Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesinden kaynaklanan tescil davasının yapılan yargılaması sonunda Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.07.2009 tarihli ve 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı ilamı ile verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.11.2009 tarihli ve 2009/12814 Esas, 2009/16973 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiş, karara karşı karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.05.2010 tarihli ve 2010/3930 Esas, 2010/6880 Karar sayılı ilamı ile Hazine ve ... Belediye Başkanlığının karar düzeltme isteği reddedilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı Mahmut ve ...'den olma muris Ali'nin bir kısım mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Davacılar vekili 16.12.1994 havale tarihli dava dilekçesinde; İstanbul, Ümraniye, ..., 1 paftada bulunan ve güneyi eski üsküdar yolu, kuzeyi 21 nolu parsel, batısı çiftlik dere (Karıncalı dere), doğuda 21 nolu parsel ile çevrili yaklaşık 20 dönüm büyüklüğündeki tarla ile yine güneyde 22 nolu parsel, kuzeyde ... Devlet Ormanı, Batıda 21 nolu parsel ve çiftlik dere (Karıncalı dere), doğuda ... devlet ormanı ile çevrili takriben 20 dönüm büyüklüğündeki taşınmazların aralıksız ve çekişmesiz olarak 70 seneyi aşkın zamandan beri davacılar ile murislerinin zilyet ve tasarruflarında bulunduğunu, 1972 yılında 766 sayılı Tapulama Kanunu'na (766 sayılı Kanun) göre yapılan çalışmalarda sadece 21 nolu parselin müvekkillerinin murisleri adına tescil edildiğini ancak bu parselin doğal uzantısı olan ve dava konusu edilen iki parça tarlanın zuhulen bu tarladan ayrıldığını, tapulama çalışmaları sırasında 21 nolu parsele Memişoğlu ... varisleri adına olan 1936 tarihli ve 254 tahrir nolu 45.590 m2 büyüklüğündeki vergi kaydı ile yine aynı tarihli ve aynı büyüklükte bulunan 256 tahrir nolu vergi kayıtlarının uygulandığını, bu iki vergi kaydının toplam büyüklüğünün 91.180 m2 olmasına rağmen 21 nolu parselin 24.090 m2 olarak müvekkillerinin murisi adına tapuya tescil edildiğini, 254 nolu vergi kaydının doğusunun Naciye tarlası (23 nolu parsel), batısının çıplak dere, kuzeyinin Değirmen Yolu (Bu yolun güneyde olduğu ve yanlışlıkla kuzeyde yazıldığını), güneyinin Aziz tarlası (Doğudaki 22 parsel) olduğunu, bu hali ile 254 nolu vergi kaydının sabit sınırlı olduğunu, yine 256 nu vergi kaydının da sabit sınırlı olduğunu, belirtilen tarlaların ... son parsel numarası verilmek suretiyle 4721 sayılı Kanun'un 639 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi uyarınca davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
2. Davacılar vekili 21.03.1995 havale tarihli dilekçesi ile ... Belediye Başkanlığını davaya dahil etmiştir.
Davalı Hazine ve ..., davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2000 tarihli ve 1994/974 Esas, 2000/930 Karar sayılı ilamı ile; "Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 994/438 Esas sayılı dosyasından anlaşıldığı üzere, 1971 yılında Memişoğlu mirasçılarından satın almaya dayanarak ... ’nın dava açtığı, davanın retle sonuçlandığı, bir kısmının da Kadastro Mahkemesince Memişoğlu mirasçıları adına, bir kısmının da Orman'a ait olduğuna karar verildiği, dava konusu edilen yerlerin uzun yıllardan beri tarımsal amaçla da kullanılmadığının saptandığı, yerel bilirkişinin keşif tarihi itibariyle zilyetliğin 20 yıl olduğunu beyan ettiği ve davanın sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmiştir.
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 08.07.2004 tarihli ve 2004/7088 Esas, 2004/7727 Karar sayılı ilamı ile; "Dairenin 02.05.2002 tarihli iade kararı üzerine getirtilen dava evrakına göre, Kartal 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 16.07.1991 tarihli ve 1991/201-536 sayılı veraset ilamının iptali davası ile davacıların Mahmut oğlu Ali’nin mirasçıları olduğu ve Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin 1991/465 sayılı dosyası ile de ... ve arkadaşları tarafından Tapu Sicil Müdürlüğü aleyhine açılan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen tapuda isim tashihi davası sonucu 21 sayılı parselde tespit ve tapu maliki olarak gözüken Memişoğlu’nun 1268 doğumlu olup, 1929 yılında ölen Mahmut oğlu Ali olduğunun tespitine karar verildiği, bu kişilerden bir kısmının da temyize konu davanın davacısı olduğu; ancak, temyize konu davada davacı olan kişilerin kadastro mahkemesinin 1979/53 sayılı dosyasında taraf olmadıkları, mahkemenin kabulünün aksine, davaya konu (C) bölümü ile ilgili görülüp kesinleşen herhangi bir dava bulunmadığı, davaya konu taşınmazların 1943 yılında kesinleşen orman kadastro sınırı dışında olduğu, ormanla hiçbir ilgisinin bulunmadığı, 1991 yılında yapılan orman kadastrosu ve aplikasyon sırasında da orman sınırları dışında gösterildiği, bilirkişi heyetinin 12.05.1999 tarihli rapor ve eki krokisinden anlaşıldığı, Ümraniye 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 17.02.2004 tarihli yazı ekinde dosyaya gönderilen 21 sayılı parselin tapusu incelendiğinde, Memişoğlu mirasçıları adına intikal gördükten sonra 27.05.1998 tarihinde bir şirkete satıldığı ve Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin 1999/637 sayılı dosyasında görülen dava nedeniyle tapu kaydı üzerine 05.01.2001 tarihinde konulan ihtiyati tedbirin halen devam ettiği, fen bilirkişi krokisinde (C) işaretli bölümün daha önce asliye hukuk ve kadastro mahkemelerinde hiçbir zaman davaya konu olmadığı ve 1943 yılında yapılan orman kadastrosu ve 3302 Sayılı Kanun hükümlerine göre dışta kalan ormanlar hakkında yapılan orman kadastrosu ve aplikasyon işlemi sırasında da orman sınırları dışında, 1972 yılında yapılan arazi kadastrosunda ise, tespit harici bırakıldığının dosya kapsamından anlaşıldığı, tespit tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıldan çok fazla süre geçtiği de gözönünde bulundurularak (C) işaretli bölüm hakkında davacıların dayandığı vergi kayıtları uygulanıp zilyetlik tanıkları da dinlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm nedeniyle davanın reddedilmesinin isabetsiz olduğu, fen bilirkişi krokisinde (A) işaretli bölümün yine orman ve arazi kadastrosundaki durumunun (C) işaretli yer ile aynı olduğu, ancak ... isimli kişinin bu yer hakkında zilyetliğe dayalı olarak açtığı tescil davasının Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin 12.09.1994 tarihli ve 1994/438 Esas, 1994/835 Karar sayılı karar ile reddedildiğinin anlaşıldığı, birinci davanın davacısı ... ile ikinci yani temyize konu davanın davacıları arasındaki bağlantı tam olarak saptanmadan kesin hüküm nedeniyle davanın reddedildiği, taşınmazın davacılara 1929 yılında ölen müşterek muris Mahmut oğlu Ali’den iştirak halinde (elbirliği