözleşmede bedelin ödenme şeklinin değiştirildiği, bu suretle ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, bu nedenle hükümsüz hale gelen ilk sözleşmeye dayalı olarak ifanın (hisse devrinin) talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

3-Mahkemenin önceki kararı Dairemizin 28.01.2016 T. ve 2015/2392 E. – 2016/934 K. sayılı kararıyla, 07.10.2002 tarihli sözleşmenin 14.06.2002 tarihli sözleşmenin tecdidi niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, KD istemi ise Dairemizin 16.03.2017 T. ve 2016/14443 E. – 2017/1588 K. sayılı kararıyla, davacı ...’ın, Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasındaki beyanında, 14.06.2002 tarihli sözleşmenin 07.10.2002 tarihli devre ilişkin sözleşme ile hükümden düştüğüne ilişkin ifadesinin bu dosya için ikrar teşkil etmediği ilave gerekçesiyle reddedilmiştir.

4-Bozmadan sonra, davacı tarafça bu kez, hisse devrini sağlamak üzere sözleşme uyarınca ödenen 100.000 € kısmi bedelin güncelleştirilmiş değerinden şimdilik 10.000 TL’nin iadesi istemiyle açılan dava bu dosya üzerinden birleştirilmiştir.

5-Yapılan yargılama sonunda Mahkemece asıl dava yönünden; 14.06.2002 tarihli sözleşme ile davalının şirketteki hisselerinin tamamının (A grubu nama yazılı hisseler) 500.000 € karşılığında davacıya devir borcunu yüklendiği, ancak edimini yerine getirmediği, davalının hisselerin devrini aynen ifa yükümünde olduğu gerekçesiyle, davacının 400.000 € bakiye bedeli depo etmesi karşılığında 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ve hisse defterine işlenmesine, birleşen davanın ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, asıl davanın reddi düşüncesinde olduğumuzdan, Mahkemece asıl davanın kabulüne dair kararın onanmasına ilişkin Daire kararına yönelik davalının karar düzeltme isteminin reddine dair Daire çoğunluk kararına katılmıyoruz. Şöyle ki;

6-Esasen asıl davanın temelini teşkil eden 14.06.2002 tarihli nama yazılı çıplak hisselerin devri taahhüdünü içeren sözleşme, 07.10.2002 tarihli sözleşmeyle ifa edilmiş, hatta icra edilmiş, 2.000 hisse ...’dan ...’a geçmiş, devrin üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra 26.01.2009 tarihinde Aydın 1.AHM’nin 2009/128 E. - sayılı dosyasında açılan davanın yargılaması sonunda, 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli R.G.’de yayınlanan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkında Tebliğ hükümleri uyarınca, yabancı sermaye yatırımı olarak ülkeye giren parayla alınan hisse senetlerinin, ancak Hazine Müsteşarlığından alınacak izinle devredilebileceği, Tebliğ hükümlerince gerektiğinde Hazine tarafından devir bedeline müdahale edilebileceği, buna karşın davaya konu senetler yönünden sözleşme öncesi izin alınmadığı, sözleşmeden 2 gün sonra 09.10.2002 tarihinde izin için Hazine’ye müracaat edilmiş ise de, evrak eksikliği nedeniyle izin verilmediği, bu gerekliliğe uyulmadığı için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğuna 31.03.2010 tarihinde karar verilmiş ve bu karar Dairemizin 29.05.2012 tarih ve 2010/7847 E. – 2012/9160 K. sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi ise 07.12.2012 tarih ve 2012/12373-20181 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmiştir.

7-Gerek 14.06.2002 tarihli ön sözleşme, gerekse 07.10.2002 tarihli asıl sözleşmenin imzalandığı tarihte 22384 sayı ve 24.08.1995 tarihli R.G.’de yayınlanan Hazine Müsteşarlığının 6224 sayılı Kanun’a dayalı olarak çıkardığı Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkındaki 2 No’lu Tebliğ’in 3/2.fıkrasındaki “ (Değişik fıkra: 27.06.1996 - 22679 s. R.G. Tebliğ-Sayı:
3-2. md.) TARİHÇE Yabancı ortaklardan, yerli ortaklara ya da Türkiye'de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara yapılacak hisse devirleri izne tabi olup, hisse satış bedelinin tespit edilmesinde taraflar arasında belirlenen değer esastır. Ancak H M Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü gerekli gördüğü hallerde değerlendirme yapabilir veya başka kuruluşlara yaptırabilir. Yapılan değerlendirme neticesinde tespit edilen değer üzerinden satışa izin verilebilir” kuralının cari olduğu, ancak Tebliğ’in dayanağı olan 6224 sayılı Kanun’un, 05.06.2003 tarih ve 4857 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 5/1-c maddesi ile ilga edildiği, hisse devirlerinde Hazine ön izninin kaldırıldığı anlaşılmıştır.

8-Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, adı geçen 2 No’lu Tebliğ, dava tarihi olan 26.01.2009 tarihi itibariyle çoktan yürürlükten kalktığı halde, 07.10.2002
tarihli hisse devir sözleşmesi tarihi itibariyle yürürlükte olduğu gerekçesiyle, davacı ... tarafından, davalı ...’a yapılan devrin iptaline karar verildiği ve kararın bu şekli ile kesinleştiği anlaşılmaktadır. Gelinen aşamada, taraflar arasındaki 14.06.2002 tarihli PROTOKOL başlıklı sözleşmenin “Hisse Devir Sözleşmesi Yapma Taahhüdü” içeren bir ÖN SÖZLEŞME niteliğinde BORÇLANDIRICI işlem olduğu, 07.10.2002 tarihli sözleşmenin ise ASIL SÖZLEŞME niteliğinde TASARRUF işlemi olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Esasen 14.06.2002 tarihli sözleşme yapma taahhüdünün 07.10.2002 tarihli sözleşme ile ifa edildiği, ne var ki, o tarihte geçerli mezkur 2 No’lu Tebliğ hükümleri karşısında mutlak butlanla batıl olması nedeniyle iptal edildiği anlaşılmaktadır.

