Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalıya ait yolcu otobüsü seyahat ederken gerçekleşen çift taraflı trafik kazasında yaralandığını, davalının taşıma sözleşmesinden kaynaklı sorumluluğunun bulunduğunu, davacının manen ve bedenen büyük zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile zorunlu ferdi kaza ve taşıma sigortası sorumluluğundan doğan 4.000,00 TL maddi tazminat ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, mahkemenin yetkisiz olduğunu, ayrıca kazaya karışan yolcu otobüsünü davalı şirketin işlettiğini, maliki olmadığını, bu nedenle husumetin yanlış yöneltildiğini, kazaya karışan otobüsün zorunlu mali sorumluluk sigortası, zorunlu karayolları yolcu taşıma mali sorumluluk sigortası ve zorunlu karayolları ferdi kaza sigortasının mevcut olduğunu, ayrıca otobüs şoförünün de sorumlu olduğunu, kusur ve maluliyet raporu alınması gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada kusur, maluliyet ve hesap raporları alındığı belirtilmiş ve davacı yanın maddi tazminat talebinin dayanağı olan zorunlu koltuk sigorta tazminatı ve zorunlu taşıma sigorta tazminatı istemlerinin muhatabının davalı şirket olmadığı, davacının bu yöndeki taleplerini davalı şirketin sigortacısı olan sigorta şirketlerine yöneltebileceği gerekçesiyle maddi tazminat isteminin pasif husumet yokluğu nedeniyle, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 15.000,00 TL'nin 26.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinde zorunlu ferdi kaza ile zorunlu taşıma sigorta sorumluluğundan davalının sorumlu olduğunun belirtildiği, gerekçede belirtilen poliçelerin sigorta şirketleri tarafından yapılması nedeniyle sigorta şirketlerine de başvuruda bulunulduğunu, mahkemenin esastan hatalı maluliyet ve hesap raporları alarak, belgesi dahi bulunmayan Ergo Sigorta A.Ş.'nin ödemesinin olduğu kabul edilerek alelacele karar verildiği, davacının maluliyeti ve yaşadığı sıkıntılar nedeniyle manevi tazminatın da çok az hükmedildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
1- Dava; yolcu taşıma sözleşmesi kapsamında meydana gelen trafik kazası sebebiyle araç işleteninden maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK'nın 85 inci maddesine göre "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur."
TBK'nun 49 uncu maddesinde "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." hükmü düzenlenmiştir.
Somut olayda davalı şirket, davacının yolcu olarak bulunduğu otobüsün işleteni olup, gerçekleşen kazanın yolcu taşıması sırasında gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Davacı taraf dava dilekçesinde her ne kadar zorunlu ferdi kaza sigortası ve zorunlu taşıma sigortasından bahsetmiş ise de davalının, taşıma sözleşmesi kapsamında sorumlu olduğundan da bahsetmiştir. Mahkemece dosyanın esası yönünden inceleme yapılmış, dava, sigorta şirketlerine de ihbar edilmiş ancak dava usulden reddedilmiştir.6100 sayılı HMK'nın 33 üncü maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu durumda mahkemece, davanın yolcu taşıma sözleşmesi kapsamında meydana gelen trafik kazası sebebiyle araç işleteninden maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu kabul edilerek yapılacak inceleme neticesinde hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
2- 6098 sayılı TBK'nın 56 ncı maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1966 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanunu'nun 4 üncü maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Somut olayda; olayın oluş şekli, tarihi, davacının yaralanması ve yukarıdaki ilkeler göz önüne alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
3- Bozma nedeni ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Yukarıda (1) ve (2) numaralı betlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Yukarıda (3) numaralı betlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.