Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar, 145 ada 1 numaralı parselde kayıtlı taşınmazda davalılar ile iştirak halinde malik olduklarını, taşınmaza davalıların kuyu açmak suretiyle tecavüz ettiklerini ve aynı zamanda mala zarar verdiklerini, davalı tarafından açılan kuyu sebebi ile bitişik parselde bulunan taşınmazları içerisinde yer alan kuyunun suyunun da azaldığını, bu azalma sebebi ile bahçede bulunan ağaçlarının yeterli derecede sulamanın imkansızlaştığını belirterek davalıların 145 ada 1 numaralı parsele su kuyusu açmak suretiyle yapmış oldukları müdahalenin önlenmesine, su kuyusunun kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davacılar, 05.06.2014 tarihli dilekçesiyle davalıların dava konusu taşınmazın etrafına duvar yapmak suretiyle de el attığını belirterek bahçe duvarının da kaldırılmasına karar verilmesini ıslah suretiyle talep etmişlerdir.
Davalılar vekili, davacıların kullanmış oldukları 145 ada 2 parselde bulunan kuyunun 1974 yılında müvekkillerinden ... tarafından çıkarıldığını, 2 nolu parselin davacılarca kullanılmaya başlanmasından sonra kuyudan müvekkillerine su kullandırılmaması üzerine müvekkilinin zarar gördüğünü ve dava konusu taşınmazdan kuyu çıkarmak mecburiyetinde kaldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacılar ile davalılar arasında dava konusu taşınmazın kullanımı hususunda fiili ve harici bir rızai taksim bulunmadığı, davacıların davaya konu taşınmazı kullanmalarının engellendiğine dair bir delilin mevcut olmadığı, davaya konu su kuyusunun kaplamış olduğu alan ve davalılar ile davacıların taşınmazdaki hak sahibi oldukları paylar da dikkate alındığında davalıların taşınmazdaki paylarından daha fazla yer kullandıklarının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.

1-Davacıların dava konusu taşınmazın etrafına örülen duvarın yıkılmasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK mad. 26). Islah yolu ile talep genişletilebilirse de davaya yeni talep (dava) eklenemez. Somut olayda, davacılar, 03.02.2010 tarihli dava dilekçesinde, sadece, dava konusu 142 ada 2 parsel sayılı taşınmaza davalılar tarafından yapılan kuyunun kaldırılması suretiyle müdahalenin önlenmesi talebinde bulunmuş, 05.06.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle 142 ada 2 nolu parselin etrafına örülen duvarın kalini istemiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi, ıslah yolu ile müddeabihe müddeabih eklenemez,başka bir dava ile istenebilecek hususlar ıslah yolu ile istenemez. Mahkemece bu talep yönünden verilen red kararı isabetli olup davacıların bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2-Davacıların kendi komşu parsellerine yönelik olarak kuyu açılmak suretiyle yapılan müdahalenin önlenmesi isteğine ilişkin temyiz istemlerinin incelenmesine gelince,

Mahkemece bu talep yönünden de davanın reddine karar verilmişse de komşuluk hukuku yönünden yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Bilirkişi raporunda komşuluk hukuku yönünden yapılan tecavüzlerin neler olduğu ve zararın giderim şekli hükme elverişli bir biçimde belirlenmemiştir. Davada sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmek için suların en az olduğu bir dönemde su işlerinden anlayan uzman bilirkişiler seçilmek suretiyle yerinde yeniden keşif yapılarak tarafların içme suyu ve sulama suyu ihtiyaçları belirlendikten sonra yararlandıkları veya yararlanabilecekleri tüm su kaynakları incelenerek, içme suyu ve sulama suyu nitelikleri de belirlenip, gerektiği takdirde tarafların sudan yararlanma şekil ve şartlarını gösterir infaza elverişli bir su rejimi kurularak sonuca gidilmesi gerekirken, değinilen bu yönler gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.

Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacıların yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacıların diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenle reddine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.