Davacı, davalı işveren nezdinde 10.04.1980-11.12.1992 tarihleri arasında tarım işçisi olarak çalışmış olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulü ile davacının 15.02.1987-15.04.1990 tarihleri arasında her yıl 60 günden toplamda 240 gün davalı işveren nezdinde asgari ücretle çalıştığının tespitine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili, davalı Kurum vekili ve davalı bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile, sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davacının 1980-1992 yılları arasında geçtiğini iddia ettiği çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davacının çalışmaları ile ilgili tüm delillerin toplanmadığı, davanın, hem hizmet sözleşmesinin askıda kabul edilmesi, hem de bu dönemde hakdüşürücü sürenin geçmediği gibi bir kabulle, eksik inceleme neticesi çelişkili ve yetersiz gerekçe ile kabul edildiği görüldüğünden, öncelikle davalı ... İstasyon Müdürlüğünün ve bu müdürlüğe ait kayıtlarının müdürlüğün kapanmasından sonra nereye devredildiği tespit edilmeli ve davacının çalışmasıyla ilgili bütün kayıtlar devredilen kurumdan temin edilmeli, bu kapsamda kapanmadan öncesine ilişkin olarak bu müdürlüğe hangi dönemlerde ödenek geldiği, bu ödeneğe ilişkin olarak hangi dönemlerde mevsimlik işçi alımına gidildiği tespit edilmeli ve bu dönemlere ilişkin evraklar celbedilmeli, mevsimlik işçilere ve davayla ilgili olarak da davacıya arazi temizleme, çapalama, zeytin toplama gibi işlerin yılın hangi dönemlerinde yaptırıldığı tespit edilmeli, davacıya yapılan bütün ödemelere ilişkin evraklar incelenip, bildirilmeyen sürelerde ödeme olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalı, davacı tarafından bildirilen tanıkların beyanları ile yetinilmeyerek, re’sen tanık araştırması ve tespiti yapılıp, bu tanıkların beyanlarına başvurulmalı, bu deliller gereğince davacının çalışmasının kesintili olup olmadığı, kesintili ise, (doğum gibi bir sebeple) kendi ihtiyari ile mi, yoksa, işverenin ihtiyari ile mi, kesintiye uğradığı (mevsimlik mi olduğu) tespit edilip, bunlara göre hakdüşürücü süre araştırması ve değerlendirmesi yapılmalı, böylece, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekili, davalı kurum vekili ve davalı bakanlık vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.