Taraflar arasında görülen davada Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03/11/2008 tarih ve 2006/143-2008/568 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin İmren Ekmek San. Tic. Ltd. Şti.’nin % 85 hissesine sahip ortakları olduklarını, şirkete ait iki ayrı taşınmazın şirket müdürü ve hissedarı olan dava dışı Süleyman Küçük tarafından ortaklardan mal kaçırmak amacı ile davalıya muvazaalı işlemle devredildiğini ileri sürerek, davalı adına tapuda yapılan tescil işleminin iptali ile İmren Ekmek San. Tic. Ltd. Şti. adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacıların şirket müdürü olan Süleyman Küçük’ü ortaklar kurulu kararı ile azlederek davadan önce Safiye Küçük’ü müdür olarak atadıkları, dava açma yetkisinin şirket müdürüne ait olduğu, davacı tarafın beyanı ile davanın şirket adına değil şirket ortakları adına açıldığının bildirildiği, dava konusu işlemin iptalinde davacıların menfaat sahibi olduğu hususu aşikâr olmakla birlikte davacıların şirket adına tescil talep etmekte aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davacılar vekili, davacıların dava dışı limitet şirketin hissedarı olduklarını, şirket müdürü olan Süleyman Küçük’ün şirkete ait taşınmazları şirket ortak ve alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemlerle davalıya sattığını iddia ederek davalı adına kayıtlı devre konu taşınmazların tapu tescil işlemlerinin iptali ile şirket adına tesciline karar verilmesini talep etmişler, mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacıların menfaat sahibi olmakla birlikte şirket adına tescil talebinde bulunmalarında aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmişse de, davacıların dava dilekçelerinde muvazaa olgusuna dayandıkları anlaşılmaktadır. Muvazaa, irade ile beyan arasında isteyerek ve bilerek yaratılan uyumsuzluk hali olup, sözleşmelerin temel geçerlilik şartı olan irade ile beyan arasındaki uyumu barındırmadığı için muvazaalı sözleşmelerin müeyyidesi batıl addedilmeleridir. Bir diğer deyişle muvazaalı sözleşmeler butlanla malul olan sözleşmelerdir. Butlan yaptırımının söz konusu olduğu hallerde, sözleşmenin geçerliliği için aranan unsurlar, sözleşmenin kurulmasında kendisinden vazgeçilemeyen önemli unsurlar olup, bunlar sadece sözleşmenin taraflarının yararı için değil aynı zamanda kamu düzeni ve yararı için konulmuş geçerlilik unsurlarıdır. Bu unsurların varlığında sadece sözleşmenin taraflarının değil, üçüncü kişilerin de sözleşmelere güvenmeleri açısından büyük yararları vardır. Bu nedenle butlan yaptırımını sadece sözleşmenin tarafları değil sözleşmenin geçersiz hale getirilmesinde yararı bulunan diğer ilgililer de ileri sürebilirler (A.Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler s. 61 vd. Ankara 2005).
Somut olayda, davacıların, dava dışı şirketin hissedarları oldukları çekişmesiz olup yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda dava dışı şirket müdürü tarafından muvazaalı işlem ile taşınmaz devri ihtimalinin mevcudiyeti halinde bu durumdan zarar görecekleri de tartışmasızdır. Bu durumda, mahkemece, davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunduğu kabul edilerek, davanın esasına girilerek yapılacak inceleme sonunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yukarıda değinilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19/09/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.