Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın ise temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.Didim Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 29.07.2018 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında parada sahtecilik suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

2. Söke 2.Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.04.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında parada sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.

3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 07.05.2021 tarihli kararı ile dosya üzerinden yapılan incelemede mahkumiyet kararı kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmiştir.

Cumhuriyet savcısının temyizi; duruşma yapılmaksızın evrak üzerinde gerçekleştirilen incelemeyle ilk derece mahkemesince toplanan deliller takdir edilerek beraat kararı verilemeyeceğine ilişkindir.

Sanığın mağdurun çalıştığı benzin istasyonuna aracıyla gittiği, 275.04 TL yakıt ve marketten de 37 TL'lik alış veriş yaptığı, ödeme yapmak üzere mağdura önce banka kartı verdiği, ancak kartın limiti olmaması üzerine 100 ABD doları verdiği, gece 00.00'dan sonra hesap kesimi olacağından dolayı bankamatikten para çekerek getirip yaptığı alış verişin karşılığı tutarı getireceğini söyleyerek benzinlikten ayrıldığı, mağdurun paranın sahte olduğu düşüncesiyle polisi aradığı, alınan raporda paranın sahte ve aldatma kabiliyetine sahip olduğunun belirtildiği, sanığın paranın sahte olduğunu bilmediğini savunduğuna ilişkindir.

A. İlk Derece Mahkemesinin kabulü;
Sanığın katılanın arkadaşı olduğunu, borcunu ödediğinde geri almak üzere kartını ve 100 TL'yi rehin bıraktığını, ödeme amacıyla parayı vermediğini, paranın sahte olduğunu bilmediğini, Didim'de giyim mağazasında çalıştığını, paranın yanlışlıkla gelmiş olabileceğini beyan ettiği, sanığın kollukta verdiği savunmasında 100 dolar bıraktığını kabul etmediği, yargılamadaki savunmasında ise 100 Dolar verdiğini kabul ettiği yönündeki çelişkili savunmaları dikkate alındığında sanığın sahteliğini bilmeyerek kabul ettiği parayı daha sonra sahteliğini bilerek katılana borcuna karşılık rehin bıraktığı, niteliği gereği rehin olarak bırakılan bir malın borcun ödenmemesi halinde ödeme aracı olarak kullanılabileceği, rehin olarak bırakmanın tedavüle sokma niteliğinde olduğu bu itibarla sanığın üzerine atılı sahteliğini bilmeden kabul ettiği sahte parayı sahteliğini bilerek tedavüle sokma suçunu işlediği kabul edilmiştir.
B.Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü;
Sanığın olayın hemen akabinde yakalandığı sırada üzerinde başkaca sahte paraya rastlanılmamış olması, suça konu sahte parayı kendisini tanıyan ve sürekli alışveriş yaptığı akaryakıt istasyonuna adına düzenlenmiş banka kartı ile birlikte teslim etmesi, sanığın turistik bir bölgede oturuyor ve çalışıyor olması nedeniyle döviz cinsinden olan suça konu paraya daha kolay ulaşma imkanının bulunması, sanığın düşük miktarda alışveriş yaparak sahte parayı bozdurma yoluna gitmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde sanığın savunmalarının aksine, suça konu sahte paranın sanık tarafından katılana sahteliğinin bilenerek verildiğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiştir.

Tebliğname ve Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yönünden;
Ceza Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 2020/248 Esas, 2022/359 Karar sayılı ilamı ve 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ''İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine'' duruşma açılmasına gerek olmadan karar verilebileceğinin düzenlenmiş olması ve aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde ''Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse'' şeklinde yer alan düzenleme birlikte değerlendirildiğinde Tebliğname'de ileri sürülen görüşe iştirak edilmemiş ve istinaf mahkemesince dosya üzerinden karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamıştır.

1.Sanığın savunmaları, mağdurun beyanları ve tüm dava dosyası kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesi kararında açıklanan gerekçe isabetli ve sanığın beraatine ilişkin Mahkeme kabulünün yerinde olduğu anlaşılmakla Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görülmemiş, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin 07.05.2021 tarihli kararında Cumhuriyet savcısı tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin reddiyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2024 tarihinde karar verildi.