Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait dört daire ve 2 nolu dairedeki eşyalarının davalı şirket tarafından G.L.K.H.H. Terör rizikosu kapsamında teminat altına alındığını, müvekkilinin konutunun bulunduğu Yüksekova ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini, bu süreçte müvekkiline ait konutlar ile bir daire içerisindeki eşyaların tamamen yanmış ve kullanılamaz ... geldiğini, Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından oluşturulan komisyon tarafından yapılan incelemede konutun tamamen kullanılamaz ... geldiğini ve eşyaların da tamamının yanmış ve kullanılamaz ... geldiğini, rizikonun gerçekleşmesinden sonra müvekkilinin davalı ... şirketi ile bağlantıya geçtiğini, eksper tarafından gerekli incelemelerin yapılarak rapor hazırlandığını ancak müvekkiline herhangi bir ödemenin yapılmadığını, poliçeler ile teminat altına alınan eşyalar için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla he bir daire için 1.000,00 TL ve ev eşyaları için 500,00 TL olmak üzere toplam 4.500,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için uyguladığı avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili talebini 550.000,00 TL'ye çıkarmıştır.

Davalı cevap dilekçesinde; davanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılması gerektiğinden davanın yetki ve işbölümü nedeni ile reddine karar verilmesini, alacak isteminin belirsiz alacak davası koşullarını taşımadığından davanın hukuksal yarar yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edileceğinin ilgili yerlere yerel organlarca duyurulduğunu, gerçekleşeceği kuvvetle muhtemel hasarın davacı tarafından garanti altına alınmaya çalışıldığını, sokağa çıkma yasağının ilan tarihi ile poliçe tarihi arasında birkaç gün olduğunu, teminat sağlayan poliçenin ilk kez bu olaylardan birkaç gün önce tanzim ettirilmesinde kastın olduğunu, bu durumun varlığı halinde uygulanacak yaptırımın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1439 uncu maddesinde düzenlendiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte talebin reddini gerektirecek unsurların ve kastın olmadığı düşünülse bile hasarın teminat dışı olduğunu, hasarın ani ve beklenmedik olma halinden uzak olduğunu, zararın terör klozu kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, somut olayda iyiniyet ve dürüstlük kuralının çiğnendiğini, talebin fahiş ve sebepsiz zenginleşmeye yönelik olduğunu, operasyonların ardından zararın Devlet tarafından karşılanacağını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla taleplerin teminat kapsamında olduğu varsayılsa bile tazminatın hesaplanmasında özel şart, muafiyet ve klozların dikkate alınması gerektiğini belirterek haksız ve hukuka aykırı davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; terör olayları sonucunda hasara uğrayan bina ve eşyalara ilişkin zararların poliçe kapsamında bulunduğu, yapılan tazminat hesabında toplam 156.750,00 TL bina ve eşya hasarı olduğu, hesaplama yapılırken ekspertiz raporunun dikkate alındığı,sadece 4 nolu daire eşyasının teminat altına alındığı ancak hırsızlık teminatı için ek sözleşme yapılmadığından eşya hesaplamasının yapılmamış olduğu ancak ekspertiz raporunda yatak odası takımına ilişkin yenilemenin belirtilmesine rağmen buna ilişkin değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından dosya üzerinden ek rapor aldırılmış olup 23.11.2018 tarihli ek bilirkişi raporunda hasarlı yatak odası takımı hasar tutarının tazminat hesabına eklenmesi sonucu tazminat tutarının 161.500,00 TL olarak hesaplandığı, 2016 yılında Hakkari İli Yüksekova İlçesinde 13.03.2016 tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, davacının ise bölgede meydana gelebilecek saldırıları da gözününde bulundurarak davalı ... şirketi ile 09.03.2016 tarihinde kendisine ait binaları ve eşyaları terör olaylarını da kapsar şekilde "Benim Evim Sigorta poliçelerini" yaptırdığı, daha sonra bölgedeki çatışmalar nedeni ile davacının konutu içerisindeki eşyalarının zarar gördüğü, bu durumun dosya içindeki fotoğraflar ve davalıca yaptırılan ekspertiz raporu ile sabit olduğu,Yangın Sigortası Genel Şartları B.3 maddesinin 2. fıkrası son cümlesine göre; "Sigortacı hasar miktarına ilişkin belgelerin kendisine verilmesinden itibaren bir ay içerisinde gerekli incelemelerini tamamlayıp hasar ve tazminat miktarını tespit edip sigortalıya bildirmek zorundadır." anılan madde uyarınca, davalı ... şirketinin temerrüt tarihinin davacı tarafından usulüne uygun başvuru tarihinden bir ay sonra gerçekleştiğinin kabulü gerekmekte olup davacı vekilinin dava dilekçesinde dava tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiş olması dikkate alınarak taleple bağlılık ilkesinin dikkate alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile 13139043 nolu sigorta poliçesinden kaynaklı eşya zararı için davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile reddine, 161.500,00 TL bina ve eşya sigorta alacağının dava tarihi olan 28.