ile) mülkiyet hükümlerine göre intikal etmesi ve geçerli bir paylaşım olmadan bir kısım mirasçının taşınmazı üçüncü kişiye (...’e) satması halinde satışın geçersiz olacağı ve önceki davacının davacısı ... ile temyize konu davanın davacıları arasında akdi halefiyetin söz konusu olamayacağı, dolayısıyla kesin hükümden söz edilemeyeceği, davacıların, dava konusu yerin zilyetliğini önceki davanın davacısı ...’e devir ve teslim etmemişse, başka bir deyişle ... dava konusu yeri kullanmamışsa ortada bir satış işlemi bulunmayacağından, yine akdi halefiyet yoluyla oluşan kesin hükümden söz edilemeyeceği, birinci davada zilyetliğe, ikinci davada tapu kaydına dayanılmış olması halinde, dayanılan vakıalar aynı olmadığından, bu halde de kesin hükmün varlığının kabul edilemeyeceği, fen bilirkişi krokisinde (A) işaretli bölüm yönünden açıklanan konularda gerekli araştırma ve soruşturma yapılarak sonucuna göre hüküm kurulmamış olmasının isabetsiz olduğu, fen bilirkişi krokisinde (B) işaretli bölüm hakkındaki temyiz itirazlarına gelince; Tapulama Mahkemesinin 1979/53 sayılı dosyasında, tespit maliki Memişoğlu mirasçıları olduğu sanılarak haklarında davalı sıfatıyla dava görülen kişilerin 21 sayılı parselin gerçek tespit maliki Memişoğlunun mirasçıları olmadığının anlaşıldığı ve tapulama Mahkemesinin 1979/53-11 Esas-Karar sayılı kararının da temyize konu bu davada kesin hüküm oluşturduğunun kabul edilemeyeceği, 21 sayılı parselin ormanla hiçbir ilgisi olmadığı halde, ormancı bilirkişi ... tarafından yanlış uygulama sonucu 1943 tahdidi içinde gösterilen ve bu bilirkişi raporuna değer verilerek Tapulama Mahkemesinin 1979/53-11 sayılı kararı ile ifraz edilerek tespit harici bırakılan ve temyize konu davada fen bilirkişi krokisinde (B) ile işaretli kısım gerçekten Memişoğlu mirasçılarının olup de onlar tarafından terk edilmesi sonucu davacı ... ve arkadaşları tarafından kullanılmaya devam edilmiş olması ve tapulama mahkemesinin 1979/53 sayılı dosyasında davalı olan kişilerle temyize konu davacıların akdi ve irsi bağlantılarının olmadığının saptanması halinde de yine (B) işaretli bölüm hakkında kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceği, mahkemece bu konularda hiçbir araştırma ve soruşturma yapılmadan davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, mahkemece yukarıda değinilen konuların araştırılması, özellikle halen devam ettiği bildirilen 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/637 sayılı dava dosyasının bulunduğu yerden getirtilerek 21 sayılı parseli 27.05.1998 tarihinde şirkete satan kişilerin kimler olduğu, halen 21 sayılı parsel hakkında devam eden davanın niteliğinin ne olduğunun belirlenerek fen bilirkişisinin krokisinde (B) işaretli bölüm yönünden Kadastro Mahkemesinin 1979/53 sayılı dava dosyasının kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağının tartışılması, kesin hüküm yoksa 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi koşullarının davacılar yararına oluşup oluşmadığı konusundaki delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
3. Bozma ilamı sonrası Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.12.2004 tarihli ve 2004/390 Esas, 2004/546 Karar sayılı ilamı ile "Ümraniye İlçesinde adli teşkilat kurulduğundan mahkemenin yetkisizliğine" karar verilmiş ve dava dosyası Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/65 Esas sırasına kaydedilmiştir.
4. Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.01.2008 tarihli ve 2005/65 Esas, 2008/4 Karar sayılı ilamı ile "Yapılan keşifler sırasında dinlenmiş olan Mahalli Bilirkişi ve davacı şahitlerinin beyanları ile teknik bilirkişilerin harita ve raporlarının dosyada bulunan delillere, bilimsel ve hukuki metotlara ve Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin uyulan bozma ilamı ile yerleşen Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu, bu sebeplerle de mahkemece kabule şayan görülerek benimsendiği, bilirkişilerin kabule şayan görülen raporları doğrultusunda davanın kabulüne karar vermek gerektiği, davalı hazine vekili tarafından 12.12.2007 havale tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporuna karşı öne sürdüğü itirazların mahkemece kabule şayan görülmediği, davalı hazine vekili Üsküdar 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/438 Esas sayılı kesinleşen kararının bu dava bakımından kesin hüküm oluşturmadığı, mahkemece de uygun görülen uzman bilirkişi heyetinin raporuna göre dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 6831 sayılı Kanun'un 1744,2896,3302 ve 3373 sayılı Kanunlarla Değişik 2 nci maddesine göre kurulmuş olan orman kadastro komisyonlarınca herhangi bir çalışma yapılmadığından 3175 parselin (C) harfi ile gösterilen 1.593,83 m2 lik bölümünün dışında kalan yerlerinin de fiilen orman olmadığından davalı hazine vekilinin itirazlarının mahkemece kabule şayan görülmediği, dava konusu taşınmazlar 1088 sayılı orman parselinden ifraz edilmediğinden ve Mahkemenin 2006/11 Esas sayılı dava dosyasındaki taşınmazlar ile dava konusu taşınmazların herhangi bir ilgi ve ilişkisi bulunmadığından davalı hazine vekilinin bu itirazlarının da mahkemece yerinde görülmediği, davaya katılma talebinde bulunan Zerrin Erbuğ ve arkadaşlarının kadastro tespitinden önce de, kadastro tespitinden sonra da bugüne kadar herhangi bir şekilde zilliyetliklerinin olmadığı, müdahale talebinde bulunanların murislerinin olduğu iddia edilmekte ise de, vergi kaydının tek başına mülkiyet belgesi olmadığı gibi, zilyetlik ile birleşmedikçe de hiçbir değer taşımadığı, vergi kayıtlarının malikinin de esasen müdahale talebinde bulunanların murisi olmadığı, bu sebeple müdahale talebinde bulunanlar vekilinin bu konudaki itirazlarının mahkemece yerinde görülmediği, müdahale talebinde bulunanların davanın karara bağlanacağı günden 3 gün önce verdikleri 15.01.2008 havale tarihli dilekçe ile müdahale talebinde bulunmalarının Medeni Kanun'un 2 nci maddesindeki doğruluk ve dürüstlük kurallarına uygun olmadığı, bu sebeple de müdahale talebinde bulunanların davayı uzatmaya yönelik olan müdahale taleplerinin mahkemece kabule şayan görülmediği, müdahale dilekçesinin tarihi nazara alındığında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesinde belirtilen on senelik hak düşürücü sürenin geçiş olduğu, tescil davasına konu olan 3175 ve 3176 nolu parsellerin ormanla herhangi bir ilgilerinin olmadığı 08.07.2004 tarihli bozma kararında kabul edildiği gibi yapılan keşif uygulaması ve bilirkişi raporlarında da tahdit içinde kalmadığı ve bu taşınmazların öncesinin 4785 sayılı Kanuna göre orman olmadığı, davacıların dava devam ederken bu dava nedeniyle doğacak tüm haklarını İstanbul 10. Noterliğince düzenlenen 30.11.2007 tarihli ve 30767 yevmiye numaralı temlikname ile ...'e temlik ettiklerinden, dava konusu taşınmazların iptal edilen tapu kayıtlarının ... adına tapuya tesciline karar vermek gerektiği gerekçesiyle, Ümraniye, ... F22D24A pafta, 3175 parsel sayılı davalı ... Hazinesine ait olan taşınmazın tapu kaydının iptaline, İptal edilen bu taşınmazın bilirkişilerin haritasında (A-1) harfi ile gösterilen 4371 m2 lik bölümü üzerinde temlik alan davacı ...'