Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Kadastro sırasında,... Köyü çalışma alanında bulunan 483 parsel (yeni 129 ada 6 parsel) sayılı 4500 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, bağ ve bahçe vasfıyla...adına tescil edilmiştir.
Davacı vekili; dava konusu ...Köyü 129 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 3116 Orman Kanunu (3116 Sayılı Kanun) kapsamında 1947 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde bulunduğunu, ancak 1971 yılında yapılan tapulama çalışmaları ile taşınmazın şahıslar adına tapulandığını, dava konusu taşınmazın öncesi itibariyle orman olduğu gibi taşınmazın eylemli durumu itibariyle de orman niteliğine haiz olduğunu, dava konusu taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı veya diğer yollar ile özel mülkiyete konu oluşturmasının hukuken mümkün olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre orman sınırlarında daraltma yapılamayacağını beyanla, dava konusu ...Köyü 129 ada 6 parsel sayılı taşınmazın orman tahdit sınırları içindeki kısmının tapu kaydının iptal edilerek dava konusu parselin orman olarak belirlenecek kısmının orman niteliği ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın tapu kaydı üzerinde şerh bulunması halinde bu şerhlerin tamamen terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili; dava konusu taşınmazın 1947 yılında kesinleşen orman tahdit işlemi tapuya şerh edilmediğinden davalının taşınmazı devraldığı zaman taşınmazın orman sınırları içinde kaldığını bilebilecek durumda olmadığını, davalının davaya konu taşınmazı Devlet tarafından tutulan tapu siciline güvenerek devraldığını, tapu sicilinin hatalı tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu, orman kadastrosu genel kadastrodan önce yapıldıysa da taşınmazın tapuya orman olarak tescil edilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; dava konusu parselin bilirkişi raporuna ekli krokide "B" rumuzu ile gösterilen kısmının kesinleşmiş orman sınırı kapsamında olup bu nedenle orman sayılan yerden olduğu, orman sınırları Anayasa'nın 169 uncu maddesi ve 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) hükümleri ile güvence altına alınmış olduğu, özel mülkiyete konu olamayacağı, zilyetlikle edinilemeyeceği ve sınırlarının daraltılamayacağı, bu hususta tesis edilen tüm işlemlerin yok hükmünde olduğu anlaşılmakla; davanın kabulü ile ...Köyü 129 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 14.09.2019 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide "B" rumuzu ile gösterilen 3.640,65 m2'lik kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile ayrı bir parsel numarasında orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline; bilirkişi kurulunun 14.09.2019 tarihli raporunun kararın eki sayılmasına, taşınmazın iptaline karar verilen kısımlarının tapu kaydı üzerindeki üçüncü kişiler ve kurumlar lehine olan takyidatların kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi hükmüne karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince, dava konusu taşınmazın tamamının 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdidinde orman tahdit hattı içinde kaldığı ve %30-40 eğimli olduğu, makiye ayrılan yerlerde özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği YİBBK'nın 22.03.1996 tarihli ve 1993/5-1 sayılı ve HGK'nın YKD'nin Ekim 2002 sayısında yayınlanan 27.02.2002 gün ve 2002/1-19/97 sayılı kararı ile kabul edildiğine ve her ne kadar taşınmaz makiye ayırmadan sonra 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (4753 sayılı Kanun) ve 5618 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Hakkındaki 4753 sayılı Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun (5618 sayılı Kanun) hükümleri uyarınca tevzi edilmiş ise de 4753 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde ormanların tevzi edileceğine dair bir hüküm bulunmadığına, 6831 sayılı Kanun'un 1/J bendinin karşı kavramından funda veya makiliklerle örtülü, orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerin orman sayılacağına, bilimsel olarak da %12’den fazla eğimli makilik sahaların orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması nedeniyle muhafaza (koruma) makisi yani orman sayılması gerektiğine, bu nitelikteki taşınmazların 5653 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun (5653 sayılı Kanun) hükümlerine göre makiye ayrılamayacağına, ayrılmış olsa bile yasal dayanağı bulunmadığından yok hükmünde sayılacağına, orman niteliğini koruyan muhafaza (koruma) makilik alanlarda 22.03.1996 tarihli ve 1993/5-1 sayılı İnançları Birleştirme Kararının ve HGK'nın YKD'nin Ekim 2002 sayısında yayınlanan 27.02.2002 tarihli ve 2002/1-19/97 sayılı kararının uygulama yerinin bulunmadığına, tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 45 inci maddesinin ilgili fıkraları Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 tarihli ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5304 Sayılı Kanun) 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, Anayasa ve Kanunlarda ormanların tevziye tâbi tutulacağı yönünde hiçbir hüküm bulunmadığına göre davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve Kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
3402 sayılı Kanun'un 36/A maddesi gereğince harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.