Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; murisin dava dışı bankadan konut kredisi kullandığını, kredinin teminatı amacıyla davalı ile muris arasında hayat sigorta poliçesinin düzenlendiğini, poliçelerin her yıl yenilenecek şekilde birer yıllık şeklinde tanzim edildiğini, murisin öldüğü dönemdeki poliçe vade tarihinin 02.04.2017 tarihi olması gerekirken herhangi bir bildirim yapılmaksızın poliçe vade tarihinin bir yıldan daha önce olacak şekilde sonlandırıldığını açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla ödenmiş olan 29.842,68 TL kredi tutarının, erken ödeme tazminatı olan 541,49 TL'nin ve bakiye sigorta bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigorta poliçelerinin önceki yıla ait sigortadan ayrı ve bağımsız bir sigorta sözleşmeleri olduğunu, sözleşme koşullarında değişiklik yapma, sözleşme kapsamına alınacak kişileri belirleme ve bu kişilere ait sözleşmeleri yenileme yapıp yapmama hakkının bankaya ait olduğunu, kredi kullanımına dayalı bankanın poliçe yaptırma ve yenileme konusunda mecbur tutulamayacağını, müvekkili şirketin herhangi bir bildirimde bulunma sorumluluğunun olmadığını, Grup Hayat Sigorta Sözleşmesi uyarınca sigortalılık yaşının 70 olarak belirlenmesi nedeni ile bankanın grup hayat sözleşmesi kapsamında kişiyi sigortalamasının mümkün olamayacağını, davacılar murisinin sigorta yaptırmak istemesi halinde bu sigortayı başka şirketlerden de temin etme hakkı bulunduğunu ve bu sigortanın ihtiyari sigortalardan olduğunu, muris tarafından poliçenin yenilenmemesi karşısında vefat tarihine kadar arada geçen zamanda herhangi bir itirazı yahut başvurusu olmadığını, müvekkili şirketin sigorta bedelinden sorumluluğunun da söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davanın kısmen kabulüyle 18.068,30 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davacının murisi için sigorta şirketi tarafından düzenlenen hayat sigorta sertifikalarında, "sertifikanın, banka ile sigortacı arasındaki grup hayat sigorta sözleşmesine tabi olduğu" açıkça belirtilmiştir. Grup Hayat Sigortası Sözleşmesi'nin 3.maddesinde, sigorta kapsamına alınacak kişilerle ilgili 18-85 yaş aralığı şeklinde sınırlama yapılmış olup; sigorta ettiren sıfatındaki davalı Ziraat Bankası'nın 86 nolu Yönergesi ile de hayat sigortası kapsamında sigortalatılacak kredi müşterileri için yaş haddi 70'e düşürülmüştür. Diğer yandan, davacı murisi ile ihbar olunan banka arasındaki kredi sözleşmesinin sigortaya ilişkin 16. maddesinde ve Konut Kredileri İçin Sözleşme Öncesi Bilgi Formu'nun 3. maddesinde, yıllık olarak yapılacak hayat sigortalarını yeniletme konusunda düzenlemelere yer verilmiştir. Murisin en son poliçesi 03.04.2016 ila 01.01.2017 vadeli 36.136,60 TL teminatlı 40011510 nolu poliçe olup bu tarihten sonra yenilenmiş poliçesi bulunmamaktadır. Davacı vekili poliçelerin yıllık yenilendiğini bu sebeple davalının süreyi kısaltamayacağını 03.04.2016-02.04.2017 tarihlerini kapsayan geçerli bir poliçenin bulunduğunu iddia etmiştir....zorunlu olmayıp tamamen ihtiyari nitelikte olan hayat sigortasını yapma/yaptırma/yenileme/poliçenin yenilenmeyeceği konusunda sözleşme ile bir yükümlülük üstlenmeyen davalı sigorta şirketinin sorumluluğunu gerektirir bir hukuki sebep ve riziko tarihi itibari ile geçerli bir poliçenin bulunmadığı, yaş sınırlaması ve poliçenin yenilenmeyeceği bildiriminin kredi sözleşmesinin tarafı olan bankaya ait olduğu göz önüne alındığında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bu sebeple davacının istinaf başvurusunun reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına..." karar verilerek açılan davanın karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bankanın acentesi konumunda olan davalının sözleşme ile 70 yaşa kadar sigorta poliçesi düzenleneceğini ileri sürmesinin Türk Medeni Kanunun'da düzenlenen iyi niyet kurallarına, yasa ve hukuk kurallarına aykırı olduğunu, muris kullandığı kredi için 2010 yılından beri yıllık hayat sigortası poliçesi yaptırdığını, murisin 07.12.1945 doğumlu olduğu ve murisin 70 yaşını 03.04.2015 ile 02.04.2016 poliçe dönemine ilişkin süreçte doldurmuş olmasına rağmen bir sonraki dönem olan 03.04.2016 ile 01.01.2017 tarihleri arasındaki dönem için murisin hayat sigortası yenilendiğini, muris 70 yaş sınırını geçmesine rağmen; 03.04.2015 ile 02.04.2016 dönemine ilişkin poliçe yenilemesi yapılması nedeniyle kazanılmış hakkı doğduğunu, Kredi Hayat Sigortası Katılım Sertifikası’nın “Sigortaya İlişkin Bilgiler” başlıklı kısmında da poliçe dönemlerinin yıllık olarak belirlenmiş olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, hayat sigorta sözleşmesine dayalı alacak talebine ilişkindir.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.