Davanın reddine
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararı davacı vekili ve davalılar ..., ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Dava konusu, Edirne ili Uzunköprü ilçesi ... Köyü 669 parsel sayılı 10.500 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla vasfıyla ... adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı vekili; Edirne ili Uzunköprü ilçesi ... Köyü hudutları dahilinde bulunan 669 nolu parselin davalı adına tespit gördüğünü, 1/25000 lik harita ve amenajman haritasında orman olarak gözükmesi, orman bütünlüğünün bozulması, meyil durumu itibarı ile toprak muhafaza özelliği göstermesi, su ve toprak rejiminin bozulması sebepleri ile dava konusu yerin Orman İdaresi adına kayıt ve tescil edilmesi gerektiğini belirterek, dava konusu yerin Orman İdaresi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 26.04.1989 tarihli ve 1987/130 Esas, 1989/240 Karar sayılı kararla; taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 20.01.2014 tarihli ve 2013/8992 Esas, 2014/728 Karar sayılı ilamıyla; ".... Mahkemece, öncelikle yörede orman kadastrosunun yapılıp yapılmadığı sorularak, yapılmış ise davanın orman kadastrosuna itiraza dönüşüp dönüşmediği, orman kadastrosuna itiraza dönüşmüş ise, bu yönden kadastro mahkemesinin görevli olduğu gözönünde bulundurularak görevsizlik kararı verilmelidir. Yörede orman kadastrosu yapılmamış ise, eski tarihlili memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116,4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 Esas-Karar; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 Esas-Karar ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 EsasKarar sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, "dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede orman kadastro çalışmalarının yapılmadığı, mahallinde teknik bilirkişiler eşliğinde keşfin icra edildiği, üç kişilik orman mühendisi bilirkişiden oluşan heyet tarafından tanzim edilen kök ve ek raporda, 669 parsel sahası, belgelere dayalı şekli ve zemin incelemeleri sonucuna göre belgelenen şekli ile 1950 yıllardan günümüze kadar tarla olarak kullanıldığının, tapulama çalışmalarında tespit harici bırakılan batı, güney ve doğudaki arazinin de çayırlık hali ile mera karakterinde olduğunun, incelenen haliyle 669 parsel sahası ve çevresinin 3116 ve 6381 sayılı Orman Kanunlarının 1 inci maddeleri gereği orman sayılmayan yerlerden olduğunun, eylemli hali ile bitişik kuzeyi tarla olarak kullanılan tapulu arazilerin tarla, diğer yönleri ile mera nitelikli olduğunun, 669 parsel sahasının belgelerde ve zemin incelenmesinde yeşil örtü ve karaçalı/çayır karışımı örtü ile kaplı saha dışında tarım arazileri içinde olduğunun net olduğu, kaldı ki karaçalı ve çayır otları ile kaplı 669 parsel sahasına bitişik söz konusu saha, belgeler ve zemin incelemesine göre mera karakterli olduğunun ve orman sayılan yerlerden olmadığının, bu durumun orman amenajman plan haritasında gösterildiği şekliyle Orman İdaresi gözünde ve uygulanmasında da bu şekilde olduğunun, yine ziraat mühendisi bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda, dava konusu taşınmazın 1981 ve 1986 yıllarında kadastro tapulaması yapılan ve kesinleşen tarla niteliğinde bir taşınmaz olduğunun belirtildiği, bilirkişi raporlarının kanuna, Yargıtay içtihatlarına ve denetime elverişli bulunduğu anlaşılmakla, bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporlar doğrultusunda davanın reddine" karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalılar ..., ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin ve davalılar ..., ... ve ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 18.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.