Davanın reddine

Taraflar arasında görülen tapusuz taşınmazın tescili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 20. Hukuk Dairesince, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı, asli müdahil, asli müdahiller, davalı Hazine, davalı ... İdaresi vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde davacının babasına ait Zonguldak ili ... ilçesi ...köyü, ... mevkii, 5 ve 6 parsel sayılı taşınmazların 1965 yılı kadastro çalışmalarında tescil harici bırakıldıkları, talep konusu taşınmazların muris tarafından 24.08.1992 tarihli gayrimenkul zilyetlik devir teslim senedi ile davacıya satılarak zilyetliğinin devredildiği, öncesinde muris sonrasında davacı tarafından 70-80 yıldan fazla zilyetliğin bulunduğu iddiasıyla taşınmazların üzerindeki takyidatlarla birlikte davacı adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir.

Asli müdahil ... vekili dava konusu taşınmazlar üzerinde ortak zilyetlik olduğu iddiasıyla ½ hisse olarak kendi adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir.

Asli müdahiller vekili dava konusu taşınmazlar üzerinde tüm köy kullanımında yol olduğu iddiasıyla bu yolların tespiti ile tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi ... Tapulama Hakimliğince verilen kararın davacı ve asli müdahil ... aleyhine kesin hüküm teşkil ettiği, diğer asli müdahiller yönünden ise kadastro tespitinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir. Karara karşı davacı vekili ve asli müdahililer vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesince; Tapulama Hakimliği kararında yer alan 6 parsel sayılı taşınmaz ile dava konusu 6 parsel sayılı taşınmazın aynı olup olmadığının tespiti için keşif yapılması gerektiği, 10 yıllık hak düşürücü sürenin ise hakkında kadastro tutanağı düzenlenen ve kesinleşen taşınmazlar yönünden geçerli olduğu, tescil harici bırakılan taşınmazlar yönünden uygulanamayacağı gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; Tapulama Hakimliği kararında yer alan 6 parsel ile talep konusu 6 parselin aynı parseller olduğu, kesin hükmün tarafların külli halefleri yönünden de geçerli olduğu gerekçeleriyle davacı ile asli müdahil ... yönünden aleyhlerine kesin hüküm bulunduğundan davanın reddine karar verilmiştir. Diğer asli müdahiller yol olarak terkine dair talepleri yönünden ise hava fotoğrafı incelemelerinde haritalarda yolun gözükmediği, kadastro öncesinde de umumun kullanımında olan bir yerin zeminde gözükmediği, talep konusu taşınmazın orman vasfı ile tespit dışı bırakıldığı, kadim yol bulunmadığı gerekçeleriyle talebin reddine karar verilmiştir. Davalı Hazine vekilinin dava konusu taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tescili talebinin ise kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm davacı vekili tarafından dava konusu taşınmazların orman olmadığı, asli müdahil ... vekili tarafından bozma sonrası verilen hükmün yerinde olmadığı, asli müdahiller vekili tarafından bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı iddialarıyla, davalı Hazine vekili ile davalı ... idaresi vekili tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,

44,40'ar TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 383,20'er TL'nin temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına,

Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.