Taraflar arasındaki kadastro tespitinden önceki zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. 2008 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında ...Köyü çekişmeli 106 ada 1 parsel 1.768.787,56 m2 ve orman vasfıyla Hazine adına tespit görmüş, kadastro tutanağına göre askı ilanının 01.08.2008-31.08.2008 tarihleri arasında yapıldığı ve “dava açılmadığından 15.10.2008 tarihinde kesinleştiğinin” yazılı olduğu, tapu kaydında ise “kadastro tespiti davalı veya komisyonda itirazlı yerlerin tescili” açıklamasıyla 03.12.2010 tarihinde hükmen orman olarak tapu kaydedildiği anlaşılmaktadır.
2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; .... Köyünde yapılan hatalı kadastro çalışmaları sırasında dava konusu taşınmaz olan 106 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı Hazine adına tescil gördüğünü, anılan taşınmazın kendisine dedelerinden kaldığını, kendisince 30 yıldan beri ekip biçilmek suretiyle kullanıldığını, davaya konu ettiği taşınmazın kendisine ait olan 119 ada 14 nolu parselin devamı olduğunu belirterek ....Köyünde kain davalı adına tespiti yapılan 106 ada 1 nolu parselin tapu kaydının iptali ile kendi adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
1. Davalı Hazine tarafından cevap dilekçesi sunulmamış, yargılama aşamasında davanın reddi savunulmuştur.
2. Davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesinde; dava konusu edilen taşınmazın orman vasfına haiz olduğunu, zilyetlik ya da olağan/olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyetinin kazanılamayacağını, davacının davayı yasal süre içerisinde açmadığını, arazide toprak işlemesinin bulunmadığını, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığını, çekişmeli taşınmazın ne kadarının davaya konu yapıldığının belirtilmediğini ve dava dilekçesinin dava şartlarına aykırı olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taşınmaz başında dinlenilen mahalli bilirkişi beyanlarından dava konusu yerin davacı tarafından kullanılmadığının belirtildiği, Jeodezi ve fotogrametri bilirkişi tarafından düzenlenen raporda dava konusu taşınmazın 3 farklı zamanda yapılan görüntü incelemesinden tarımsal faaliyet yapılan yerlerden olmadığı yönünde rapor düzenlendiği, mevcut durumda taşınmaz üzerinde ekim dikimin bulunmadığı, ekonomik amaca uygun kullanılmadığı ve bu durumda fiili terkin mevcut sayılacağı, keşif gözleminde taşınmaz üzerinde yabani orman çalılıklarının, kısım kısım kayalıkların bulunduğu ve tarım yapıldığına dair emarenin bulunmadığının tespit edildiği, jeodezi ve fotogrametri bilirkişi tarafından hazırlanan rapor sonucu ekim dikimin bulunmadığının belirtilmiş olması karşısında usul ekonomisi gereği keşif sırasında hazır bulunmayan orman bilirkişisinden rapor aldırılmadığı, davacı tarafça taşınmazın kullanıldığı hususuna ilişkin delilin gerek adi belge olması gerek ise ön inceleme duruşmasında verilen süreden sonra sunulması sebebiyle hükme esas alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; keşif evraklarında (A) harfi ile gösterilen dava konusu yere hemen komşu parselin zaten müvekkili adına tapulu olduğunu, 119 ada 14 parsel sayılı bağ niteliğindeki 4 dönüm 404 metrekarelik komşu arazi olarak müvekkilinin olduğunu, dava konusu (A) harfli alanın bu bağın devamı olduğunu, buna rağmen kadastro ile hazine adına tescil edildiğini, Mahkemece köylülerden hiç kimsenin dinlenilmediğini, Hayrettin Dalgıç adlı tanığın beyanlarının hiç dikkate alınmadığını, müvekkilinin yıllar boyunca bahse konu taşınmaz kısmını kullandığını, davaya konu taşınmaz orman arazisi parseli içinde kalmış ise de komşu yapışık tapulu taşınmazın olduğunu, davaya konu taşınmazın güneydoğuda yer alıp teröre müzahir bölgelerde yer aldığını, bölgenin uzun süreden beridir göç verdiğini, müvekkilinin taşınmazının parçalandığını beyan ederek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; UYAP kayıtları üzerinden yapılan incelemede; dava dışı Mehmet Erdoğan isimli kişinin Cizre Kadastro Mahkemesinin 2008/27 Esas sayılı dosyasında Güçlükonak ilçesi Çevrimli Köyü 106 ada 1 parseldeki taşınmaz parçasının tescili için dava açtığı, Mahkemece 28.01.2009 tarihli ve 2008/57 Esas, 2009/5 Karar sayılı karar ile; kadastro tespitinin 01.08.2008-31.08.2008 tarihleri arasında askı ilanına çıktığı, davacının ise kadastro tespitine karşı 04.12.2008 tarihinde dava açtığı, 30 günlük askı ilan süresinde dava açılması nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verildiği, Cizre Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli ve 2011/620 Esas, 2013/757 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, hükmün temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 21.01.2015 tarihli ve 2014/10541 Esas, 2015/243 Karar sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verildiği, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi tarafından sunulan raporda 1951,1973 ve 1984 yıllarına ait üç farklı hava fotoğrafları incelendiğinde dava konusu yere ait arazi kullanımının değişkenlik göstermediğinin gözlemlendiği, dava konusu yerin 1951,1973 ve 1984 yıllarına ait hava fotoğraflarında tarımsal faaliyet (ekim-dikim) yapılan yerlerden olmadığı, ekonomik olarak tasarruf sağlanan alanlardan olmadığı ve imar-ihya gören yerlerden olmadığının rapor edildiği, keşifte dinlenen mahalli bilirkişilerin taşınmazın davacıya ve babasına ait olmadığı, davacının ve babasının taşınmazı kullandıklarını görmediklerini beyan ettikleri, çekişmeli taşınmazın tapuda "orman" vasfı ile kayıtlı olması nedeniyle keşfe orman mühendisi bilirkişinin götürülmemesi ve orman mühendisi bilirkişiden rapor alınmamış olması isabetsiz ise de, gerek jeodezi bilirkişi raporuna gerekse mahalli bilirkişi beyanlarına göre davacı yanın zilyetliğinin ispat edilememesi nedeniyle bu eksikliğin sonuca etkili görülmediği, davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinme koşullarının oluşmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden Kanuna aykırı bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, kadastro tespitinden önceki zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1,370 ve 371 inci maddeleri, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14,17 nci maddeleri. 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 1 inci ve devamı maddeleri.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz edenden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.