Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, ... ili ... ilçesi ... köyünde bulunan 1546 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti yapılırken Maliye Hazinesi adına tespit edildiğini, müvekkilinin dava konusu parseldeki zilyetliği, devir sözleşmesi ile davalıdan devraldığını, ancak hak sahipliği tespiti ve kullanım kadastrosu çalışmaları sırasında müvekkilinin zilyetliğinin tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi gerekirken gösterilmediğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın müvekkilinin zilyetliğinde olduğunun tespiti ile tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının dava konusu taşınmazda herhangi bir zilyetliğinin bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, dava konusu parsel ile ilgili 1992 yılında yapılan kadastro çalışmalarının 16.09.1992 ile 19.10.1992 tarihleri arasında askı ilanına çıkarıldığı ve yapılan bu tespite karşı süresi içinde ... Kadastro Mahkemesinin 2000/167 Esas sayılı dosyası üzerinden dava açıldığı, iş bu davanın 26.04.2001 tarihinde kesinleştiği, bu nedenle 10 yıllık yasal hak düşürücü sürenin dava tarihi itibariyle dolduğu, söz konusu davada hem davalının hem davacının Maliye Hazinesi aleyhine dava konusu parselin tespitine itiraz ettikleri, her ne kadar mevcut davaya delil olan zilyetlik devir sözleşmesi 15.03.1998 tarihine ilişkin olup, kadastro mahkemesindeki yargılama sırasında tarafların birbirine verdikleri iddia olunan bir belge olmasına rağmen söz konusu yargılama sırasında ileri sürülmediği ve sonraki tarih itibariyle de karar verildiği, ayrıca dava konusu taşınmaz ile ilgili olarak Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamında güncelleme çalışması yapılmadığı, davacının iddialarının dava konusu taşınmazda Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamında yapılmış güncelleme çalışması olmaması nedeniyle, mevcut tapu kaydındaki zilyetlik şerhinin oluşturulmasından ve buna ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık yasal hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, zilyetlik devir sözleşmesi nedeniyle davalının zilyetlik şerhinin iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda, davaya konu taşınmazın 22.05.1992 tarihli kadastro tutanağına göre, taşınmazın geldisi olan 310 parselin 1970 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında orman tahdidi içinde kaldığı, 1983 tarihli orman kadastro çalışmaları sırasında 2/B gereği orman sınırları dışına çıkarılan alan içinde olduğu, davaya konu 1546 parselin 310 parselin ifrazı neticesinde oluştuğu, tarla vasfı ile Hazine adına Kadastro Mahkemesinin 2000/167 Esas, 2000/318 Karar sayılı ilamıyla hükmen 09.05.2001 tarihinde tescil edildiği, beyanlar hanesinde, Ramazan çocukları ..., davalı ..., ..... ve davacı ... ile, .....kullanımında olduğunun şerh düşüldüğü, davaya konu taşınmazın kadastro tespitinin 22.05.1992 tarihinde yapıldığı, 16.09.1992-19.10.1992 tarihleri arası askı ilanına çıkarıldığı, bu tesbite süresi içinde itiraz edildiği, itiraz üzerine hükmen tescil edildiği, 2010-2011 yılında davaya konu taşınmazın bulunduğu bölgede 22/A çalışmalarının yapıldığı, bu çalışmalar sonucunda 08.08.2011 tarihinde dava konusu taşınmazın 28254 ada 503 parsel olarak Hazine adına tescil edildiği, daha sonra davaya konu taşınmazın olduğu bölgede 2012 yılında 2/B fiili kullanım kadastro çalışmaları yapıldığı, fakat davaya konu taşınmaz üzerinde tedbir kararı bulunduğundan 2/B güncelleme çalışmalarına dahil edilmediği, davacı vekilinin 15.03.1998 tarihli zilyetlik devir sözleşmesine dayandığı anlaşılmaktadır. Buna göre dayanak devir sözleşmesi tespit sonrası tescil öncesi bir tarihe karşılık geldiğinden 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesinde belirtilen hak düşürücü süre uygulanmayacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiştir.

Dava çekişmeli taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki davalı lehine kullanıcı şerhinin iptali istemine ilişkin olduğundan, bu nitelikteki davalarda, husumetin taşınmazın maliki olan Hazineye de yöneltilmesi zorunludur. Somut olayda dava, sadece davacının zilyetliğini devraldığını iddia ettiği ...’a karşı açılmış, taraf teşkili eksik bırakılmıştır. O halde Mahkemece, yasal hasım durumunda bulunan Hazine davaya dahil edilip, dava dilekçesi usulüne uygun tebliğ edilerek, taraf teşkili sağlandıktan sonra tarafların bildirdikleri deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 22.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.