Dava, zorunlu SSK’lı çalışmalar hariç 2926 sayılı Kanun kapsamında tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, avukatı aracılığı ile verdiği dava dilekçesinde; 01.10.1986-30.11.1987 arası dönemde 227 gün zorunlu SSK sigortalılığı hariç, 01.10.1986 tarihinden itibaren 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, davacı asil, bizzat ibraz ettiği 23.05.2011 tarihli dilekçede ise; 6111 sayılı Yasa kapsamındaki taleplerinin Kurumca kabul edildiğini belirterek, açılan davadan feragat ettiğini bildirmiş, mahkeme de feragat nedeniyle davanın reddine hükmetmiştir.
Davanın yasal dayanağı olan 2926 sayılı Kanunun “Sigortalılığın başlangıcı ve zorunlu oluşu” başlığını taşıyan 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, “2 inci madde kapsamına girenler, on sekiz yaşını doldurdukları tarihi takip eden yılbaşından itibaren sigortalı sayılırlar. Ancak, 7’nci maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren başlar.”, ikinci fıkrasında, “Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz.” hükmü öngörülmüş olup; sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir. Kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 91’inci ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307’nci maddeleri kapsamında feragat olanaksızdır ve anılan sigortalılığın tespitine ilişkin davadan da vazgeçilemez. Davacı, ancak, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 185 inci ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 123’üncü maddelerinde düzenlenen hakkını kullanabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkını saklı tutarak, davalının rızası ile, davanın takibinden vazgeçebilir veya 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu 409 ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150’nci maddeleri hükmü gereğince davayı takip etmeyerek yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucunu elde edebilir.
Bu nedenle; inceleme konusu davada; mahkemece, davadan vazgeçilemeyeceği, davacıya bildirilmeli, feragat beyanının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 185 veya 409. maddelerinde ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 123 ve 150’nci maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmeli; beyanın anılan anlamlarda kullanıldığı saptandığı takdirde, duruma göre, anılan maddelerdeki prosedür işletilmeli, aksi durumda ise, elde edilecek sonuca göre, dava konusu istem hakkında karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda; mahkemece, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirgin olup, bozulması gerekmektedir.
O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Üye ... ve Üye ...’in muhalefetine karşı Başkan ..., Üye ..., Üye ...’in oylarıyla 11.12.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M) (M)
Dava, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesinin hükmü delaletiyle 2926 sayılı Yasa kapsamında hizmet tespit davasıdır.
Davacı, 20.5.2011 tarihli dilekçesi ile davasından feragat ettiğini bildirmiştir, mahkemece de “Davanın feragat nedeniyle reddine” karar verilmiştir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, hizmet tespiti davasından vazgeçme (feragat) mümkün olup almadığı, aleyhe bozma yapılıp yapılamayacağı ve sonucuna göre mahkemece yapılacak işlemler yönündedir. Daire çoğunluğu, sosyal güvenlik hakkından feragatin olanaksız olduğu, ancak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçilebileceği görüşündedir.
Anayasasının 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu kabul edilmiş ve Devletin bu güvenliği sağlayacak tedbirleri alması öngörülmüştür. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olan bu temel güvenlik hakkından 506 sayılı yasa 6. maddeye göre, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.” 5510 sayılı Yasanın 92/1. maddesinde ise “Kısa ve uzun vadeli sigorta kapsamındaki kişilerin sigortalı ve genel sağlık sigortalısı olması, genel sağlık sigortası kapsamındaki kişilerin ise genel sağlık sigortalısı olması zorunludur. Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir.” Denilmiştir. Sigortalılığın tespiti davaları, sosyal güvenlik hakkına ilişkindir. Sigortalı olmak hem bir hak hem de bir yükümlülük ise de, bu tür davaların tarafları, sigortalılık hususunda sessiz kalmışlarsa, mahkeme, resen, tarafları davayı devama zorlayamaz.
Feragat, HUMK’nda 91. maddede, yeni HMK’nda ise 307. maddede düzenlenmiştir. Kural olarak her davadan feragat edilebilir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi, açmış olduğu davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Dava konusu üzerinde tarafların tasarruf yetkisi bulunmasa bile davacı davasından feragat edebilir. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, sh. 3650).
Bazı hallerde, davacının feragati bir sonuç doğurmaz. Şuyuun giderilmesi davasında olduğu gibi, sosyal güvenlik hakkına ilişkin davalardan da vazgeçme, feragat mümkün değildir. Bu tür davalarda feragat nedeniyle davanın reddine karar verilip temyiz edilmeden kesinleşse bile, yeniden dava açılmasına engel olmadığı Dairemizin yerleşik görüşlerindendir. Ne var ki, hiç kimse açmış olduğu davayı takibe de zorlanamaz.
Daire çoğunluğu, davadan feragat halinde, HMK 123. madde uyarınca, davalının açık rızası dışında davasını geri alabileceği ya da, 150. madde uyarınca, dosyanın işlemden kaldırılabileceği ve takipsiz bırakılan davanın açılmamış sayılmasına karar verilebileceği görüşündedir. Vazgeçme nedeniyle davanın reddine karar verilmesi halinde de hakkın özünden feragatın mümkün olmaması, yeni bir dava açılmasına engel olmaması nedenleriyle aynı sonuçları doğurmaktadır. Bu nedenle sigortalılığın tespiti davalarında feragat veya vazgeçme nedeniyle davanın reddi yönünde verilen kararlar, davayı usulen sona erdiren işlemler olarak değerlendirilmelidir ve mümkündür.
Somut olayda, davacı, taleplerinin davalı Kurum tarafından kabul edildiğini beyan ederek davasından feragat etmiştir. Bu durumda, aslında dava konusuz kalmıştır ve davacının feragat beyanı bunu amaçlamaktadır. Davalı Kurumun temyizi sadece vekalet ücretine ilişkindir. Davayı takip edeceğine veya dosyanın işlemden kaldırılmasına yönelik talepte bulunmamıştır. Tarafların talep etmediği, üzerinde uyuştukları hüküm dışına çıkarak aleyhe bozma yasağı nedeniyle karar verilemez.
Yukarıdaki açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyiz.