Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili, vekil edenine ait 127 ada 20 parsel sayılı taşınmazın tamamına davalının haksız olarak müdahalede bulunduğunu, bu sebeple davalının hakkı olmayan yere tecavüz suçundan dolayı yargılanarak ceza aldığını açıklayarak, haksız elatmanın önlenmesini ve dava tarihinden geriye 5 yıllık dönem için hesaplanacak ecrimisilin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, davalı davanın reddini savunmuştur. Mahkemece elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne ecrimisil talebinin kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.

1. İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120/1. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yer (kısım) ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil taleplerinden her birinin ayrı ayrı 1.000,00 TL dava değeri üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı ancak yargılama sırasında elatmanın önlenmesi talebine esas olacak şekilde dava değerinin hesaplanmadığı ve buna yönelik eksik harcın ikmal edilmediği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Şu halde, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden elatmanın önlenmesi ile ilgili keşif icra edilmek suretiyle tespit edilecek dava değeri üzerinden peşin harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru olmamıştır.

2. Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ve malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Somut olaya gelince, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin ve taraf tanıklarının, aynı doğrultuda ve uyumlu olarak, dava konusu taşınmazdaki bağ ve fıstık ağaçlarının davalı ... tarafından dikildiğini beyan ettikleri, keza davacı tarafından aksi iddia ve ispat edilmemekle birlikte; davalı ... tarafından davacı ... aleyhine ikame edilen sözkonusu bağ ve fıstık ağaçlarına ilişkin muhdesatın tespiti istemli davanın aynı mahkemenin 2015/147-803 sayılı kararı ile kabul edildiği anlaşıldığına göre, ecrimisil bedelinin taşınmazın tarla geliri üzerinden ve münevabe usulleri de dikkate alınarak hesaplanması gerekirken, davalı tarafından meydana getirilen bağdan dolayı ürün geliri ve ayrıca taşınmazın getirebileceği kira geliri üzerinden ayrı ayrı ecrimisile hükmedilmesi doğru görülmemiş, mahkeme kararının bu sebeplerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 28.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.