İlk derece mahkemesince kurulan beraat hükmünün kaldırılarak atılı suçtan mahkumiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin uygun görülmeyen duruşmalı inceleme talebinin 5271 sayılı Kanun'un 299. maddesi uyarınca takdiren reddine ve incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul Anadolu 61. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.12.2018 tarihli ve 2016/85 Esas, 2018/1081 sayılı Kararı ile; sanığın atılı suçtan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine hükmolunmuştur.
2.Katılan vekilinin istinaf talebi üzerine duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 02.07.2020 tarihli ve 2019/467 Esas, 2020/920 sayılı Kararı ile sanık hakkında ilk derece mahkemesince kurulan beraat hükmünün kaldırılarak, zincirleme tefecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 241. maddesinin birinci fıkrası, 43,62 ve 52. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 520 tam gün karşılığı 10.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hakkında aynı Kanun'un 53. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca hak yoksunluğu uygulanmasına hükmedilmiştir.
Sanık müdafii, şikayetçinin şikayet dilekçesinde borç aldığı tutarlar konusunda çelişkili beyanlarda bulunduğunu, bu paraları şirketinin borçları için aldığını, şirketin nakit ihtiyacını karşıladıktan sonra almış olduğu paraları ödememek için sanığı şikayet ettiğini, sanığın yaptığı icra takiplerinde faiz istemediğini, bu durumun da sanığın kazanç elde etmek amacında olmadığını, bu nedenle atılı suçun oluşmadığını, şikayetçinin 85.000 TL'yi banka yolu ile ödediğini ifade etmesine rağmen ödeme dekontlarını dosyaya sunmadığını ve hakkında icra takipleri yapıldıktan sonra icra dairelerine gelerek borcu icra memuru önünde kabul ettiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin dinlediği tanıklardan ilkinin olayı hatırlamadığını, diğerinin ise şikayetçinin eski eşi olduğunu, sanık ile hiç karşılaşmadığını ve olaylara şahit olmadığını, şikayetçinin sonradan duruşmaya gelerek şikayetinden vazgeçtiğini söylediğini, Bölge Adliye Mahkemesinin ise şikayetçinin tüm bu çelişkili beyanlarını nasıl giderdiğini gerekçeli kararında açıklayamadığını ayrıca son celse geçerli mazerete rağmen mazeretinin kabul edilmediğini ve talebinin reddedilip dosyada karar verildiğini, bu hususun da savunma hakkını kısıtladığını, bu nedenlerle kararın bozulması gerektiğini belirterek hükmü temyiz etmiştir.
Şikayetçinin 29.05.2018 tarihinde ilk derece mahkemesinde alınan beyanında, sanıktan borç aldığını ve ödediğini, aralarında senet olduğu için çevresindeki insanların etkisiyle dolandırıldığını düşündüğünü, sanıktan şikayetçi olmadığını beyan etmesi, sanığın da şikayetçinin mevcut borcunu ödememek maksadı ile söz konusu şikayeti yaptığını, sonrasında şikayetten vazgeçtiğini belirtmesi karşısında, oluşan çelişkinin giderilmesi ve sanığın başlattığı icra takiplerinde borcu kabul ettiğine ve takipten kaynaklı bütün itiraz ve şikayet haklarından feragat ettiğine dair dilekçe sunduğu nazara alındığında, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından, şikayetçinin yeniden dinlenerek sanıktan aldığı borç tutarının ve faiz ödeyip ödemediğinin, banka yoluyla veya farklı şekillerde ödediği miktarlara ilişkin dekont ve belgeleri sunup sunmayacağının sorulması, yine sanığın tefecilik yapıp yapmadığına dair araştırma yaptırılması, vergi mükellefi olan sanık ile ilgili vergi dairesine yazı yazılarak bu konuda vergi inceleme raporu düzenlettirilmesi, sanığın icra müdürlükleri nezdinde alacaklı olduğu takip dosyalarındaki borçluların tanık olarak beyanlarına başvurulması sonrasında hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Hukuka aykırı görülmüştür.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, bozma kararının içeriği de gözetilerek 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.03.2024 tarihinde karar verildi.