ün tapuya tescil hakkı doğduğunun tespitine, Yine aynı parselin bilirkişinin haritasında (B-2) harfi ile gösterilen 3302 m2 lik bölümünün dava tarihine kadar temlik alan davacı ... yararına mülkiyet ve tescil hakkı doğduğunun tespitine, Yine Aynı parselin Bilirkişinin haritasında (A) harfi ile gösterilen 13682 m2 lik bölümünün ayrı bir parsel olarak temlik alan davacı ... adına tapuya tesciline, Yine bu parselin bilirkişinin Haritasında (B) harfi ile gösterilen 9.854 m2 lik bölümünün yine temlik alan davacı ... adına ayrı bir parsel olarak tapuya tesciline, Yine bu parselin bilirkişinin haritasında (C) harfi ile gösterilen 1.593,83 m2.lik bölümünün hazine adına olan tapu kaydının iptaline ve iptal edilen bu bölümün Devlet Ormanı olarak davalı ... adına tapuya tesciline, yine bu parselin (B-1) harfi ile gösterilen 337 m2 lik bölümünün eski kadastro paftasına göre çıplak deresinin yatağı olduğu anlaşıldığından, davalı hazine olan tapu kaydının iptaline ve dereyağı olarak 3175 parsel numarası verilmek suretiyle davalı ... adına tapuya tesciline, yine, Ümraniye, ..., F22D24A pafta, 3176 parsel sayılı davalı ... Hazinesine ait olan taşınmazın tapu kaydının iptaline, İptal edilen bu parselin (D-1) harfi ile gösterilen 131 m2 lik bölümünün eski kadastro paftasına göre çıplak deresinin yatağı olduğu anlaşıldığından, bu bölümün davalı hazine adına olan tapusunun iptaline ve 3176 parsel numarası ile dereyatağı olarak davalı hazine adına tapuya tesciline, yine bu parselin (D) harfi ile gösterilen 2.648 m2 lik bölümünün ayrı bir parsel olarak temlik alan davacı ... adına tapuya tesciline, Yine bu parselin (E) harfi ile gösterilen 25.227,53 m2 lik bölümünün ayrı bir parsel olarak temlik alan davacı ... adına tapuya tesciline" karar verilmiştir.
5. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, katılma talebinde bulunanlar vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
6. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2008 tarihli ve 2005/65 Esas, 2008/4 Karar sayılı ilamı ile; "Mahkemece yasal hakkını kullanarak itiraz edenlerin (katılma isteminde bulunanların) miras bırakanlarının ölüm tarihine göre elbirliği ile mülkiyet hükümlerine dayanıyorlarsa diğer mirasçıların davaya katılımlarının sağlanması ya da terekeye mümessil tayini suretiyle taraf oluşturmaları ve iddialarını kanıtlayacak delillerini mahkemeye sunmalarına olanak ve önel vererek, yine katılanların bu istekleri karşısında tescil davacısına ve yasal hasım durumunda bulunan davalılara bu isteğe karşı görüşleri sorulup varsa karşı delillerin alındıktan sonra iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde yasa hükümlerine aykırı gerekçelerle katılma isteminin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına" karar verilmiştir.
7. Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.07.2009 tarihli ve 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı ilamı ile "Yargıtay bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sırasında, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda Asli müdahale talebinde bulunanların delil listesi sundukları ancak, asli müdahale talebinde bulunanlar ...'nün 17.06.2009 havale tarihli, ... ve ...'ın 26.06.2009 tarihli dilekçeleri ile Asli müdahale taleplerinden feragat ettikleri ve 02.07.2009 tarihli oturumda asli müdahale talebinde bulunanlar feragat ettiklerinden vekillerinin istifa ettiğini imzalı beyanı ile bildirdiği, Yargıtay bozma ilamına konu olan asli müdahillerin delillerin toplanması ve bu konuda da karar verilmesi yönündeki bozma ilamının gereğinin bu sebeple yerine getirilmesinin mümkün bulunmadığından Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 25.11.2008 tarihli ve 2008/9230 Esas, 16562 Karar sayılı bozma ilamına göre ve asli katılma talebinde bulunanların dosya içerisinde bulunan feragat dilekçelerine ve asli katılma talebinde bulunanlar vekili Av....'ın feragata ilişkin beyanına göre, asli katılma talebinde bulunanlar vekilinin asli katılma talebinin vaki feragat nedeniyle reddine ve mahkemece verilen 18.01.2008 tarihli ve 2005/65 Esas, 2008/4 Karar sayılı kararındaki gibi davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle, asli katılma talebinde bulunanlar vekilinin asli katılma talebinin vaki feragat nedeniyle reddine, dava konusu Ümraniye, ... F22D24A pafta, 3175 parsel sayılı davalı ... Hazinesine ait olan taşınmazın tapu kaydının iptaline, iptal edilen bu taşınmazın bilirkişilerin haritasında (A-1) harfi ile gösterilen 4.371 m2 lik bölümü üzerinde temlik alan davacı ...'ün tapuya tescil hakkı doğduğunun tespitine, Yine aynı parselin bilirkişinin haritasında (B-2) harfi ile gösterilen 3.302 m2 lik bölümünün dava tarihine kadar temlik alan davacı ... yararına mülkiyet ve tescil hakkı doğduğunun tespitine, yine aynı parselin Bilirkişinin haritasında (A) harfi ile gösterilen 13.682 m2 lik bölümünün ayrı bir parsel olarak temlik alan davacı ... adına tapuya tesciline, yine bu parselin bilirkişinin Haritasında (B) harfi ile gösterilen 9.854 m2.lik bölümünün yine temlik alan davacı ... adına ayrı bir parsel olarak tapuya tesciline, yine bu parselin bilirkişinin haritasında (C) harfi ile gösterilen 1.593,83 m2 lik bölümünün hazine adına olan tapu kaydının iptaline ve iptal edilen bu bölümün Devlet Ormanı olarak davalı ... adına tapuya tesciline, yine bu parselin (B-1) harfi ile gösterilen 337 m2 lik bölümünün eski kadastro paftasına göre çıplak deresinin yatağı olduğu anlaşıldığından, davalı Hazine adına olan tapu kaydının iptaline ve dereyatağı olarak 3175 parsel numarası verilmek suretiyle davalı ... adına tapuya tesciline, yine, Ümraniye, ..., F22D24A pafta, 3176 parsel sayılı davalı ... hazinesine ait olan taşınmazın tapu kaydının iptaline, İptal edilen bu parselin (D-1) harfi ile gösterilen 131 m2 lik bölümünün eski kadastro paftasına göre çıplak deresinin yatağı olduğu anlaşıldığından, bu bölümün davalı hazine adına olan tapusunun iptaline ve 3176 parsel numarası ile dereyatağı olarak davalı hazine adına tapuya tesciline, yine bu parselin (D) harfi ile gösterilen 2648 m2 lik bölümünün ayrı bir parsel olarak temlik alan davacı ... adına tapuya tesciline, yine bu parselin (E) harfi ile gösterilen 25.227,53 m2 lik bölümünün ayrı bir parsel olarak temlik alan davacı ... adına tapuya tesciline" karar verilmiştir.
8. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.11.2009 tarihli ve 2009/12814 Esas, 2009/16973 karar sayılı ilamı ile; “…Dosya kapsamı ile mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak bilirkişiler Orman Yüksek Mühendisi ..., Ziraat Yüksek Mühendisi Kemal Şirin ve kadastro Kontrol Memuru ... karara dayanak alınan harita ve raporlarında; dava konusu taşınmazların 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen 07.12.1944 tarihli ve 2030 yevmiye numarası ile tapuya tescil edilen orman kadastro sınırının dışında kaldığı, 1946 tarihli hava fotoğraflarında ve 1957 tarihli memleket haritasında ve Amenajman planında orman sayılmayan açık alanda kaldığı ve tarım arazisi olduğu, davacıların dayandığı Şubat 1295 tarihli 1 ve Şubat 1295 tarihli 2 numaralı sicilden gelen tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazlara uyduğunun saptandığına, davacının temlikinin yasaya uygun olduğuna, doğudaki ... Paşa Çiftliği malikleri ile çekişmeli taşınmazlara uyduğu belirlenen Şubat 1295 tarihli 1 ve 2 sayılı tapu malikleri arasında görülen Asliye Hukuk Mahkemesinin 1931/756 sayılı elatmanın önlenmesi davasının keşfi sırasında düzenlenen ve Şubat 1295 tarih 1 ve Şubat 1295 tarihli ve 2 sayılı tapu kayıtlarının kapsamı olarak gösterilen 29.2.1932 tarihli krokinin tescil davasına konu olan taşınmazlara sınır ve şekil olarak benzediğine, 1931/756 sayılı dosyada dayanılan 1295 tarihli tapu kayıtlarının bu yere uyduğu kabul edilerek ... Paşa Çiftliği sahiplerinin davalarının ret edildiğine, 3175 sayılı parselin haritasında (C) ile gösterilen bölümün eylemli orman olduğu, 3175 sayılı parselin (A-1) ile gösterilen 4371 m2 ve (B-2) ile gösterilen 3302 m2’lik bölümlerinin yol alanında kaldığı, 3175 sayılı parselin (B-1) ile gösterilen 337 m2 ve 3176 sayılı parselin (D-1) ile gösterilen 131 m2 bölümlerinin eski kadastro paftasına göre Çıplak Deresinin yatağı olduğu, 3175 ve 3176 sayılı parsellerin geri kalan bölümlerinin 50 - 60 yıldır davacıların zilyetliğinde bulunduğu ve adına tescil kararı verilen kişi yaranına 3402 Sayılı Kanun'un 13/B -b ve 14. maddesinde yazılı koşulların oluştuğu anlaşıldığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle…” şeklindeki gerekçe ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.05.2010 tarihli ve 2010/3930 Esas, 2010/6880 Karar sayılı ilamı ile; "Karar düzeltme dilekçesinde değinilen hususlar temyiz aşamasında da ileri sürülmüştür. Dairemiz kararı bu konulara cevap teşkil edecek nitelikte olduğu gibi, usul ve yasaya da uygundur. Yukarıda açıklanan nedenlerle ve H.Y.U.Y.nın 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirine uymayan karar düzeltme isteğinin reddine..." şeklindeki gerekçe ile Hazine ve ...’nın karar düzeltme istemlerinin reddine karar verilmiştir.
12. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.05.2010 tarihli ve 2010/3930 Esas, 2010/6880 karar sayılı ilamı sonrası kesinleşme şerhi işlenmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, muris Ali'nin bir kısım mirasçıları vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Muris Ali'nin bir kısım mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; Dava konusu taşınmazların miras sebebiyle elbirliği mülkiyet halinde olduğunu, elbirliği mülkiyette, elbirliği halinde maliklerin ittifakı sağlanmadığı sürece tasarrufi işlemlerin yapılamayacağı, bu hususta 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 701,702 ve 640 ncı maddelerinde düzenleme bulunduğunu, eldeki Ümraniye 1. Asliye Hukuk (İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk) Mahkemesinin 2009/185 Esas sayılı davasının Ümraniye'de adli teşkilat kurulmadan önce Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde 1994/974 Esas sayısı ile açıldığını ve kesin hüküm sebebiyle 24.10.2000 tarihli ve 2000/930 Karar sayısı ile ret edildiğini, ret kararını temyizen inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi 08.07.2004 tarihli ve 2004/7088 Esas, 2004/7727 Karar sayılı kararında da taşınmazın davacılara 1929 yılında ölen müşterek muris Mahmut oğlu Ali'den iştirak halinde (elbirliği ile) mülkiyet hükümlerine göre intikal etmesi ve geçerli bir paylaşım olmadan bir kısım mirasçıların taşınmazı üçüncü kişiye (...'e) satması halinde satışın geçersiz olacağını belirttiği, elbirliği halinde mülkiyete ilişkin çok sayıda Yargıtay emsal kararı bulunduğunu, verilen vekaletnamelerin kötüye kullanıldığını, kök miras bırakan Mahmut oğlu Ali mirasçıları olan; (1) ..., (2) ..., (3) ..., (4) ..., (5) ..., (6) ..., (7) ..., (8) ..., (9) ... (...), (10) ... (Kaçgın), (11) ..., (12) ... Kaçgın, (13) ..., (14) ..., (15) ..., (16) ..., (17) ... ve (18) ...’un Av. ...'e vekaletname verdiklerini, Av. ..., dava konusu taşınmaz malların yukarıda isimleri yazılı 18 müvekkili adına tapuya kayıt ve tescili talebi ile Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/974 Esas sayılı dosyası ile dava açtığını, Av. ...’in 2005/65 Esas sayılı davanın konusunu (müddeabihi) yukarıda adları yazılı 18 davacı müvekkili adına, ... isimli şahsa İstanbul 10. Noterliğinin 30.11.2007 tarihli ve 30787 yevmiye sayısı ile muvazaalı olarak temlik ettiğini, yargılama sonucunda verilen 02.07.2009 tarihli ve 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı ilamda dava konusu taşınmazların, temlik alan ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçtiğini ve 24.05.2010 tarihi itibariyle kesinleştiğine ilişkin şerh yazıldığını, taşınmazların dava konusunu temlik alan ... adına hükmen 01.07.2010 tarihli ve 6314 yevmiye ile tapuya tescil edildiğini, tüm bu olanlardan, Av. ...'in vekil edeni olan yukarıda adları yazılı 18 davacının haberinin olmadığını, davacılardan 8'inin 30.11.2007 tarihli temlik işleminden önce yargılama sırasında öldüklerini, taraflarınca İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/662 Esas sayılı dosyasında veraset davası açıldığını ve 18.04.2019 talihli ve 2018/662 Esas, 2019/408 Karar sayılı veraset belgesi düzenlendiğini, veraset ilamı incelendiğinde, İstanbul 10. Noterliğinin 30.11.2007 tarihli ve 30787 yevmiye sayılı dava konusunun temliki sözleşmesi yapılmadan önce, yukarıda 10. maddede isimleri yazılı 18 davacıdan; (1) ...'nın 22.03.1997 tarihinde, (2) ...'nun 23.02.1998 tarihinde, (3) ...'ın 30.12.1991 tarihinde, (4) ...'ın 29.11.2004 tarihinde, (5) ...'ın 09.01.2002 tarihinde, (6) ...'un 22.03.1992 tarihinde, (7) ... ...'un 20.06.1997 tarihinde, (8) ... Kaçgın (Çilenger)'in 06.08.2007 tarihinde öldüklerini ve ölenlerin 33 mirasçısının dava konusunu davacılara vekaleten temlik eden Av. ...'e vekaletname vermediklerini ve 30.11.2007 tarihli temliknameye asaleten de katılmadıklarını, ilaveten ... ...'ın birinci eşi İlyas’tan olma kızı ...'ın 6 mirasçısının da temliknameye vekaleten veya asaleten katılmadıklarının anlaşıldığını, ...’nun temlikname yapılmadan önce 23.02.1998 tarihinde öldüğünü, mirasının oğlu ...'ya kaldığını ve temlik eden Av. ...'e vekaletname vermediğini, temliknameye asaleten de katılmadığını, ... temlikname yapılmadan önce 22.03.1997 tarihinde öldüğünü, geriye mirasçı olarak eşi ... ..., kızı ... ... ... (...) ve kızı ... ...’in kaldığını, ... ... ve ... ... ...’nın (...) 07.12.1999 tarihli ve 57355 yevmiye ile Av. ...'e vekaletname verdiğini ancak ... ...’in vermediğini, ... ...’nın daha sonra 11.04.2009 tarihinde öldüğünü, mirasçı olarak çocukları ..., ... ... (...) ile kendinden önce 22.04.2001 tarihinde ölen kızı ... ...'in çocukları ..., ..., ... ve ... kaldığını, bunların hiç birisinin vekaleten temlik eden Av. ...'e vekaletname vermedikleri gibi, temlik işlemine asaleten de katılmadıklarını, ...’ın temliknameden önce 30.12.1991 tarihinde öldüğünü mirasının çocukları ..., ... ve ...'a kaldığını, bu mirasçılardan hiç birisinin dava konusunu vekaleten temlik eden Gültekin'e vekaletname vermediklerini ve temliknameye asaleten de katılmadıklarını, ... Kaçgın’ın (Çilenger) temliknameden önce 06.08.2007 tarihinde öldüğünü ve 30.11.2007 tarihinde yapılan temlik işlemine katılmadığını, her ne kadar kızı Nevin ...’ın (Akfırtına) 14.03.1991 tarihli ve 10757 yevmiye ile Av. ...'e vekaletname vermişse de, verdiği vekaletnamenin, daha sonra 06.08.2007 tarihinde ölen annesi ...'den intikal eden miras payını kapsamadığını ve verdiği vekaletnamenin annesi ...'den intikal eden miras payının temlikini içermediğini, ...’ın temliknameden önce 29.11.2004 tarihinde öldüğünü, geriye mirasçı olarak eşi ... ... ve çocukları Vildan ..., Reyhan ..., Firdevs ..., Nazmi ... ve 15.10.2005 tarihinde ölen kızı Beyhan ... (Güner)'in çocukları ... (...), ..., ... ve ...’ın kaldığını, bunların hiç birisinin vekaleten temlik eden Av. ...'e vekaletname vermedikleri gibi, temlik işlemine asaleten de katılmadıklarını, ...’ın temliknameden önce 09.01.2002 tarihinde öldüğünü, mirasçı olarak geriye çocukları ... ..., ... ..., ..., ... ve ...’