Mahkûmiyet

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.12.2015 tarihli kararı ile sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 inci maddesinin ikinci fıkrası, 43,62,52,51 inci maddeleri gereğince 1 yıl 4 ay 7 gün hapis ve 3120 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir.

2.İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.12.2012 tarihli kararının sanık ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 15. (Kapatılan) Ceza Dairesinin 23.09.2020 tarihli ve 2020/5431 Esas, 2020/8802 Karar sayılı kararı ile " eylemin uzlaşma kapsamında olan TCK’nın 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu kapsamında kaldığı" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

3.İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesinin, 29.04.2021 tarihli, 2020/518 Esas, 2021/413 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 inci maddesinin birinci fıkrası, 43,62,52,51,53 üncü maddeleri gereğince 1 yıl 15 gün hapis ve 2.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

Katılan vekilinin temyiz isteği, eylemin TCK 158/1-i kapsamında kaldığı, cezanın ertelenmesi ve lehe hükümlerin uygulanması için gerekli şartların oluşmadığı, kararın bozulmasına ilişkindir.

Serbest muhasebeci olan sanığın, katılana ait şirketin muhasebe işlemlerini yürüttüğü, şirketin vergi borçları ile SGK primlerini yatırmak üzere katılandan farklı tarihlerde teslim aldığı paraları ilgili kurumlara yatırmayıp uhdesinde tuttuğu, bilirkişi incelemesi dosyaya sunulan belgeler itibari ile bu bedelin 180.000 TL seviyesinde olduğu, dosyaya sunduğu ibraname itibari ile sanığın 130.000 TL' lik şirket borcunu katılana ödediği ancak kalan borçların tamamen ödenmediği ve vergi dairesi cevabı itibari ile şirketin halen o dönem itibari ile vergi borcunun bulunduğu, bu çerçeve içinde sanığın değişik tarihlerde ve birden fazla kere aynı suç işleme kararı altında, güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda temyize konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, ilk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

03.04.2024 tarihinde karar verildi.