Taraflar arasındaki kullanım kadastrosu davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Kullanım kadastrosu sırasında, Hatay ili Arsuz ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 3648 parsel sayılı 12974,48 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, 1950 yılından beri bahçe vasfıyla ...'ın kullanımında olduğu ve ...'ın 1993 yılında vefat ettiği" şerhi yazılarak, tarla vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiş; 6292 sayılı Kanun gereğince yapılan satış işlemleri ile 7723/648724'er hisse 04.10.2016 tarihinde ... ve ...'a, 05.12.2016 tarihinde ...'a, 23.02.2017 tarihinde ...'ya, 48053/1297448 hisse 25.11.2016 tarihinde ...'a, 192215/1297448 hisse ...'a kayden intikal etmiş, 248849/324362 hisse Hazine'de kalmıştır.
Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; dava konusu 3648 parsel sayılı taşınmazın müvekkili olan davacıların murisi ....'ın fiili kullanımında olduğu ve ondan mirasçılarına intikal ettiğini ileri sürerek, 6292 sayılı Kanun gereğince satışı yapılan paylar yönünden davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında davacılar adına tescilini, diğer paylar yönünden taşınmazın .... mirasçılarının kullanımında olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "satışı yapılan paylara yönelik tapu iptali ve tescil davası yönünden idari işlem ayakta olduğu müddetçe dava dinlenemeyeceğinden; halen ... adına kayıtlı bulunan ve kök muris ...'ın bir kısım mirasçılarının henüz satın almadığı paylar yönünden zilyetlik şerhine yönelik talep yönünden ise, dava konusu taşınmazın tarafların müşterek murisi ...'dan intikal ettiği, murisin mirasçıları arasında paylaşma olmaksızın, muristen intikal eden zilyetliğe dayalı kullanımının tüm mirasçılar adına sürdürülmüş olduğunun kabulü gerektiği, bu haliyle davacılar murisi ...'un zilyetliğinin tereke adına süren feri zilyetlik olduğu" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hükme karşı, davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve işbu karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince, 6292 sayılı Kanun gereğince satılan paylar yönünden verilen ret kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; Hazine üzerinde kalan paylar yönünden açılan şerh davasına yönelik olarak İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın tarafların müşterek murisi ...'dan intikal ettiği, mirasçılar arasında paylaşım yapılmadığı, bu haliyle davacılar murisi ...'un zilyetliğinin tereke adına süren feri zilyetlik olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinaf başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesince aynı gerekçeyle esastan reddedilmiş ise de, verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dava; kullanım kadastrosuna itiraza ilişkin olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi "6831 sayılı Kanun'un 20.06.1973 tarihli Kanun'la değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir " hükmünü içermektedir. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi kapsamındaki sahaları, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde tespit günü itibariyle fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir.
Kullanım kadastrosu sonucunda, hakkında tespit tutanağı düzenlenen taşınmazların beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel mahkemelerde dava açılması mümkündür. 3402 sayılı Kanun'un Ek 4 üncü maddesi gereğince açılacak iş bu davalar, kullanıcı şerhine ilişkin olup, söz konusu taşınmazın mülkiyeti Hazineye ait olduğundan, bu davalarda mülkiyet hakkı bakımından değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Diğer taraftan; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2 nci maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacına yönelik çıkarılan 26.04.2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 19.04.2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un genel gerekçesinde de, "... bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş ve ormana geri dönüşümü artık mümkün bulunmayan ve özellikle yerleşim alanı olarak işgal edilerek kullanılan bu alanlarda; imar planları yapılamaması yüzünden şehircilik anlayışı ve planlama ilkelerine aykırı oluşmuş çarpık yerleşim alanlarının varlığı nedeniyle düzenli ve planlı kentleşmenin yapılamadığı, oluşan fiili durum sonrasında bu alanlardaki yerleşim yerlerine götürülmek zorunda kalınan kamu yatırımlarının yapılmasının zorluğu, bu alanların orman sınırları dışına çıkartıldıkları tarihler itibarıyla yaklaşık 10 ilâ 30 yıldır herhangi bir bedel ödenmeksizin kullanıcılarının tasarrufunda bulunduğu ve bu alanların kullanıcıları tarafından haricen yapılan satışlarla el değiştirdiği, bu yerlere ilişkin olarak Devlet ile vatandaşlar arasında uzun süren hukukî ihtilafların meydana geldiği, Devletin bu yerleri tasarruf edememesi sebebiyle önemli ölçüde gelir kaybının oluştuğu " belirtilerek, orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazlarla ilgili fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasının zorunluluk haline geldiği ifade edilmiştir.
Şu halde; yukarıda açıklandığı üzere, kullanım kadastrosunun, taşınmazların fiili kullanım durumlarını belirlemeye ve bu fiili durumun hukuki zemine kavuşturulmasını sağlamaya yönelik bir çalışma olduğu gözetildiğinde, muristen kalan ve mirasçılardan bir ya da bir kısmının fiili kullanımında bulunan taşınmazlara yönelik davalarda, bir ya da bir kısım mirasçının uzun süreli kullanımına diğer mirasçılar tarafından karşı çıkıldığı ve bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğu ispatlanamıyorsa, bir diğer ifade ile taşınmaz üzerindeki fiili kullanımın tereke adına sürdürüldüğü ortaya konulamıyorsa, fiili kullanıma değer verilmesi gerektiği şüphesizdir. Konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2022 tarihli ve 2023/8 - 561 Esas, 2024/125 Karar sayılı kararında da bu hususlar aynen benimsenmiştir.
Somut olayda; çekişmeli taşınmazın tarafların müşterek murisi ...'dan kaldığı doğru olarak belirlenmiş olmakla birlikte, çekişmeli taşınmaz, murisin ölüm tarihi olan 03.06.1993 tarihinden itibaren tespit (24.01.2014) tarihine kadar uzun süre ile müstakilen davacılar murisi ... fiili kullanımında olup, bu kullanıma diğer mirasçının /mirasçıların karşı çıktığına ya da taraflar arasında bu hususta ihtilaf yaşandığına ve yahutta davalının taşınmazdaki fiili kullanımını tereke adına sürdürdüğüne dair dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığına göre davalının fiili kullanımına değer verilmesi gerekir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, Hazine üzerinde kalan paya ilişkin olarak açılan şerh davası hakkında açıklanan gerekçelerle kabul kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.