İstinaf başvurusunun esastan reddine

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü::

Kadastro sırasında Tunceli ili Merkez ilçesi ... Köyünde bulunan 787 parsel sayılı 2.950 metrekare yüzölçümündeki (uygulama kadastrosu sonucunda 137 ada 20 parsel sayılı 3.285,48 metrekare) taşınmaz, ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş, itiraz üzerine komisyonca verilen karara itiraz edilmediğinden tutanak 10.08.1985 tarihinde kesinleşmiş, bilahare 26.10.1994 tarihinde 2886 sayılı Kanun uyarınca yapılan satış sonucunda davalı ... adına tescil edilmiştir. Aynı yerde bulanan 886 parsel sayılı 9.700 metrekare yüzölçümündeki (uygulama kadastrosu sonucunda 137 ada 19 parsel sayılı 9.727,23 metrekare) taşınmaz, susuz tarla vasfıyla senetsizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 3. kişiler adına tespit edilmiş, itiraz üzerine Tapulama Mahkemesinin 08.08.1989 tarihinde kesinleşen kararıyla orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu 137 ada 19 ve 20 parsel sayılı taşınmazların 70-80 yıldan beridir davacının murisi ile davacının zilyet ve tasarrufunda olduğunu, orman ile bir ilgisi olmadığı halde 19 nolu parselin orman parseli içinde bırakıldığını, 20 nolu parselin ise hatalı olarak yenileme çalışması ile davalılardan Kamer'e satıldığını ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar cevap dilekçelerinde; davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığından, hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, "çekişmeli 137 ada 19 ve 20 parsel sayılı taşınmazların kadastro tutanaklarının 1985-89 yılında kesinleştiği, eldeki dava ise 2021 yılında açıldığı, davanın niteliğine göre 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü süreye tabi olduğu ve dava açılması için gerekli olan sürenin geçtiği" gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, "kadastro sonucu 137 ada 20 nolu parselin (eski 787 parsel) kadastro tutanağının 10.08.1985 tarihinde kesinleştiği, 137 ada 19 nolu parselin (eski 886 parsel) kadastro tutanağının ise tespite itiraz sonucu Tapulama Mahkemesinin ilamıyla tespitin iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilmesiyle 08.08.1989 tarihinde kesinleştiği ve eldeki davanın 3402 sayılı Kanun'un 12/3 maddesinde öngörülen tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı, her ne kadar 137 ada 19 parsel yönünden tapu maliki Hazinenin davada taraf olarak yer alması gerektiğinden dosyada taraf teşkili sağlanmamışsa da, hak düşürücü süreden sonra açıldığı anlaşılan davanın reddi gerekeceğinden, bu durumun sonuca etkili olmayacağı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davacı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,

80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90 TL'nin temyiz edenden alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.