B O Z M A Ü Z E R İ N E
Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Bozma sonrası yapılan yargılamada, Ankara 41. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.01.2020 tarihli ve 2018/979 Esas, 2020/90 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 2 yıl 6 ay hapis, 20.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
Sanık müdafinin temyiz isteği, eksik inceleme sonucu müvekkili hakkında verilen mahkûmiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
Sanığın, müzayededen araç aldığına, sigorta işlemlerinin devam ettiğine, satış işlemlerinin bir kaç gün içerisinde gerçekleşeceğine dair sözler söyleyip, daha önceden tanıdığı katılanı hileli hareketlerle aldatarak, başka şahıslar adına kayıtlı......ve ...plaka sayılı araçların toplam 96.500,00 Türk lirası karşılığında satışı hususunda katılanla anlaşıp, araçların satışına dair protokoller düzenledikten sonra, bahsedilen meblağın tamamını nakit olarak tahsil ederek, araçları katılana teslim ettiği ancak, resmi satış ve devir işlemlerinin gerçekleştirilmesini sağlamayıp, araçların sahibi tarafından geri alınmasına sebebiyet verdiği ve haksız şekilde temin ettiği menfaati iade etmediği iddiası ile kamu davası açıldığı, katılanın uzlaşma görüşmelerine katılmaması nedeniyle uzlaştırma sağlanamadığı, katılanın beyanı, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sanığın atılı suçu işlediğinin kabulü ile hakkında temyize konu mahkumiyet hükümleri kurulmuştur.
İlk uzlaştırma işleminin gerçekleştirildiği tarih ile uzlaştırmanın başarısız kaldığı tarih arasında zamanaşımı süresinin durduğu tespit edilerek yapılan incelemede;
1. 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaate göre delilleri değerlendirip yüklenen suçun sübutu yönünden vicdani kanıya ulaşan Mahkemenin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir, Ancak;
3. Sanık hakkında kurulan hükümde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 06.12.2017 tarihli ve 2017/25108 Esas, 2017/26085 Karar sayılı bozma ilamı öncesinde kurulan hükmün yalnızca sanık tarafından temyiz edildiği ve sanık lehine kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilmeksizin, ilk hükümden daha ağır ceza tayin edilmesi, 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesinin yirmi ikinci fıkrası ve bu maddeye göre çıkarılan Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliğinin 38 inci maddesindeki “Uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri yargılama giderlerinden sayılır, ilgili ödenekten karşılanır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda, bu ücret ve giderler Devlet Hazinesi üzerinde bırakılır. Uzlaşmanın gerçekleşmemesi hâlinde uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri hakkında Kanunun yargılama giderlerine ilişkin hükümleri uygulanır." hükmü uyarınca, bozma sonrası uzlaştırma gideri dışındaki diğer yargılama giderlerinin sanığa yükletilmesi suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrasına aykırı davranılarak sanığın kazanılmış hakkının ihlal edilmesi dışında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara 41. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.01.2020 tarihli ve 2018/979 Esas, 2020/90 Karar sayılı kararında sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği (1) numaralı hüküm fıkrasının üçüncü paragrafının sonuna “bozma öncesi aleyhe temyiz bulunmadığı gözetilerek, 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca sonuç ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınması suretiyle 2 yıl 6 ay hapis ve 300,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına,” ibaresinin eklenmesi ve hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ilişkin bölümün çıkarılarak yerine "Bozma öncesi yargılama giderleri ile bozma kararı sonrası yapılan uzlaştırmacı giderinin sanıktan tahsiline," ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
18.03.2024 tarihinde karar verildi.