Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklı ölüm nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının anne ve babasının 16.12.2010 tarihinde babası ...'in sevk ve idaresinde bulunan trafik sigortası olmayan aracın tek taraflı olarak kaza yapması sonucu sürücü babası ve yanında bulunan annesi ...'in vefat etmiş olduğunu belirterek açılan belirsiz alacak davasında fazlaya ilişki hakları saklı kalmak üzere hem anne hem de babasını kaybeden davacı için destekten yoksun kalma tazminatı olarak 5.000,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 23.07.2018 tarihli dilekçesiyle talebini toplam 132.307,51 TL'ye artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, sorumluluklarının poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, sürücünün ölümünün trafik sigortası teminatı girmediğini ve müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, kusur durumu belirlenirken müterafik kusur durumunun dikkate alınması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla teminatın tek, hasar görenlerin birden fazla olması durumunda Karayolları Trafik Kanunun 96. maddesi gereğince teminatın paylaştırılması gerektiğini, müvekkili sigorta şirketinin dava tarihinden itibaren yasal faizle sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kaza tarihi olan 16.12.2010 itibariyle 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları somut olayda uygulanamayacağı, kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olan kişilerin geride kalanlarının tazminat talep edebilecekleri, alınan aktüer hesap raporunun benimsendiği gerekçesiyle davanın kabulü, 132.307,51 TL maddi tazminatın 26.07.2017 dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; sürücünün ölümünün trafik sigortası teminatına girmediğini, mahkeme tarafından aldırılan nüfus kayıt suretinde, müteveffaların davacının dışında müşterek 7 çocuğu daha bulunduğunu, tüm desteklerin payları göz önüne alınmadan sadece tek çocuk için pay ayrılıp hesaplama yapılmasının tazminat rakamının fahiş miktarda çıkmasına neden olduğunu, nüfus kayıt tablosu da göz önüne alınmak kaydı ile özellikle müteveffaların anne ve babalarının da hayatta olması ihtimalleri de düşünülebileceğinden, yeniden nüfus kayıt sureti çıkarttırılarak, tüm pay oranları ayrılarak yeniden hesaplama yapılması gerektiğini, mahkeme tarafından kusur raporu aldırılmadan, yeterli araştırma ve inceleme yapmadan hüküm kurulmasının hatalı olduğunu belirtmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının desteği olan müteveffanın ister kendi kusuru, ister bir başkasının kusuru ile olsun, salt vefat etmiş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup, desteğin kusurunun olmasının, davacının hakkına halel getirir bir unsur olarak kabul edilemeyeceği, destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın, sigortacıdan talep edilmesinin mümkün olduğu, bu çerçevede, kaza tarihi itibariyle, ZMSS poliçesi bulunmayan araç nedeniyle, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14.maddesine göre, ZMSS poliçesinin kaza tarihindeki limiti dahilinde ...'nın sorumluluğunun bulunduğu, davalının hesap raporuna itiraz ettiği, ancak kusur ve hesaplama bakımından davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması için ileri sürdüğü istinaf sebeplerini tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.
ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85,89,90 ve 91 inci maddeleri, 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14 üncü maddesinin, ikinci fıkrasının (b) bendi, ... Yönetmeliği'nin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut olayda; dosya içinde bulunan nüfus kayıt örneğine göre, her iki desteğin davacı ile birlikte hak talep edebilecek çocuklarının bulunduğu ancak aktüer hesap raporu düzenlenirken bu durumun dikkate alınmadığının ve her iki desteğin anne babalarının sağ olup olmadığının araştırılmadığının anlaşılmasına göre, bütün pay sahiplerinin alabileceği tazminat miktarları tek tek belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır.
