HÜKÜMLER: Mahkûmiyet
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Muş Ağır Ceza Mahkemesinin, 30/12/2009 tarihli ve 2009/105 Esas, 2009/303 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi, 62,52,63 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 83.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Muş Ağır Ceza Mahkemesinin, 30/12/2009 tarihli ve 2009/105 Esas, 2009/303 Karar sayılı kararının sanıklar tarafından temyizi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 09.12.2013 tarihli ve 2012/17673 Esas, 2013/19468 Karar sayılı kararı ile eksik araştırma ve sair hususlar nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3. Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.03.2015 tarihli ve 2014/6 Esas, 2015/172 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi ve son fıkrası, 62,52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 210.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sonuç cezanın 2 yıl 6 ay hapis ve 83.320,00 TL adli para cezası olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
Sanıklar müdafiinin temyiz isteği; suçun unsurlarının oluşmadığına, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, ilişkindir.
Sanık ...'un 14.12.2006 tarihinde ... tarafından yapılan eski alay binalarını güçlendirme ihalesini kazandığı, söz konusu ihale gereği sanıktan teminat mektubu istendiği, Şekerbank Yalova şubesinden alınan 09.01.2007 tarihli ve 126.000,00 TL bedelli 15.08.2008 tarihine kadar geçerli olan teminat mektubunun aslı yerine renkli fotokopisinin sanık ...’ın oğlu olan diğer sanık ... tarafından kaymakamlığa teslim edildiği, sanıkların aldıkları ihaleye konu işleri zamanında bitiremeyince kaymakamlık tarafından sözleşmenin 23.06.2008 tarihinde fesh edilerek bankaya, teminat mektubunun hazineye irat kaydedilmesi için 04.08.2008 tarihinde yazı yazıldığı, bankadan gelen cevabi yazıda söz konusu teminat mektubunun aslının sanık ... tarafından 11.06.2008 tarihinde bankaya iade edilerek kayıtlarından düştüğünün bildirildiği, sanıkların bu şekilde ihale dosyasına teminat mektubunun aslını koymak yerine renkli fotokopisini koymak suretiyle hileli davranışla kamu kurumunu zarara uğrattıkları iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması neticesinde, sanıkların savunmaları, tanık beyanları, bilirkişi raporlarının içeriği ve tüm dosya kapsamından edinilen kanaat ile toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirilerek sanıkların üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işledikleri kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararları verilmiştir.
Gerekçeli karar başlığında "14.12.2006" şeklinde yanlış yazılan suç tarihinin haksız menfaatin elde edildiği tarih olan "11.06.2008" şeklinde mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
1. Sanıklar hakkında hükmolunan adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde hapse çevrileceğine karar verilmiş ise de adlî para cezasının ödenmemesi halinde izlenecek yöntemin, 5275 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtildiği ve bu hususun, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.01.2018 tarihli ve 2017/12-463 Esas, 2018/20 Karar sayılı kararı uyarınca infaz aşamasında dikkate alınabileceği anlaşıldığından bozma nedeni yapılmamıştır.
2. Sanıklar hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.03.2015 tarihli ve 2014/6 Esas, 2015/172 Karar sayılı kararında sanıklar müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanıklar müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak Başkan vekili ... ve Üye ...'in karşı oyları ile oy çokluğuyla ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
18.04.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Sanıklardan İhsan’ın 14.12.2006 tarihinde ... tarafından yapılan eski alay binalarını güçlendirme ihalesini kazandığı, söz konusu ihale gereği sanıktan teminat mektubu istendiği, Şekerbank Yalova şubesinden alınan 126.000 TL'lik 09.01.2007 tarih ve 15.08.2008 tarihine kadar geçerli olan teminat mektubunun renkli fotokopisinin sanık ...’ın oğlu olan diğer sanık ... tarafından kaymakamlığa teslim edildiği, sanıklar aldıkları ihaleye konu işleri zamanında bitiremeyince kaymakamlık tarafından sözleşmenin 23.06.2008 tarihinde fesh edildiği, kaymakamlığın bankaya teminat mektubunun hâzineye irat kaydedilmesi için 04.08.2008 tarihinde yazı yazdığı, bankadan gelen cevabi yazıda söz konusu teminat mektubunun aslının sanık ... tarafından 11.06.2008 tarihinde bankaya iade edilerek kayıtlarından düştüğünün bildirildiği, sanıkların böylece kamu kurumunu dolandırdığı iddia edilen olayda,
Dolandırıcılık bir zarar suçu olup, suçun tamamlanabilmesi için aldatılan kişinin kendi malvarlığı üzerinde veya üzerinde tasarrufta bulunduğu başkasına ait malvarlığı üzerinde bir azalma meydana gelmelidir. Zarar mağdurun değeri parayla ölçülebilen aktif malvarlığında bir eksilme veya pasif malvarlığında bir artıştır. (Dr. Meral Ekici Şahin, Dolandırıcılık, Ekim 2019, s.303-304)
Dolandırıcılık suçunda failin gösterdiği hileli davranış sonucunda mağdurun zarara uğratılması aranmaktadır. Hileli davranış sonucu gerçekleşen zararın mal varlığı değeri esas korunan unsurdur. Suçun esas düzenleniş amacı da bu tür davranışlarla gerçekleşen zararı önlemektir. Zarar kelimesi “Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat” olarak tanımlanmıştır.
Dolandırıcılığa konu olan ve mağdur açısından zarar oluşturan mal varlığı hukukça korunan ekonomik bir mal varlığı olmalıdır. Bu anlamda ekonomik bir değer arz eden bir tarafın pasifinde diğer tarafın aktifindeki artışına neden olacak mal varlığı değerleri mağdurun aldanması sonucu kendisinin veya başkasının mal varlığındaki eksilme zarar olarak kabul edilmelidir.
Mahkeme tarafından yapılan soruşturma neticesinde; sanığın ihale ile yüklendiği işin büyük bir kısmını yaklaşık 18 aylık süre içinde yerine getirerek hakedişlerini aldığı, önceden yapılan ana imalatlar konusunda anlaşmazlık bulunmadığı, idarenin sözleşmeye uygun olarak imalat eksikliği olduğunu belirttiği husuların ise telafisi mümkün esaslı olmayan hususlar olup, idarenin bu nedenle sözleşmeyi feshedeceğini anlaması üzerine ihale anında ve süresince gerçeğini sunduğu banka teminat mektubunu sözleşmeden kaynaklanan cezai şarttan kurtulmak için dosya arasından çıkartıp yerine sahte banka teminat mektubu koyduğu anlaşılmaktadır. Sanığın, bu fiili ile elde ettiği haksız bir menfaat bulunmamakta, katılan idarenin ise aktif malvarlığında azalma veya pasifinde çoğalma bulunmamaktadır.
İhaleyi yüklendiği anda sunduğu belgelerin tamamının (banka teminat mektubu dahil) gerçek olduğu ve menfaati bu aşamada elde ettiği, menfaati elde ettikten sonra sözleşmeden kaynaklanan cezai şartı ödememeye yönelik hileli fiilinde ise sadece sahtecilik suçunun oluştuğu, dolandırıcılık suçunun zarar öğesinin gerçekleşmemesi nedeniyle yasal unsurları gerçekleşmediğinden beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.18.04.2024