Davanın kabulüne
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen davanın reddine dair karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında, Hatay ili Antakya ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 494 parsel (yeni 129 ada 2 parsel) sayılı 21.700 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tarla vasfı ile Hazine adına tespit edilmiş, davalının Kadastro Komisyonuna itirazı üzerine, 30.07.1993 tarihli komisyon kararı ile tespitin iptaline, taşınmazın tarla vasfı ile davalı adına tesbitine karar verilmiştir.
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde; 1981 yılında yapılan arazi kadastro çalışmasında davalı adına 21.700 m2 miktarında tarla niteliği ile tespit edilen ve tapu kaydı oluşan 494 parsel sayılı taşınmazın orman olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına orman vasfı ile tesciline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiş; hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2004/2241 Esas, 2004/2332 Karar sayılı ilamıyla; "Yörede orman kadastro çalışması yapılmamıştır. 1981 yılında yapılan genel arazi kadastro çalışmalarında dava konusu olan 494 parsel ile birlikte dava dışı 459 parsele 1937 tarihli ve 78 nolu vergi kaydı uygulanmıştır. Söz konusu vergi kaydı dosyada bulunmadığı gibi özel idare müdürlüğü tarafından da yıprandığı belirtilerek çıkartılamadığı anlaşılmıştır. Dava konusu olan taşınmaza ilişkin kadastro komisyon kararında bu taşınmaz ile 459 parsele uygulanan 78 nolu vergi kaydının bir hududunun “fundalık” olduğu resmi kayıtlara geçmiş bulunmaktadır. Esasen bu vergi kaydı ile dava konusu taşınmazın kuzeyinde yer alan dava dışı 459 parsel sayılı taşınmaz vergi miktarı ile sınırlı olarak davalı gerçek kişiye bırakılmış olup, dava konusu olan 494 parselin üç tarafı ormanla çevrilidir ve vergi miktarı aşılarak, huduttaki ormanlık alana girilerek dava konusu olan taşınmazın ormandan açıldığı belirgindir. Başka bir dayanak kayıt mevcut değildir. Üç tarafı ormanla çevrili olan ve dayanak vergi kaydında fundalık olarak geçen taşınmazın orman olarak kabulü gerekir. Tapu ve zilyetlik yolu ile ormandan yer kazandıran 3402 sayılı Kanun'un 45.maddesinin ilgili fıkraları Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ile 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu gözönüne alındığında, tamamen orman içinde kaldığı belirgin olan 494 nolu dava konusu parselin zilyetlik yolu ile kazanılmasına olanak yoktur. Bu durumda Hazinenin açtığı davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın orman olarak tapuya tesciline karar verilmesinin gerektiği” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, bozmaya uyulup uyulmayacağı konusunda bir karar verilmeden davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2011/8568 Esas, 2011/12369 Karar sayılı ilamıyla; "Mahkemece, Dairenin bozma kararından sonra bozma kararına uyulup uyulmayacağı konusunda bir karar verilmemiş ise de, dosya içeriğinden, yargılamanın devamı sırasında, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede orman kadastrosunun yapıldığı anlaşılmaktadır. Davanın varlığı orman tahdidin kesinleşmesini önler. Bu durumda davanın orman sınırlandırmasına itiraza dönüştüğünün kabulü gerekir. O halde, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun değişik 11. maddesi hükmü gözetilerek, uyuşmazlığın çözümünde kadastro mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında resen gözetilmelidir. O halde mahkemece yapılacak iş; davanın tescil bölümünü elde tutarak orman kadastrosuna itiraz bölümü yönünden ise kadastro mahkemesinin görevli olduğundan söz edilerek görevsizlik kararı vermek ve dava konusu taşınmazın orman niteliğinin saptanması bakımından kadastro mahkemesinin vereceği kararın kesinleşmesini beklemek, ondan sonra tescil istemi yönünden doğacak sonuca göre bir karar verilmesi" gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrası mahkemece davanın orman kadastrosuna itiraz bölümü yönünden verilen görevsizlik kararı üzerine Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulüne, 494 parsel sayılı taşınmazın orman tahdit haritası kapsamı içerisinde bırakılmasına ve haritasının bu şekilde düzeltilmesine karar verilmiş, iş bu karar 06.04.2018 tarihinde kesinleşmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; "Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda orman kadastrosuna itiraz yönünden tefrik edilerek kadastro mahkemesine gönderilen davada sonunda, Hatay Kadastro Mahkemesi tarafından 2014/3 Esas sayılı dosyası üzerinden verilen karar ile dava konusu alanın 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 2.fıkrasının j bendi uyarınca orman sınırları içerisinde kaldığının tespit edildiği, bekletici mesele yapılan dava dosyasının kesinleşmesi nedeniyle, verilen karar doğrultusunda dava konusu alanın orman sayılan yerlerden olduğu" gerekçesiyle, davanın kabulüne, dava konusu 129 ada 2 parsel (eski 494) sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına orman vasfıyla tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
İlk Derece Mahkeme kararının ONANMASINA,
59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz edenden alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.