Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01.12.2016 tarih ve 2014/270 E- 2016/123 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.11.2019 tarih ve 2017/3124 E- 2019/2420 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2021 günü hazır bulunan davacı asil ... ile vekili Av. ... ve davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ...'in iç içe geçmiş 5 adet hilalden oluşan ve tamamen kendi özgün tasarımı olan logoyu 2007 yılından itibaren kullanmaya başladığı, logonun aynı zamanda müvekkilinin hissedarı olduğu Dolu Dizgin Prodüksiyon Reklam ve Sinema Hiz.Tic. Ltd. Şti.'ye ait 2007/58621 ve 2007/58668 nolu tescilli marka başvurularına da konu edildiğini ve tescil edildiğini, davalı ...'in müvekkili ...'den izin almadan orijinal logoyu TPMK nezdinde 2009/63714 nolu marka başvurusuna konu ettiğini, ...markası ile müvekkiline ait markaların neredeyse birebir aynı olduğunu, buna karşın marka tescil başvurusunun 556 sayılı KHK'nın 7. ve 8/1. maddeleri kapsamında reddi gerekirken marka başvurusunun kabul edilerek tesciline karar verildiğini, davalı ...'in farklı bir logo çalışması yaptırmak yerine müvekkili ...'e ait logoyu esas alarak üzerinde fark edilemeyecek derecede küçük değişiklikler yapılarak tasarlandığını, logoyu oluşturan iç içe geçmiş 5 adet hilalin renklerini siyahtan kırmızı ve griye çevirerek marka olarak tescil ettirdiğini ve ticari faaliyetinde kullandığını, davalı ile yapılan görüşmelerde logonun lisans bedeli üzerinde bir uzlaşma sağlanamadığını, telif haklarını devralmak ya da
tecavüze son verme yönünde herhangi bir adım atılmadığını, bu durumun Aytemiz'in kötü niyetini ortaya koyduğunu ileri sürerek, öncelikle logonun kullanımının tedbiren durdurulmasını, müvekkiline ait özgün tasarım ürünü logoyu içeren davalı tarafa ait 2009/63714 tescil nolu markanın 556 sayılı markaların korunması hakkında KHK'nın 42. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne bu markaya kötü niyetle tescil ettiren ve kullanılan davalı tarafın özgün tasarımı ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun kapsamında telif hakları müvekkile ait olan iç içe geçmiş 5 tane hilalden oluşan güzel sanat eseri niteliğindeki logoya vaki tecavüzün tespitine, ref'ine ve men' ine, şimdilik 10.000.- TL maddi ve 25.000.- TL manevi tazminatın işleyecek avans faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin kullanacağı logoyu konunun uzmanı tarafından alınan şekiller arasında ...markasının ilk hecesi olan "Ay" ile uyumlu ve bu markayı çağrıştıracak bir tanesi olarak belirlendiğini ve bu şekil üzerinden çalışmaya devam edildiğini, yapılan teknik çalışmalar neticesinde belirlenen şeklin tescilinden önce ayrıca marka vekilleri tarafından araştırma yapıldığını benzer marka tespit edilmemesi üzerine Türk Patent ve Marka Kurumu'na başvurulduğunu, itiraz gelmemesi üzerine de davaya konu markanın 14.09.2010 tarihinde ...adına tescil edilerek kullanılmaya başlandığını, markaya askı ve ilan sürecinde davacı ... tarafından herhangi bir itiraz yapılmadığını bu durumun davacının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, müvekkiline ait markayı logonun hilalleri bakımından şişkin ve dolgun, iç kesimleri renkliyken ...'e ait logonun ise oldukça küçük, renksiz ve dolgun olmayan, hilal ay olarak nitelendirilemeyecek bir forma sahip olduğunu, ...markasında yer alan hilallerin konumları ve yönlerinin davacı logosundan iltibasa yer vermeyecek derecede farklı olduğunu ayrıca müvekkili markasının davacının markasından farklı sınıfta tescilli olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, tarafların logolarının/şekil markalarının