ın kaldığını, bunların hiç birisinin vekaleten temlik eden Av. ...'e vekaletname vermedikleri gibi, temlik işlemine asaleten de katılmadıklarını, ... ...’un temliknameden önce 20.06.1997 tarihinde öldüğünü, geriye mirasçı olarak kalan çocuklarından ..., ... ... (...), ... ... (...), ..., ... ve ... ’ın dava konusunu vekaleten temlik eden Av. ...'e 28.03.2000 tarihli ve 14630 yevmiyeli vekaletnameyi vermişlerse de, bunlardan ...’un temliknameden önce 14.02.2002 tarihinde, Nevin ... Aydın’ın temliknameden önce 13.12.2001 tarihinde, Nevin'in kızı Dilek Aydın Yağcı’nın temliknameden önce 19.03.1999 tarihinde ölümü ile Av. ...'in vekilliğinin sona erdiğini, ...'un mirasçıları (çocukları) ... ve ..., Nevin ... Aydın'ın mirasçı eşi ..., çocukları Şenol Aydın, ve ... ile Nevin kızı Dilek Aydın (Yağcı)'nın kızı ... Sena Yağcı’nın, dava konusunu vekaleten temlik eden Av. ...'e vekaletname vermedikleri gibi, temlik işlemine asaleten de katılmadıklarını, ...’un temliknameden önce 22.03.1992 tarihinde öldüğünü, bu sebeple Av. ...’in 30.11.2007 tarihli temlik işleminde ...'u temsil edemediğini, ...'un mirasının çocukları ..., ..., ... ve ...'e kaldığını ve bu kişilerin 03.01.1991 tarih ve 00361 yevmiye ile Av. ...'e vekaletname vermişlerse de, verdikleri vekaletnamenin daha sonra 22.03.1992 tarihinde ölen anneleri ...'tan gelen mirası kapsamadığını ve ...’tan gelen miras hisselerinin 30.11.2007 tarihli temlik işleminin kapsamında olmadığını, İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.04.2019 tarihli ve 2018/662 Esas, 2019/408 Karar sayılı veraset ilamında gözükmemekle birlikte, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.11.1982 tarihli 1982/763 Esas, 1982/1006 Karar sayılı veraset ilamı ile Üsküdar 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1990/445 Esas, 1990/475 Karar sayılı veraset ilamından ve nüfus kayıtlarından anlaşıldığına göre; kök miras bırakan Mahmut oğlu Ali'nin oğlu ...'un ... Barut'tan olma kızı ... ...'ın birinci eşi İlyas'dan olma kızı ...'ın ... ...'dan olma çocukları ... (...), ... ve kendisinden önce 04.04.1944 tarihinde ölen oğlu ...'ın ...'dan olma çocukları ..., ..., ... ve ... de dikkate alındığında, dava konusunun temlikine ilişkin 30.11.2007 tarihli sözleşmenin yapıldığı sırada, temlik işlemini davacılara vekaleten yapan Av. ...'in mirasçılardan 49'unun temsil yetkisi bulunmadığını, davada taraf teşkilinin sağlanmadığını, yargılama sırasında karar tarihinden ve kesinleşme tarihinden önce ölen 9 davacının yukarıda 18 ve 19 uncu maddelerde isimleri yazılı 33 mirasçısı ile 24.04.2009 tarihinde ölen ... (...)'nun mirasçıları olan ..., ..., ..., ... ve Halide'nin kendisinden önce 17.08.1990 tarihinde ölen kızı... (...)'in mirasçıları olan ... ve Burçin Özkan'la birlikte 39 kişinin davaya dahil edilmediğini (taraf teşkili sağlanmamış) ve gerekçeli kararın bu 39 mirasçıya tebliğ edilmediğini, ... ...'ın birinci eşi İlyas’tan olma kızı ...'ın ... ...'dan olma çocukları Müberra ... (Seyhan), ... ve kendisinden önce 04.04.1944 tarihinde ölen oğlu ...'ın ...'dan olma çocukları ..., ..., ... ve ... de dikkate alındığında, 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı ilamın kesinleştirildiği 24.05.2010 tarihi itibariyle davaya dahil edilmesi, en azından gerekçeli karar tebliğ edilmesi gerektiği halde yapılmayan mirasçı sayısının 45 kişiye çıktığını, başka bir ifade ile toplam 61 kişiden oluşan mirasçılardan 45'inin davaya dahil edilmediği gibi kendilerine gerekçeli kararın da tebliğ edilmediğini, davaya dahil edilmeyen ve kendisine gerekçeli karar tebliğ edilmeyen mirasçılar yönünden 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı kararın halen kesinleşmediğini, esasen 4721 sayılı Kanun'un 701,702 ve 703 maddelerinde düzenlenen miras sebebiyle elbirliği mülkiyeti hükümleri gereğince, 2009/185 Esas ve 2009/320 Karar sayılı kararın davacıların ve mirasçılarının hiç birisi yönünden kesinleşmediğini, elbirliği mülkiyeti hükümleri ve mecburi dava arkadaşlığı sebebiyle, 02.07.2009 tarihli ve 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı kararın hiç kimse yönünden kesinleşmediğini, davaya ve temlike konu taşınmaz malların miras sebebiyle mirasçılar arasında elbirliği mülkiyet durumunda bulunduğundan, temlikname tarihi itibariyle hayatta olan 10 davacıyla birlikte 43 kişiden oluşan ve davada hiç yer almayan ... ...'ın ilk eşi İlyas'tan olma kızı Fikret'in 6 mirasçısı da dikkate alındığında 45 kişiden oluşan mirasçılardan 39'unun katılmadığı temliknamenin geçersiz olduğunu, yerel mahkemece temliknamede mirasçı ittifakının sağlanıp sağlanmadığını araştırmadan temlik alan ... isimli şahıs lehine tescil kararı vermekle usule ve kanuna aykırı karar verdiğini, kararın bozularak, dava konusu taşınmazların kök miras bırakan Mahmut oğlu Ali mirasçıları adına tesciline karar verilmesi gerektiğini, esas hakkında kararın verildiği 02.07.2009 tarihi ve kararın kesinleştirildiği 24.05.2010 tarihi itibariyle 18 davacıdan 9'u ölü olduğu ve ölen 9 kişinin ve davada hiç yer almayan ... ...'ın önceki eşi İlyas'tan olma kızı Fikret'in 6 mirasçısı ile birlikte tam 45 kişiden oluşan mirasçıları bulunduğu halde, bunlardan hiç birisi davaya dahil edilmeyerek taraf teşkilinin sağlanmadığı ve gerekçeli kararın bunlardan hiç birisine tebliğ edilmediğini ve temyiz haklarını kullanmalarına fırsat verilmediğini, yazılı sebeplerle ve temyiz incelemesi sırasında gözetilecek gerekçelerle; 18 davacıdan 9'unun, esas hakkında kararın verildiği 02.07.2009 tarihinden önce ve kararın 24.05.2010 tarihinde kesinleştiğine ilişkin şerhten önce öldükleri, mirasçılardan ... ...'ın ilk eşi İlyas’tan olma kızı Fikret'in 6 mirasçısının ise, davada hiç yer almadığı halde, karar tarihi ve kesinleşme şerhi tarihi itibariyle tam 45 kişiden oluşan mirasçıları davaya dahil edilmeyerek taraf teşkili sağlanmadığından ve gerekçeli kararın 45 kişiden oluşan mirasçılara tebliğ edilmeyerek temyiz kanun yoluna başvurma haklarını kullanmalarına fırsat verilmediğinden kararın bozulmasına, İstanbul 10. Noterliğinin 30.11.2007 tarihli ve 30787 yevmiye sayılı Temlik Sözleşmesi, sözleşme tarihinden önce ölen 8 davacının 33 kişiden oluşan mirasçıları ile ... ...'ın kızı Fikret'in 6 mirasçısının, temlik sözleşmesine vekaleten veya asaleten katılmamış olmaları sebebiyle geçersiz olduğu halde, Ümraniye 1. (İstanbul Anadolu 12.) Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.07.2009 tarihli ve 2009/185 Esas, 2009/320 Karar sayılı kararında, dava konusu taşınmazların temlik alan ... adına tesciline karar verilmiş olması sebebiyle kararın bozulmasına, İstanbul 10. Noterliğinin 30.11.2007 tarihli ve 30787 yevmiye sayılı Temlik Sözleşmesi geçersiz olduğundan, bozmadan sonra yapılacak yargılama sonucunda, dava konusu taşınmazların kök miras bırakan Mahmut oğlu Ali mirasçıları adına İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.04.2019 tarihli ve 2018/662 Esas, 2019/408 Karar sayılı veraset ilamında, Üsküdar 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.11.1982 tarihli ve 1982/763 Esas, 1982/1006 Karar sayılı veraset ilamı ile Üsküdar 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1990/445 Esas, 1990/475 Karar sayılı veraset ilamında tespit edilen payları oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık, 4721 Sayılı Kanun'un 713 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinden kaynaklı tescil istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 4721 sayılı Kanun'un 713 üncü maddesi ile 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi.
