Asıl ve birleşen davaların kabulüne

Taraflar arasında görülen tespite itiraz davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalılardan Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Siirt ili Şirvan ilçesi Kömürlü Köyü çalışma alanında 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi gereğince yapılan orman sınırlandırılması sırasında, 102 ada 1 parsel sayılı 8.246.465,62 m² yüz ölçümündeki taşınmaz, orman vasfı ile Hazine adına tespit edilmiştir.

Davacılar ... ve ... Kadastro Mahkemesine sundukları dava dilekçelerinde; tapu kaydına dayanarak, 102 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının tapu kaydı kapsamında kaldığını ileri sürerek, bu kısma ilişkin kadastro tespitinin iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini talep etmişlerdir.

Davacı ... ise, Kadastro Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde: vergi kaydına dayanarak, orman sınırları içinde bırakılan taşınmazının, ormanla ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek, kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; askı ilânı süresi içinde dava açılmadığı gerekçesiyle görev yönünden davanın usulden reddine karar verilmiş ve bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine dava dosyaları Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesince, ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesi suretiyle yapılan yargılama sonunda verilen davanın kabulüne ilişkin hüküm, davalı Hazine ve davalı ... İdaresinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince; " davacıların dayandığı tapu kayıtlarının mahallinde yöntemince uygulanmadığı, usulünce orman ve zilyetlik araştırması yapılmadığı, taşınmazın yanından dere geçtiği halde dere yatağında kalıp kalmadığının araştırılmadığı " gerekçesiyle bozulmuştur.

İlk Derece (Asliye Hukuk) Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) " Zaman bakımından görev ve yetki " başlıklı 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında; " Kadastro Mahkemesi;
A) 10 uncu maddeye göre kadastro komisyonu tarafından gönderilen tutanaklara ait davaları,
B) 11 inci maddede belirtilen askı ilanı içinde açılan davaları,
C) Mahalli hukuk Mahkemelerinden 27 nci madde uyarınca Kadastro Mahkemesine devredilen dava ve dosyaları,
D) Kadastro Mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tesbitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları, inceler ve karara bağlar. " hükmüne, aynı Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında ise " Kadastro mahkemesinin yetkisi her taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar. " hükmüne yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) görevin belirlenmesi ve niteliği başlıklı 1 inci maddesinde, mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirtildiğinden, bu hususun mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir.

Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın kadastro tutanağında, taşınmazın Kadastro Mahkemesinin 2008/22 Esas ve 2008/23 Esas sayılı dava dosyalarında dava konusu olduğuna dair şerh bulunduğu, UYAP üzerinden re'sen yapılan sorgulamada Kadastro Mahkemesinin 2008/22 Esas sayılı dosyasında verilen kararın 2011 yılında kesinleştiği, 2008/23 Esas sayılı dosyasında verilen hükmün ise 2017 yılında Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince onandığı, eldeki asıl ve birleşen davaların ise 21.06.2010 tarihinde açıldığı görülmüştür. Buna göre, dava tarihi itibariyle taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının kesinleştiğinden söz edilemeyeceğinden, kadastro tutanağının kesinleştirilerek tapuya tescilinin sağlanması da Kadastro Mahkemesindeki söz konusu davalar nedeniyle yok hükmündedir.
Bu itibarla; kadastro tutanağı kesinleşmeyen dava konusu taşınmaz hakkında Kadastro Mahkemesinde açılan asıl ve birleşen davalarda görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. Ancak, 6100 sayılı Kanun'un görevin belirlenmesi ve niteliği başlıklı 1 inci maddesinde mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenleneceği ve göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu belirlendiğinden bu husus mahkemelerce yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetilmesi gerekir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, dava tarihi itibariyle dava konusu taşınmaz hakkında Kadastro Mahkemesinde görülmekte olan davalar nedeniyle, taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının hukuken kesinleşmediği / kesinleşmeyeceği ve bu nedenle, 3402 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi uyarınca eldeki davada Kadastro Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, karşı görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyasının Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle;
Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.