Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bakırköy 51. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.06.2016 tarihli ve 2015/724 Esas, 2016/525 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

Sanık müdafiinin temyiz isteği, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığına, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması nedeniyle sanık lehine cezanın ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanamadığına, katılan ile ortak iş yapılması sebebiyle sanığı suç işleme kastının bulunmadığına, eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna ilişkindir.

1. Sanığın farklı tarihlerde 10.05.2012,10.08.2012 ve 10.09.2012 tarihlerinde her biri 800,00 TL bedelli üç adet senet düzenleyip borçlu olarak katılan adına imzaladığı ve senetlerin lehtarının sanığın annesi olduğu, akabinde bu senetleri ciro ettirerek ticari ilişki kapsamında İrfan Şen’e verdiği, bedeli ödenmeyen senetlerin, katılan aleyhine icraya konulduğu ve katılan ile sanığın babası tarafından ödeme yapılarak icradan alındıkları anlaşılmıştır.

2. Sanık, senetlerdeki imzaların kendisine ait olduğunu ancak katılanla ortak iş yaptıklarını bu kapsamda katılan yerine imza attığını savunmuştur.

3. Katılanın her aşamada beyanları tespit olunmuştur.

4. İrfan Şen'in soruşturma aşamasında; ticari iş kapsamında 10 adet senedin hepsini Seçkin’in ciro ederek verdiğini, bir kısmını Bülent’in ödediğini, ödenmeyen senetleri takibe koyduğunu, senetlerin hepsinin Bülent adına olduğunu beyan ettiği anlaşılmakla, kovuşturma aşamasında dinlenilmediği belirlenmiştir.

5. Dava dosyasında suretleri bulunan suça konu senetlerin bir kısmında tanzim tarihinin bulunmadığı görülmekle, sanık tarafından; tanzim tarihi bulunanların bu unsurlarının sonradan ilave edildiğinin savunulduğu anlaşılmıştır.

6. Sanığın güncel adlî sicil kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak denetlenmiştir.

1. Belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin Hâkime ait olduğu cihetle, suça konu senet asıllarının celbi ile duruşmada incelenmesi ve Türk Ticaret Kanunu'nda bono için aranan zorunlu unsurları taşıyıp taşımadıklarının tespiti ile gerekçeli kararda aldatıcı niteliği haiz olup olmadıklarına ilişkin kanaatin açıklanması ve belge asıllarının, denetime imkân verecek şekilde dava dosyasına eklenerek gönderilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.

2. Sanığın, katılanla ortak iş yapmaları nedeniyle katılan adına senetleri imzaladığını savunması, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla beyanı tespit olunan İrfan Şen'in de senetlerin tümünün sanık tarafından verildiğini, borçlusunun Bülent olduğunu ve senet bedellerinin bir kısmının katılan ... tarafından ödendiğini, kendisinin ödenmeyen senedi takibe koyduğunu beyan etmesi ve katılanın, aleyhine başlatılan icra takibine itiraz etmeyip takibe konu borcu ödemesi karşısında, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.1992 tarihli ve 80/98 sayılı kararında belirtildiği üzere belgede sahtecilik suçlarında önceden verilen rıza üzerine borçlu yerine onun imzasının atılmasında zarar verme bilinç ve iradesi ile hareket edilmediğinden suç kastından söz edilemeyeceği gibi rızanın açık veya zımni olabileceği cihetle, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi bakımından, suça konu senetler dışında sanık tarafından katılan adına düzenlenip imzalanan başka senetler bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tespit ve tayini gerektiği gözetilmeyerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.

3. Kabul ve uygulama yönünden;

a. Soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla beyanı tespit olunan İrfan Şen'in, sanığın suça konu senetleri aynı anda verdiğini belirtmesi karşısında bu husus açıklığa kavuşturularak aynı anda birden fazla senedin verilmiş olması hâlinde sanık hakkında temel ceza tayin edilirken, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesindeki kriterler esas alınarak alt sınırdan uzaklaşılması gerekirken, farklı tarihlerde tanzim edildiğinden bahisle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,

b. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunluklarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin eklendiği gözetilerek hak yoksunlukları yönünden sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunlululuk bulunması,
Nedenleriyle hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bakırköy 51. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.06.2016 tarihli ve 2015/724 Esas, 2016/525 Karar sayılı kararına yönelik sanık müafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

01.04.2024 tarihinde karar verildi.