Davacı, davalı işverene ait işyerinde 23.7.1996-31.5.2002 tarihleri arasında hizmet akdi ile çalışmış olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde davanın kabulü ile, davacının 23.7.1996-31.5.2002 arasında, hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de; hüküm, eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Zira, dosyada mevcut deliller sübut konusunda tam bir kanaat ortaya koymamakta, hakdüşürücü sürenin varlığı hususunda da tereddüde sevk etmektedir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Şu halde, yapılması gereken iş; davanın kamu düzenini ilgilendirir bir dava olduğu ve re’sen araştırma ilkesi kapsamında olduğu gözetilerek, davacı tarafça davalıya ait işyerinde 23.7.1996-31.5.2002 tarihleri arasında çalışıldığının belirtilmesi, davacı adına davalı işyeri tarafından, Kuruma sigortalılık bildiriminin, ilk olarak 1.9.1996 tarihinde yapılması, davacı ile, davalı spor kulübü arasında her yıl Temmuz-Mayıs ayları arasını kapsar şekilde profesyonellik sözleşmesi akdedilmesi, sözleşmelerin kapsamadığı tarihler haricinde kalan dönemde davacının davalı nezdinde ne tür bir çalışmasının geçtiği ile, ilgili, hiçbir araştırmanın yapılmaması karşısında, öncelikle, davacının, Kuruma ilk olarak bildirimin yapıldığı 1.9.1996 tarihinden önce, Kuruma verilmiş bir işe giriş bildirgesinin veya Kurumun davacının çalışmasına yönelik bir saptamasının bulunup bulunmadığın araştırılması, yapılan araştırmada, böyle bir bildirim veya saptamanın mevcut olmadığının anlaşılması halinde dava tarihi olan 8.7.2010 tarihine göre, 1.9.1996 tarihinden önceki çalışmalar için hakdüşürücü süre yönünden değerlendirme yapılması, keza, davacı ile, davalı spor kulübü arasında her yıl Temmuz-Mayıs ayları arasını kapsar şekilde akdedilen profesyonellik sözleşmelerinin kapsamadığı tarihlerde davacının davalı nezdinde ne tür bir çalışmasının geçtiğinin araştırılması, dava edilen sürelerde davacı ile birlikte kulüp nezdinde çalışmış veya davacının çalışmalarını bilebilecek komşu işyeri tanıklarının tespiti ve re’sen kamu tanığı olarak beyanlarının alınması, bu aylarda geçmiş bir çalışma yoksa çalışmanın kısmiliğinin değerlerdirilmesi suretiyle, toplanan delilleri hep birlikte değerlendirip takdir ederek, varılacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 13.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.