Kamu davasının reddi

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2013/137 Esas, 2016/88 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçundan açılan kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

Katılan vekilinin temyiz isteği; davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanık lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğine, re'sen gözetilecek nedenlere ilişkindir.

Sanığa isnat edilen defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçunun 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359 uncu maddesinin (a) fıkrasının (2) numaralı bendinde öngörülen cezasının tür ve miktarına göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı 8 yıllık olağan dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan sanığın sorgusunun yapıldığı 25.06.2015 tarihi ile temyiz inceleme tarihi arasında bu sürenin gerçekleştiği anlaşılmakta ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.07.2013 gün ve 2012/2-1518 Esas, 2013/354 Karar sayılı ilamında yer alan ''Bir fiilinden dolayı yargılanan kişinin aynı fiil nedeniyle tekrar yargılanmayacağını bilmesi kişi için bir güvence olup, bu güvence hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Dolayısıyla bu güvencenin hayata geçirilebilmesi için, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunduğu takdirde, mükerrer yargılama yapılmasının engellenmesi amacıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın, davanın reddine karar verilmelidir. Diğer taraftan, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit için eylemin nitelendirmesi gerekeceğinden, davanın esasına girilmesi gerekmektedir. Oysa aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunduğunun tespiti halinde, davanın esasına girilmeksizin davanın reddine karar verileceğinden, bu durumda artık dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmayacaktır.'' şeklindeki Dairemizce de benimsenen görüş nazara alınarak, davanın mükerrer olması nedeniyle reddine karar verilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Ancak; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168 inci ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği, mükerrer açılan davanın reddine karar verilmesi halinde ise sanık lehine bu ücrete hükmolunacağına dair herhangi bir hüküm bulunmadığı anlaşılmakla, vekalet ücretine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuş ise de, söz konusu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından düzeltilmiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2013/137 Esas, 2016/88 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan sanık lehine vekalet ücreti ödenmesine ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

18.03.2024 tarihinde karar verildi.