9-Bu konuda TBK’nın 29/1 maddesi uyarınca “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir”. Ne var ki TBK’nın 29/2 maddesinde yer alan “Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır” hükmü uyarınca, borçlandırıcı işlem mahiyetindeki ön sözleşmenin geçerliliği, tasarrufi işlemi havi sözleşmenin geçerliliğine bağlı kılınmıştır.

10-Bu durumda ilerde bir tasarruf sözleşmesi yapma vaadi içeren borçlandırıcı sözleşme de, vaat edilen tasarruf sözleşmesinin geçerliliğine bağlı olmalıdır. Diğer bir anlatımla, asıl sözleşme butlanla batıl ise, bu sözleşmeyi yapma vaadi içeren ön sözleşmenin de butlanla batıl olduğunu kabul etmek gerekir. Önsözleşmenin geçerli olabilmesi için alacaklıya, borçludan borcunu yerine getirmesini isteyebilme yetkisi vermelidir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin, Ankara-2012, s.313). Sözleşmenin geçerli kabul edilebilmesi için de sözleşme içeriğinin hukuka uygun olması gerekir (F. Eren, s.317 vd).

11-Somut olayda, 14.06.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi yapılması borcunu havi Ön Sözleşme, taraflara ancak hisse devir sözleşmesi yapma borcu yükler, ki borç 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi (ASIL SÖZLEŞME) ile zaten ifa edilmiş, ancak bu sözleşmenin geçersiz olduğu Yargıtay 11. HD’nin onama ve KD ret kararlarıyla kesin hüküm halini almıştır. O halde, 14.06.2002 tarihli ön sözleşmenin, -yapıldığı tarih itibariyle- hukuka uygun şekilde asıl sözleşme yapma borcu doğurmadığının kabulü gerekir. Yapıldığı tarihte borç doğurmayan sözleşmenin, ileride engellerin kalkması ile hukuka uygun hale geldiğini söylemek doğru olmaz. Söz gelimi fiil ehliyeti olmayan 10 yaşındaki bir çocukla yapılan sözleşmenin, çocuğun 18 yaşını doldurması ile hukuka uygun hale dönüşeceği kabul edilemez. Somut olay bağlamında da, sözleşmenin yapıldığı 14.06.2002 tarihi itibariyle Hazine Müsteşarlığı’nın 2 No’lu mezkur Tebliği uyarınca ifası imkansız olan bir hisse devir borcunun, ileriki yıllarda bu yasak kalkınca hukuka uygun hale dönüşeceği ve aynen ifaya imkan tanıyacağını söylemek isabetli ve mümkün görünmemektedir. Öte yandan, Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, dava tarihi itibariyle bu yasak kalkmış olduğu halde, sözleşmenin geçerliliğinin sözleşme yapım tarihindeki maddi hukuk kurallarına çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle dikkate alınmamış ve devir sözleşmesi iptal edilmiştir.
12-2-3 ay gibi çok kısa aralıklarla konusu ve tarafları aynı olan iki ayrı sözleşmeden, tasarrufu içeren sözleşmenin geçersiz olduğu hukuken sabit ve kesin hüküm haline gelmişken, tasarrufi işlem yapma vaadini havi borçlandırıcı işleme konu sözleşmenin aynen ifası mümkün olduğunun söylenmesi, kanımızca açık bir çelişki doğurur ve hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve şeffaflık ilkesini zedeler. Zira, Aydın 1 AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmenin geçersizliğine ilişkin karar, 14.06.2002 tarihli borçlandırıcı işlem içeren taahhüt sözleşmesinin aynen ifayı sağlamayacağı hususunda kuvvetli delil teşkil eder. Bu dosyada aksi sonuca ulaşılması, daha önce kesinleşen kesin hükmün sonucu ile çelişki oluşturacağı kanaatindeyiz.

13-Birleşen dava yönünden Mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu tarafından zamanaşımı süresinin 04.10.2012 tarihinde başladığına ilişkin görüşlerine biz de katılıyoruz. Ancak zamanaşımı süresinin sebepsiz iktisap kurallarına göre TBK 77/2. Maddesi uyarınca 2 yıl olarak uygulanması gerektiği görüşüne katılmıyoruz. Zira Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, hisse senedi alım satımı nedeniyle doğan bedelin iadesi davalarına ilişkin olarak TBK’nın 147/4. Maddesinde yer alan “Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar” düzenlemesi uyarınca, zamanaşımının 5 yıl olarak uygulanması gerektiği ve birleşen davanın bu nedenle bozulması gerektiği kanaatindeyiz.
Anılan nedenlerle, asıl davada karar düzeltme isteminin kabulü ile onama ilamının kaldırılarak yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi için Mahkeme kararının bozulması, birleşen davada da, karar düzeltme isteminin kabulü ile bozma ilamının kaldırılarak yukarıda yazılı gerekçe ile kararın bozulması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun aksi yönde tecelli eden görüşüne katılmıyoruz.