Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından 09.03.2016/2017 vade tarihli Konut Sigorta Poliçesi ile davacıların murisi Silo Tatlı'nın konut ve eşyalarının terör teminatı ile sigortalandığını, konutun bulunduğu mahal ve çevresinde terör örgütü üyeleri tarafından yapılan eylemlere mukabil güvenlik güçlerince operasyonlar gerçekleştirildiğini, operasyonlar sırasında sivil vatandaşların zarar görmemesi için 13.03.2016-30.05.2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini, bu sırada güvenlik güçleri ile terör örgütü üyeleri arasında çıkan çatışma sırasında dava konusu konut ve içindeki eşyaların zarar gördüğünü, 30.05.2016 tarihinde sokağa çıkma yasağının kalkmasından sonra müvekkilinin hasara muttali olduğunu ve kısa bir süre sonra hasarın davalı ... şirketine ihbar edildiğini, ancak söz konusu poliçeden kaynaklanan hasar bedelinin müvekkiline ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin hak ve alacaklarının saklı kalması kaydıyla taşınmazda meydana gelen hasar nedeniyle 2.300,00 TL ve yanan ev eşyaları için 1.000,00 TL olmak üzere toplam 3.300,00 TL maddi tazminatın 30.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile talebini yıkılan ve sigorta kapsamındaki taşınmaz için 100.000,00 TL'ye, tümüyle zayi olan ev eşyaları içinse 30.000,00 TL'ye olmak üzere toplam talebini 130.000,00 TL'ye arttırmıştır.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu sigorta poliçesi yaptırıldığı tarihte, bölgede sokağa çıkma yasağının mevcut olduğunu, poliçe yaptırılırken, zaten riskin gerçekleşeceğinin bilinebilir ... geldiğini, zararın gerçekleşeceği bilinerek poliçe yaptırıldığını, sigorta süresi içinde zararın gerçekleşeceği “kesin” ise o sigortanın geçerli olmayacağını, sigorta tekniğine göre gerçekleşen rizikonun ani ve beklenmedik olması gerektiğini, kamu tasarrufu ile önceden ilan edilip zaman içine yayılarak yapılmasının, ayrıca münferit terör olaylarına değil komple imhaya yönelik ve düzenli olmasının ''rizikonun ani ve beklenmedik olması'' şartını ortadan kaldırdığını, dava konusu hasarın meydana geliş şeklinin ''terör olayları'' niteliğinde değil ''çarpışma'' şeklinde olduğunu, bu nedenle hasarın teminat kapsamı dışında kaldığını, kamu otoritesi tarafından yapılacak tasarruflar nedeniyle meydana gelen zararın sigorta teminatı dışında olduğunu, davacının zararı Devlet tarafından giderileceğinden sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacının sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinden sonra poliçe tanzim ettirmesinin Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesine aykırılık teşkil ettiğini ve dava konusu poliçe şartları çerçevesinde %5 muafiyet mevcut olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içeriği, taraf beyanları, bilirkişi raporu, Zarar Tespit Komisyonu yazıları ve poliçe içeriğinden, 2016 yılında Hakkari İli Yüksekova İlçesinde terör örgütü PKK'ya karşı yürütülen operasyonlar nedeniyle 13.03.2016 tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, davacının ise bölgede meydana gelebilecek saldırıları da göz önünde bulundurarak davalı ... ile 09.03.2016 tarihinde kendisine ait konut ve içerisindeki eşyaları terör olaylarını da kapsar şekilde mal sigortası ile sigortaladığı, daha sonra bölgedeki çatışmalar nedeni ile davacının konutunun ve konutunun içindeki eşyaların zarar gördüğü, davaya konu rizikonun teminat süresi içerisinde gerçekleştiği, poliçenin hasar tarihinde yürürlükte olduğu, sigorta poliçesindeki limit içerisinde kalan zararın sigorta kapsamında sigorta şirketi tarafından karşılanması gerektiği, usul ve yasaya uygun hazırlanan oluşa uygun, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi heyeti raporu ile poliçe şartları gereği düşülmesi gereken %5 muafiyet oranı düşülerek zarar miktarının bina ve eşya hasarı için toplam 133.451,25 TL olarak hesaplandığı, davacı vekili tarafından yargılama sırasında sunulan 30.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile talebin yıkılan ve sigorta kapsamındaki taşınmaz için 100.000,00 TL'ye, ev eşyaları içinse 30.000,00 TL'ye olmak üzere toplam talebini 130.000,00 TL'sına arttırıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 100,000,00 TL bina hasar alacağının dava tarihi olan 22.