Davacılar vekili, davacıların Mahmut oğlu Ali'nin mirasçıları oldukları iddiasına dayalı olarak 4721 sayılı Kanun'un 713 üncü maddesine (743 sayılı TKM'nin 639 uncu maddesi) dayalı olarak tescil davası açmıştır. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.05.2002 tarihli ve 2002/1850 Esas, 2022/4101 Karar sayılı geri çevirme kararı sonrası dosya arasına alınan Kartal 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17.06.1991 tarihli ve 1991/201 Esas, 1991/536 Karar sayılı ilamında; Mahmut ve ... oğlu muris Ali'nin mirasçılarının ... ve Aşır oğlu 1930 doğumlu ..., ... İle ... Oğlu ... eşi 1337 doğumlu ..., ... ile ... kızı 1330 doğumlu ..., ... ile ... Oğlu 1340 doğumlu ..., ... ile ... kızı 1338 doğumlu ... ... (...), ... ile ... kızı 1929 doğumlu Halide ... (...), ... ile ... Oğlu 1932 doğumlu ..., ... ile ... kızı 1936 doğumlu ... (...), ... ile ... Oğlu 1938 doğumlu ..., ... ile ... kızı 1947 doğumlu ... ... (...), ... ile ... oğlu 1948 doğumlu ..., ... ile ... kızı 1936 doğumlu ... (...), ... ile ... kızı 1938 doğumlu ...), ... ile ... oğlu 1942 doğumlu ..., ... ile Nazmiye kızı 1933 doğumlu ..., ... ve ... kızı 1933 doğumlu ..., ... ve ... kızı 1958 doğumlu ... ve ... eşi 1338 doğumlu ... olduğu tespit edilmiştir. Dava dilekçesinin incelenmesinde mirasçılardan ... İle ... Oğlu ... ... eşi 1337 doğumlu ..., ... ile ... oğlu 1948 doğumlu ... ve ... eşi 1338 doğumlu ...'ın davacı olarak gösterilmedikleri, diğer mirasçıların ise davacı olarak gösterildikleri anlaşılmaktadır. Yine dava dilekçesinde davacı olarak gösterilen ... ile Nazmiye kızı 1933 doğumlu ...'un dava tarihinden önce 22.03.1992 tarihinde, ... ile ... kızı 1330 doğumlu ...'ın ise dava tarihinden önce 30.12.1991 tarihinde ölmüş oldukları anlaşılmaktadır.
Davaya konu taşınmazların, muris Mahmut oğlu Ali'den intikal ettiği hususu tarafların tartışmasız kabulündedir.
Bilindiği üzere; elbirliği (İştirak) halinde mülkiyet, kanun veya kanunda belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 sayılı Kanun'un 701 ve 703 üncü maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir.
Öteki deyişle; ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi, ortaklıktır.
Değinilen mülkiyet türünde, malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, 4721 sayılı Kanun'un 701 inci maddesinde; “Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.” biçiminde açıklanmıştır.
Elbirliği (İştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle, ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet, kanun veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
4721 sayılı Kanun'un 702/2 nci maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edilebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir (11.10.1982 tarihli ve 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bulunan bir terekede, terekeye ilişkin tüm tasarruf işlemlerinin, tüm mirasçılar tarafından birlikte yapılması zorunlu olup, tasarrufi işlem niteliğindeki davanın da tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması gerekir. Terekeye karşı yapılan mülkiyetten kaynaklanan haksız fiil niteliğinde ki muris muvazaası ve elatmanın önlenmesi gibi davalar dışında ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması vs. gibi davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca, mirasçılardan bir işinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçılarının davada muvafakatlarının sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve yürütülmesi gerekeceği (4721 sayılı Kanun'un 640 ıncı md.) tartışmasızdır. Buna göre ancak, bir mirasçı özellikle acele hallerde miras şirketinin menfaatini korumak için, bütün mirasçılar adına, yalnız başına dava açarsa, mirasçı kendi açtığı böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Bu halde, diğer mirasçıların da davaya katılımlarının sağlanması, muvafakatlerinin alınması veya terekeye temsilci tayin ettirilmesi suretiyle dava yürütülür.
Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekalet verilmesi ile sağlanabilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakatı sağlanamazsa 4721 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesi hükmü uyarınca miras bırakanın terekesine, görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci, davacı dışında biri olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin olan bu hususun hâkim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir. Diğer bir deyişle, inşaî dava niteliğini taşıyan zilyetliğe dayalı tescil davasında, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olduğunda; davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi; bu yolla davanın görülebilirlik koşulu yerine getirtildikten sonra esas hakkında hüküm kurulması gerekir.
Hemen belirtelim ki; doktrinde ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşe göre, asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya (taksime) dayanan taraf bu hukuksal olguyu ispat etmekle yükümlüdür.
Mirasçılar arasında taksimin bulunmadığı ve zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunun anlaşılması halinde mirasçılar tarafından birlikte dava açılması gerektiği gerekçesiyle dava hemen reddedilmemeli, yukarıda açıklanan yöntemle davaya katılmayan mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine 4721 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülebileceği gözönüne alınarak taraf teşkikili eksikliğinin giderilmesi, bu şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esası hakkında bir hüküm kurulması gerekir.
Somut olayda, davacı tarafça çekişlemeli taşınmazların taksim edildiği iddiasına dayanılmamaktadır. Taksim olgusuna dayanılmadığından, mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet durumu söz konusu olduğundan ve mirasçılar adına tescil talep edildiğinden mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu anlaşılmaktadır.
