Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ..., ...ve ... den alacaklı olduğunu, davalı borçlular aleyhine İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 2007/24085 sayılı dosya ile takip yapıldığını, takibin kesinleştiğini, davalı borçluların acz halinde olduğunu, davalı borçluların adlarına kayıtlı gayrımenkulleri diğer davalılara mal kaçırma kasdı ile devrettiğinin tespit edildiğini beyan ederek davalılar arasındaki tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemenin 01.10.2020 tarihli ve 2012/257 Esas ve 2020/491 Karar sayılı kararıyla, ...'in satın aldığı gayrımenkul her ne kadar tapuda düşük gösterilmişse de davalı ... Haziran ve Eylül vadeli çek bedellerini de ödediğinin anlaşılmasına, dava konusu gayrımenkul yönünden bedel farkının bulunmamasına göre davalı ... yönünden davanın reddine,
Davalı ...'un davalı 4. kişi olduğu, tasarrufta 4. Kişiler yönünden bedel farkının iptal sebebi olamayacağı, davalı borçlular ile arasında tanıdıklık, arkadaşık vs ilişkisinin de davacı tarafından ispat edilemediği, davalı borçluların durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olmadığının anlaşılmasına göre iş bu davalı yönünden de davanın reddine,
Davalı ... yönünden ise dava konusu gayrımenkulleri düşük bedel ile satın aldığının anlaşılmasına, tapuda gösterilen değerleri ile tasarruf tarihlerindeki değerleri arasında misli aşan fark olduğunun ve dava konusu gayrımnekulleri elinden çıkarttığının da anlaşılmasına göre, davanın kabulüne, dava konusu gayrımenkulleri elinden çıkarttığı tarihteki toplamı 1.274.043 TL nin davalı ...’dan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalılardan ... ve ... hakkında açılan davaların da kabul edilmesi gerekirken, hatalı bir takım değerlendirmeler sonucunda adı geçen davalılara yönelik olarak açılan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf taleplerinin kabulünü talep etmiştir.
Davacı vekilinin istinaf talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları temyiz dilekçesinde de ileri sürmüştür.
Dosya içeriğine göre uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
1.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; davalı ... tarafından tapuda gösterilen bedel haricinde davalı borçluya ödeme yapıldığının anlaşılmasına, davalı ... yönünden İİK 278/II madde hükmü gereğince bedel farkının bulunmamasına, davalı ...'un da İİK 280/1 hükmü gereğince kötü niyetli olduğunun, davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun da davacı tarafından ispat edilememiş olmasına göre; davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.