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.06.2024 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.(Karşı Oy)
Diğer sigorta türlerinde olduğu gibi sorumluluk sigortalarında da kural olarak sözleşme serbestîsi ilkesi geçerlidir. Ancak, kamu yararını gözeten kanun koyucu birtakım sorumluluk sigortalarının yapılmasını tarafların iradesine bırakmamış bu konularda özel düzenlemeler yapmıştır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 13 üncü maddesinin 1. fıkrası ile de kamu yararı ön planda tutularak, yaptırılması zorunlu tutulan sorumluluk sigortalarının, özel kanunlardaki özel hükümler de saklı tutularak, sigorta şirketlerinin çalışma alanı kapsamında kalanlar bakımından bu tür sigorta sözleşmelerini yapmakla sigorta şirketleri zorunlu ve yükümlü tutulmuştur (Ulaş, I.: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 873). Aynı konuya ilişkin bu yükümlülük 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 üncü maddesinde de yinelenmiştir.
“İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” KTK’nın 85 inci maddesinin 1 inci fıkrasında düzenlenmiş ve “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” hükmüne yer verilmiştir. Nitekim Kanun’un 91 inci maddesi ile de işletenlerin, bu maddeye göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunluluğu getirilmiştir. Burada işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91 inci maddede düzenlenen sorumluluğu ise, akdi (sözleşmesel) niteliktedir. Söz konusu akdi ilişki, işleten ile onun hukuki sorumluluğunu üzerine alan zorunlu (trafik) sigortacısı arasındadır.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar aynı Kanun’un 92 nci maddesinde tahdidi olarak sayılarak, (a) bendinde; “İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu hüküm işletenin eyleminden sorumlu olduğu kişilere yönelik kendi zararına dayalı talepleri noktasında önem arz etmektedir. Kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre, salt sigorta şirketinin dava edildiği ve üçüncü kişinin zararının söz konusu olduğu durumlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı açıktır. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.11.2013 tarihli ve 2013/17-72 E., 2013/1558 K.; 02.03.2021 tarihli ve 2017/1718 E., 2021/180 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartlarının A-1 inci maddesinde de; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” hükmüyle sözleşmenin kapsamı ve amacı net olarak belirlenmiş, tazminat kapsamında kalan hususlar da A-6 ncı maddede sayılarak “İşleten tarafından ileri sürülecek tazminat talepleri” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır.
Görüldüğü gibi, karayolları zorunlu mali mesuliyet sigortasında, sigorta ettirenin zarar verdiği kişi, sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı hâlde bu sigortadan yararlanmaktadır (Karasu, R: Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası, Ankara 2016, s. 23). Zira zorunlu trafik sigortası motorlu araç işleteninin KTK’nın 85/1 inci maddesinde yer alan üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu belirlenen limitler dâhilinde üstlenir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası bir sorumluluk sigortası olarak TTK'nın 1473 üncü maddesi gereği ancak sigortalı işletenin KTK'nın 85/1 inci maddesinden kaynaklanan bir motorlu aracın işletilmesinden dolayı üçüncü kişinin uğradığı zarardan bir sorumluluğu varsa sigortacı bu sorumluluğu teminat limiti kadar ödemek zorundadır. Ancak doğan bir zarardan işletenin bir sorumluluğu yoksa bir başka ifade ile zarar görenler zararlarının karşılanmasını işletenden talep edemeyeceklerse sigortacıdan da talep etmeleri mümkün değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 02.03.2021 Tarih, 2021/17-19 Esas, 2021/181 Karar aynı yöndedir.)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; aracın sürücüsü olan desteğin yüzde yüz kendi kusuru ile trafik kazasında vefat etmesi nedeniyle davacıların nasıl kendi kusuru ile ölen destekten tazminat talep edemeyeceklerse sigorta şirketinden de bu tazminatı talep edemeyeceklerdir. Zira sigorta şirketinin üstleneceği bir işletenin sorumluluğu bulunmamaktadır.
Bu gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararının bozularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken pay sahiplerinin belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddi kararının bozulması yönünde verilen çoğunluk kararına katılmamaktayım.