İstanbul 10. Noterliğince düzenlenen 30.11.2007 tarihli ve 30767 yevmiye numaralı temlikname ile dava konusu ... isimli kişiye temlik edilmiştir. Temlik sözleşmesinde temlik edenlerin; ... ve ... Oğlu ..., ... ve ... Oğlu ..., ... ve ... kızı ... ..., ... ve ... kızı ..., ... ve ... kızı ... (...), ... ve ... Kızı ..., ... ve ... Oğlu ..., ... ve ... kızı ..., ... ve ... kızı ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... kızı ..., ... ve ... kızı ... (...), ... ve ... kızı ... ..., ... ve ... kızı ... ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... kızı ... ... (...), Hanife ve Mehmet oğlu ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... kızı ..., ... ve ... kızı ..., ... ve ... oğlu ..., ... ve ... kızı ... ve ... ve ... oğlu ... oldukları anlaşılmaktadır.
Temlik edenlerden ... ve ... kızı ...'nun 09.01.2002 tarihinde, ... ve ... Oğlu ...'ın 29.11.2004 tarihinde, ... ve ... kızı ...'ın 06.08.2007 tarihinde, Hanife ve Mehmet oğlu ...'un 10.07.2001 tarihinde, ... ve ... kızı ...'ın 13.12.2001 tarihinde ve ... ve ... oğlu ...'un 14.02.2002 tarihinde ve temlik tarihinden önce ölmüş oldukları anlaşılmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 513/1 inci maddesi: "Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır." hükmünü düzenlemiştir.
4721 Sayılı Kanun'un 701,702 ve 703 üncü maddeleri ile 6098 sayılı Kanun'un 513 üncü maddesi birlikte değerlendirildiğinde muris Mahmut oğlu Ali'nin mirasçıları arasında elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu, terekeye ilişkin tüm tasarruf işlemlerinin, tüm mirasçılar tarafından birlikte yapılmasının zorunlu olduğu, temlik sözleşmesi incelendiğinde sözleşmede taraf olan ...'nun, ...'ın, ...'ın, ...'un, ...'ın ve ...'un temlik tarihinden önce ölmüş oldukları, vermiş oldukları vekaletnamelerin de 6098 sayılı Kanun'un 513 üncü maddesi gereğince ölümle sona ermiş olduğu, ...'nun, ...'ın, ...'ın ve ...'un mirasçılarının temlik sözleşmesinde taraf olmadıkları dolayısıyla geçerli bir temlik sözleşmesinden bahsedilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yargılamanın her aşamasında resen göz önünde bulundurulmalıdır.
Geçerli bir temlik sözleşmesi bulunmadığından taraf teşkili açısından dosya incelendiğinde; mirasçı ... ile ... kızı 1330 doğumlu ...'ın dava tarihinden önce ölü olduğu, mirasçıları her ne kadar temlik sözleşmesinde taraf olsalar da temlik sözleşmesi tarihinden önce davaya katılımlarının sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
... ile Nazmiye kızı 1933 doğumlu ...'un dava tarihinden önce ölü olduğu, ...'un mirasçılarının ..., ..., ... ve ... oldukları, bunlardan ..., ... ve ...'un dava açıldığı sırada dosyada taraf oldukları, ...'un bu mirasçıları yönünden taraf teşkilinin sağlandığı ancak mirasçılardan ...'un dava dilekçesinde davacı olarak gösterilmediği, İlk derece mahkemesi kararında mirasçılardan ...'un davaya müdahale ettiği ve taraf teşkilinin tamamlandığı belirtilmiş olsa da; temlik sözleşmesi sureti ve eklerinin suretini sunan temlik alan vekilince fotokopi olarak sunulan Beşiktaş 4. Noterliği'nin 03.01.1991 tarihli ve 00361 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile ... tarafından Av. ...'in vekil olarak tayin edildiği görülmekte ise de, dosya kapsamında ... davaya müdahale talebinde bulunduğuna dair müdahale dilekçesi veya davacı taraf vekiline verilen ve mahkemeye ibraz edilen vekaletnameye rastlanılmamış olup yargılama sırasında verilen gerekçeli karar başlıklarında da ...'un taraf olarak gösterilmediği anlaşılmıştır.
Yine İlk Derece Mahkemesi kararında mirasçılardan ... mirasçıları ve ...'ın davaya müdahale ettikleri ve taraf teşkilinin tamamlandığı belirtilmiş ise de; dosya kapsamında bu kişilerin müdahale ettiklerine dair dosya kapsamında müdahale dilekçesi veya davacı taraf vekiline verilen ve mahkemeye ibraz edilen vekaletnameye rastlanılmadığı, kaldı ki ilk derece mahkemesi karar tarihi olan 02.07.2009 tarihinden önce 29.03.1997 tarihinde ...'nın, 06.08.2007 tarihinde ise ...'ın ölmüş oldukları, ... mirasçısı olan ... dosyada taraf olduğundan ... mirasçısı yönünden taraf teşkilinin sağlandığı ancak ... mirasçıları olan ... ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in davaya katılımlarının sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
Yine İlk Derece Mahkemesi karar tarihi olan 02.07.2009 tarihinden önce ölü olan mirasçılardan ...'nun, ...'ın, Mahide Gündoğdunun (...), ...'un ve ...'in (...) mirasçılarının da davaya katılımlarının sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
Yapılan tüm bu açıklamalar ışığında mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet durumu söz konusu olduğu, temlik sözleşmesi öncesi Mahmut oğlu Ali'nin bir kısım mirasçının vefat ettiği ve vefat eden bu kişilerin mirasçılarının sözleşmeye aslen veya vekaleten katılmadıkları, dolayısıyla geçerli bir temlik sözleşmesi bulunmadığı ve Mahmut oğlu Ali'nin mirasçıları yönünden taraf teşkilinin sağlanmadığı anlaşılmakla, taraf teşkili sağlanmadan yargılamaya devamla karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu halde mahkemece yapılacak iş, Mahmut oğlu Ali'nin mirasçılık belgesinin düzenlenmesine ilişkin İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/662 Esas, 2019/408 Karar sayılı ilamı sonrasında da vefat eden mirasçıların bulunduğu gözetilerek taraf teşkilinin sağlanması, davaya konu taşınmazlara ilişkin güncel tapu kayıtları celp edilerek ve mevcut malikler tespit edilerek tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak davanın kayıt malikine karşı yürütüleceği hususu da gözetilerek taraf teşkilinin sağlanması ve toplanan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi olmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince verilen karar her ne kadar Yargıtay denetiminden geçmişse de temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.05.2010 tarihli ve 2010/3930 Esas, 2010/6880 Karar sayılı karar düzeltme ile 17.11.2009 tarihli ve 2009/12814 Esas, 2009/16973 karar sayılı onama ilamlarının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.05.2010 tarihli ve 2010/3930 Esas, 2010/6880 Karar sayılı karar düzeltme ile 17.11.2009 tarihli ve 2009/12814 Esas, 2009/16973 Karar sayılı onama ilamlarının kaldırılmasına, hükmün 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.