Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, sanığın yokluğunda verilen kararın tebliği için adı geçenin bilinen en son adresi esas alınarak Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması gerektiği, somut olayda sanığın duruşmada bildirdiği adresten farklı bir adrese tebligatın gönderildiği ve bu adresten iade gelmesi üzerine, sanığın dosyada bilinen son adresi ile MERNİS adresine aynı anda tebligatların gönderildiği, her iki tebligatın da iade geldiği, bu defa dosyada bilinen son adrese 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca 21.01.2016 tarihinde tebligat yapıldığı anlaşılmış ise de; 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebliğin usûlüne uygun olarak yapılabilmesi için daha önce aynı adrese kanunun gösterdiği usûllere göre bir tebligat yapılmış olması ve sanığın MERNİS adresinin bulunmaması gerekmektiği, aksi halde 35. maddeye göre tebligat yapılması mümkün olmadığı, sanığın Mahkemeye bildirdiği adreste daha önce yapılmış herhangi bir tebligat bulunmadığından 35. maddeye göre yapılan tebliğ işleminin geçersiz olduğunun anlaşılması nedeniyle sanığın 19.07.2016 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 196/2 maddesinde yer alan “Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir” şeklindeki düzenleme uyarınca, 5237 sayılı Kanun'un 142/2-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçuna ilişkin cezanın alt sınırının 5 yıl olması karşısında, sanığın yakalama kararı üzerine başka mahkeme tarafından sorguya çekilemeyeceği gözetilmeden savunma hakkı kısıtlanarak yargılamaya devamla, hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Açıklanan nedenle, başkaca yönleri incelenmeyen Adana 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.10.2015 tarihli ve 2015/171 Esas, 2015/1182 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.