Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 27.02.2014 tarihli ve 2014/851 sayılı iddianamesiyle sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 ve 53 üncü maddelerinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması talebiyle Kayseri Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
2. Kayseri 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.04.2016 tarihli ve 2014/151 Esas, 2016/425 Karar sayılı kararı ile sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Kanun'un 204 ve 53 üncü maddelerinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
Sanığın temyizi; eşinin verdiği vekâletnamedeki yetkiye istinaden çek keşide ettiğine, bu vekâletnameyi tüm bankalara da ibraz ettiklerine, eşinin ev hanımı olması nedeniyle bütün banka işlerini kendisinin takip ettiğine, yetkisiz iş yapmadığına, bu sebeple kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
1. Sanığın ev hanımı olan eşi... adına ...Center adlı iş yerini yıllardır fiilen işlettiği, toptan ayakkabı satın aldığı DNDK isimli firmaya fiilen işlettiği iş yeri adına çek keşide ederek verdiği, suça konu çekin bankaya DNDK firması tarafından ibrazı üzerine keşideci imzasının sistemdeki imzayla örtüşmemesi nedeniyle çek bedelinin ödenmediği, katılan firmanın şikâyetçi olduğu anlaşılmıştır.
2. Sanık, iş yeri adına çekleri vekâletnameye istinaden kendisinin keşide ettiğini, eşinin zımni iradesinin de bulunduğunu, hem katılan şirkete, hem de başka şirketlere eşi adına olan iş yerinin ticari faaliyetleri sırasında benzer şekilde bir çok çek keşide ettiğini ve hiç bir sorun yaşamadığını savunmuştur.
3. Mahkemesince sanığın ibraz ettiği vekâletnamede çek keşide etme yetkisinin bulunmaması, çelişkili savunmada bulunması ve bankada da çek keşide etme yetkisini havi herhangi bir belge bulunmaması nedeniyle sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
1.Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan Olay ve Olgular Bölümünde belirtilen delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması bakımından; sanığın eşinin tanık sıfatıyla beyanına başvurularak çek keşide etmesi hususunda sanığa rıza gösterip göstermediğinin sorulması, savunmasında belirttiği gibi eşi adına kayıtlı olan iş yeri ile ilgili benzer şekilde çekler keşide edip etmediği, bu çeklerin ödenip ödenmediği hususlarının araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,
2. Kabule göre de; suça konu çekin sanık tarafından katılana 26.09.2012 tarihinde verildiği göz ardı edilerek gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 16.09.2013 olarak yanlış gösterilmesi,
Hususları hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
25.03.2024 tarihinde karar verildi.