1)Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.03.2017 tarihli ve 2015/537 Esas, 2017/87 sayılı Kararı ile; basit zimmet suçundan mahkûmiyet,
2)İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 12.10.2017 tarihli ve 2017/1751 Esas, 2017/2035 sayılı Kararı ile; istinaf başvurusunun esastan reddi.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hâk ve yetkisinin bulunduğu, 291. maddesinin birinci fıkrasınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294. maddesinin birinci fıkrasına istinaden temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298. maddesinin birinci fıkrası gereğince temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 299. maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının, 14.10.2015 tarihli ve 2015/140990 Soruşturma, 2015/41999 Esas, 2015/2389 numaralı İddianamesiyle sanık hakkında icraî davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 59. maddesi uyarınca son soruşturmanın açılması kararı verilmesi talep edilmiştir.
2.İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 2015/214 Esas, 2015/147 sayılı Kararı ile sanık hakkında icraî davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 257. maddesinin birinci fıkrası ve 53. maddesi uyarınca yargılamasının yapılması ve delillerin takdiri için 1136 sayılı Kanun'un 59. maddesine göre son soruşturmanın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verilmiştir.
3.Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2017 tarihli ve 2015/537 Esas, 2017/87 sayılı Kararı ile sanık hakkında eyleminin basit zimmet suçunu oluşturduğu kabulüyle bu suçtan, 5237 sayılı Kanun'un 247. maddesinin birinci fıkrası uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 53. maddesinin birinci fıkrasının, a-c-d-e bentleri uyarınca hâk yoksunluklarına hükmedilmiştir.
4.Sanık ve müdafiinin istinaf istemleri üzerine duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 12.10.2017 tarihli ve 2017/1751 Esas, 2017/2035 sayılı Kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz istemi; sanığın üzerine atılı suçun oluşmadığına ve eylemin sübutu hâlinde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağına, 5237 sayılı Kanun'un 62. maddesinin uygulanmamasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile katılan ... arasındaki vekâlet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paraların teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan ... tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 155. maddesinin ikinci fıkrasında tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve 24.10.2019 tarihinde 30928 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasının ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının bozulması yerine istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
Başkaca yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 12.10.2017 tarihli ve 2017/1751 Esas, 2017/2035 sayılı Kararının, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun'un 302. maddesinin ikinci fıkrası ve 307. maddesinin beşinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.04.2024 tarihinde karar verildi.