Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Eskişehir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.07.2016 tarihli ve 2016/547 Esas, 2016/1008 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın temyiz isteği; mahkûmiyetine yeter delil bulunmadan ve mahkemece gözlem yapılmadan verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
Sanığın, katılanın yetkilisi olduğu şirkete olan borcuna karşılık olmak üzere, kargo ile gönderdiği 30.06.2014 ve 30.07.2014 ödeme tarihli ve toplam 50.000,00 Türk lirası bedelli iki adet bononun sahte olarak düzenlendiği kabul edilerek, sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasına dair temyiz incelemesine konu mahkûmiyet hükmünün kurulduğu anlaşılmıştır.
A. 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı ile 09.10.2012 tarihli ve 2011/8-335 Esas, 2012/1804 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere, sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin nesnel olarak aldatıcılık niteliğinin bulunması ve aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılmasının gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin aldatıcılık niteliğinin varlığını göstermeyeceği ve belgede sahtecilik suçlarında aldatıcılık niteliği bulunup bulunmadığının tayin ve takdiri hâkime ait olup, TTK'da öngörülen suça konu belgelerin yasal unsurlarının tam olup, olmadığı ve aldatıcılık niteliğinin bulunup bulunmadığı hususunda gözlem yapılarak, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatıcılık niteliklerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi,
2. 17.06.2016 tarihli oturuma ilişkin duruşma tutanağının zabıt katibi tarafından ıslak ya da elektronik imza ile imzalanmayarak 5271 sayılı Kanunun 219 ncı maddesinin birinci fıkrasına aykırı davranılması,
B. Kabule göre de;
1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi" durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olup; aynı anda işlenen eylemlerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığı, somut olayda suça konu bonoların aynı anda kargoyla katılana gönderilmiş olması, farklı tarihte düzenlendiklerine veya kullanıldıklarına dair delil bulunmaması karşısında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak suça konu belge sayısı da nazara alınarak aynı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2. Sanık hakkında kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olan ve kazanılmış hakka konu edilemeyen 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanmamış olması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Eskişehir 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.07.2016 tarihli ve 2016/547 Esas, 2016/1008 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
18.03.2024 tarihinde karar verildi.