Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı üçüncü kişi vekili; borçlu aleyhine yapılan takipte kendisine ait menkullerin haczedildiğini belirterek haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili; davacının haczedilmezlik beyanının geçersiz olduğunu ancak borçlunun haczedilmezlik şikayetinde bulunabileceğini, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; üçüncü kişiye ait maden işletme ruhsatı ve tanık beyanlarından borçlu şirketin haciz mahallini ve mahcuzları üçüncü kişiden sözleşme ile kiraladığı, bu nedenle menkullerin mülkiyetinin davacıya ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Davada husumet ve sıfat kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında resen gözetilir.
6100 sayılı HMK'nin 114/1-d maddesi hükmüne göre; tarafların dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması, dava şartlarındandır. Taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılamaz, hüküm verilemez.
Bir sermaye şirketi davadan önce tasfiyesini tamamlamış, ticaret sicilinden terkin edilmiş ve keyfiyet ilan edilmiş ise artık şirket temsilcileri veya tasfiye memurları şirket adına dava açamayacak veya açılan davada şirketi temsil edemeyecek, dava açmış veya aleyhine dava açılmış olsa bile dava ve/veya karar tarihi itibariyle tüzel kişiliği bulunmayan şirket hakkında yargılama yapılıp hüküm verilemeyecektir. 6102 sayılı TTK'nin Geçici 7. maddesinde ticaret şirketlerinin re’sen tasfiye ve sicilden terkin halleri düzenlenmiş, ancak maddenin 2. bendinde davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı ve süresi içinde ihya için dava açılabileceği belirtilmiştir.
Somut olayda, borçlu şirket hakkında 26.09.2014 tarihinde takip başlatıldığı, dava konusu haczin ise 20.10.2014 tarihinde yapıldığı borçlu şirketin tasfiyesi tamamlanarak 07.07.2014 tarihinde takipten ve dava tarihinden önce kaydının resen terkin edildiği anlaşılmıştır.
Ticaret sicilinden terkin edilen borçlu şirket hakkında takip işlemlerine devam edilebilmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür. Bu kapsamda borçlu şirket ihya edilmeden yapılan takip işlemleri hukuken geçersiz ve yok hükmünde olduğundan Mahkemece dava tarihinde geçerli bir haciz bulunmadığı gerekçesi ile davanın ön koşul yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366 ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 17.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.