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile davalı ... arasında kurulan sigorta poliçesine ilişkin sözleşme 6502 sayılı TKHK'nın 3 üncü maddesi anlamında bir tüketici işlemi olup görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olduğundan davalının ticaret mahkemesinin görevli olduğuna dair itirazının yerinde görülmediği, olay tarihlerinde Yüksekova ve diğer bir kısım yerlerde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinin güvenlik güçlerinin terör örgütü üyelerine yönelik operasyonlar yaptığının ulusal televizyon ve basında yer aldığı, davalı şirketin acentesinin olaylardan önce konut sigortası poliçesi tanzim etmesinin davalıyı muhtemel risklere karşı uyarmamasının davalı ... ile acente arasındaki ilişkiyi ilgilendirdiği, rizikodan önce poliçe tanzim edilmesinin tek başına kötü niyeti göstermeyeceği, kaldı ki bölgede uzun yıllardır terör örgütüne karşı güvenlik güçlerinin operasyonlarının devam ettiği, davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 18 inci maddesinin 2 nci fıkrasına göre basiretli bir tacir gibi hareket etmesi, riziko analizi konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerektiği, dava konusu olayda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1435 inci maddesi anlamında sigortalının beyan yükümlülüğünü ihlal ettiğinden söz edilemeyeceğinden, davacının konutunun zarar göreceğini kesin olarak bilmesi mümkün görülmediğinden davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf itirazlarının da yerinde görülmediği, yine terörle mücadele kapsamında zarar gören kişilere Devlet kurumları tarafından ödemeler yapıldığı, sigortalıların mevcut koruma dışında taşınmazlarını sigorta örtüsü altına almak istedikleri, resmi kurumlar tarafından konut yapılmasının veya diğer Kanunlar uyarınca yardımda bulunulmasının sigortacının sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, bu durumun zenginleşme yasağı kapsamına girmeyeceği, davacı tarafça eldeki dava kısmi dava olarak açılmış olup, dava ve ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin geçmediği, dava tarihi itibariyle faize hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, poliçelerdeki teminat limiti dahilinde davanın kabulüne karar verildiği ve raporun dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin ticaret mahkemesi olduğunu, davacı tarafından poliçe akdedileceği esnada taşınmazın bulunduğu bölgede terör olaylarının yaşandığı daha önce ilan edildiği gibi yine sokağa çıkma yasağı ilan edileceği bilinmekte iken, rizikonun bilinmezliği ilkesine de aykırı olacak şekilde mezkur poliçenin akdedilmek istendiğini, mezkur poliçeye istinaden, davacı tarafın bildirim yükümlülüğüne uymaması nedeni ile, talepte bulunulamayacağını, davacı tarafın zararının karşılanması için 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca taşınmazın bulunduğu Yüksekova Kaymakamlığı’na başvurması gerektiğini, sigorta sözleşmesinin taraflarının, rizikonun gerçekleşeceğini bilmelerine rağmen konu rizikoları kapsayacak şekilde sigorta sözleşmesi yapmalarının kanuna karşı hile niteliğinde olduğunu, bu tür bir anlaşmanın hem Türk Ticaret Kanunu hem de Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunun hüküm tesisine elverişli olmadığını ve ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme Gerekçe
Uyuşmazlık, konut sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, anılan bölgede uzun yıllardır terör örgütüne karşı güvenlik güçlerinin operasyonlarının devam ettiği ve bunun tüm kamuoyu tarafından bilindiği dikkate alındığında davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2 nci maddesine göre basiretli bir tacir gibi hareket etmesi ve riziko analizi konusunda gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerekeceğinden, dava konusu olayda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1435 inci maddesi anlamında sigortalının beyan yükümlülüğünü ihlal ettiğine yönelik delil bulunmamasına, zararın terör klozu teminatı dahilinde olmasına, bilirkişi raporunun hükümde benimsenmesinde hata edilmemiş olmasına, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1420 nci maddesi gereği sigorta sözleşmelerinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı, bu sürenin sokağa çıkma yasağının kalkmasından ve 45 günlük ihbar süresinden sonra başlayacağı gözetildiğinde ıslah ile talep edilen alacak kaleminin zamanaşımına uğramamış olmasına ve özellikle karar başlığında muris Silo Talı'nın mirasçılarından davacı ... dışındakilerin ismine yer verilmemiş olması mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup bu hususun bozma nedeni yapılmamış olmasına ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.