birbirine benzer nitelikte olsalar da aynı olmadıkları, farklı oldukları, davalının logosunun davacının logosundan alıntı ve taklit olmadığı ve aralarındaki farklılıkların birbirinden ayırt edilebilmelerini sağlayabileceği, iç içe geçmiş 5 adet hilallerden oluşan logo marka/eserleri arasında benzerliklerin ve farklılıkların bulunduğu, benzer tasarım fikirlerinden hareketle yapıldıkları, daha önce bu konuda yapılmış çok sayıda benzer görsellikte çalışmaların bulunduğu ve her iki tasarımında kendilerinden önce yapılmış sözü geçen tasarım fikirlerinden esinlenilerek gerçekleştirildikleri, ayırt edici ve sahiplerin hususiyetlerini taşıyıcı birbirlerinden farklı özelliklerinin bulunduğu ve her birinin bireysel olarak oluşturdukları farklılıklar nedeniyle ne birbirlerinden, ne de kendilerinden önce yapılmış logolardan alıntı ve taklit sayılamayacakları, tarafların logo şekil markalarının/eserlerinin sahiplerinin özelliklerini taşıyan ayırt edici özellikleri ve farklılıkları olması, ayrıca markaların farklı mal ve hizmetlerde tescilli olmaları nedeniyle birbirleriyle karıştırılma tehlikesi ve ihtimali bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davanın hukuki dayanağı, 556 sayılı KHK'nın 8/3 maddesinde "Tescil için başvuru yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkını kapsaması halinde hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir" hükmünün ve 556 sayılı KHK'nın 42/1-b maddesinde, 8. maddede sayılan hallerin bulunması halinde markanın hükümsüzlüğünün istenebileceğinin düzenlendiği anlaşılmakla; İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde beyan edilen taraf markalarının tescil edildiği mal ve hizmetlerin farklı olmasının, ileri sürülen hükümsüzlük nedeni karşısında incelenmesi gerekmediği, davacı tarafça, tescilli 2007/58668 sayılı markada ve davacının hissedarı olduğunu beyan ettiği şirket adına tescilli 2007/58621 sayılı markada yer alan iç içe geçmiş hilal şekillerinden oluşan logo üzerinde FSEK kapsamında hak sahibi olduğunun ileri sürüldüğü, dosya kapsamında grafik tasarım uzmanı bilirkişilerin bulunduğu iki ayrı heyetten alınan bilirkişi raporlarında, tarafların logo tasarımlarının grafik eser sınıfına girdiği, her iki logonun da bu konuda yapılmış benzer görsellikte çalışmalardan esinlenerek oluşturulduğu ancak davalı vekilinin istinaf dilekçesinde de kabul ettiği üzere "dönerek küçülerek iç içe geçen daire parçalarının farklı renk ve boyutta oldukları gibi, çok farklı dönüşlerle" birbirinden çok ayrı görüntüler arz ettiği, her birinin bireysel farklılıkları nedeniyle kendilerinden önce yapılmış logolardan alıntı ve taklit sayılamayacağının beyan edildiği, dosyaya davalı tarafça daha önce tescil edilmiş hilal şekillerinden oluşan logo görsellerinin sunulduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin bilirkişi raporlarının yeterli olmadığı, davalı markasındaki logonun taklit olduğuna ve kendi logosu olmaksızın tesadüfen oluşturulmasının mümkün bulunmadığına yönelik istinaf başvurusunun yerinde olmadığı, davacı tarafça HMK 293. madde kapsamında sunulan uzman görüşünün takdiri delil olduğu, bağlayıcılığı bulunmadığı, hakimin hukuki görüşünü gerekçesinde açıkladığı, uzman görüşüne mahkeme gerekçesinde yer verilmemesinin sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine ancak mahkeme gerekçesi düzeltilmekle, HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine, tarafların usuli kazanılmış haklarının saklı tutularak, vekalet ücreti yönünden önceki hükmün aynen tekrarına karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 02/12/2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.