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta poliçeleri limitinde kalmak kaydı ile davalı ... şirketinden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; ıslah talebinin zararın ortaya çıkmasından sonra iki seneyi geçtikten sonra yapıldığını, iki senelik zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının kötü niyetli bir biçimde sokağa çıkma yasağının hemen öncesinde sigorta yaptırdığını, esasen davacının rizikoyu değil mevcut olan hasarı sigortalatmaya çalıştığı ve sigortanın geçersiz olduğunu, TTK'nın 1435 inci maddesine göre beyan yükümlülüğünü ihlal etmek suretiyle önemli hususları sigortacıdan bilinçli olarak ve kasten saklayarak poliçe tanzim ettirdiğini, sokağa çıkma yasağı uygulanacağının yerel organlarca duyurulduğu ve hoparlörlerle ilan edildiğini, davacının meydana gelebilecek zararı bilmesine rağmen bu durumu gizlediğini, olayın tüm sigorta mevzuatı nezdinde ve hasar değerlendirmelerinde öncelikli olgu olan "ani ve beklenmedik olma" halinden çok uzak olduğunu, terörün teminatın genel anlamda dışında olduğunu, ancak ilgili olayın poliçede yer verilmiş olan terör klozu ile tek tarafıyla teminata alınan klozun kapsamında da değerlendirilemeyeceğini, zarara sebebiyet veren olaya bakıldığında; terör örgütü varlığına yönelik Devlet tarafından operasyon yapıldığını, bu nedenle oluşacak zararın terör klozu kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafından iyi niyet ve dürüstlük kuralının ihlal edildiğini, zararın Devlet tarafından karşılanıp karşılanmadığının talepte bulunmalarına rağmen mahkemece ilgili kurumlardan sorulmadığını ve eksik inceleme ile karar verildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı esaslı itirazlarını karşılar yeni bir bilirkişi raporu alınmadan eksik incelemeye dayalı hüküm tesis edildiğini, zararın terör teminatında değerlendirilebilmesi için öncelikle somut bir terör girişimini/bir eylemi bastırmak amacı ile Devlet güçlerinin müdahalede bulunması, operasyon yapması ve zararın buna bağlı olarak gelişmesinin gerektiğini, ancak iş bu davaya konu olayda somut bir terör eylemi girişiminden müstesna olarak, zarara neden olabilecek herhangi bir belirli bir eylem hazırlığı veya girişimi olmaksızın, terör örgütünün varlığına dönük Devlet müdahalelerinin/ operasyonlarının yapıldığını, bu nedenle oluşacak zararın terör klozu kapsamı içerisinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca temerrüt olgusunun bulunmaması karşısında hasar tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirtip, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 13.03.2016-30.05.2016 tarihleri arasında Yüksekova'da sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, terör örgütü üyeleri tarafından yapılan eylemlere karşılık güvenlik güçlerince operasyonlar gerçekleştirildiği, operasyonlar sırasında sivil vatandaşların zarar görmemesi için sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, bu sırada güvenlik güçleri ile terör örgütü üyeleri arasındaki çatışma sırasında meydana gelen zararın, poliçenin atıfta bulunduğu Yangın Sigortası Genel Şartları A.4 maddesinde düzenlenen savaş, her türlü savaş olayları, istila, yabancı düşman hareketleri, çarpışma, iç savaş, ihtilal, isyan, ayaklanma ve bunların gerektirdiği intibati ve askeri hareketler nedeniyle meydana gelen zararlar olarak kabul edilemeyeceği, zararın terör klozu teminatı dahilinde olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1)-b-1 inci maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

davalı ... şirketi tarafından teminat altına alınan konut sigortası sebebiyle tazminat talebine ilişkindir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1401,1409 uncu maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369,370 ve 371 inci maddeleri.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taşınmaza ilişkin bilirkişi raporunda yer alan tespitler çerçevesinde karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından, davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle,
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.