İstinaf başvurusunun esastan reddine

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, asıl ve birleşen davaların reddine, asli müdahillerin davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının, birleşen dosya davacısı ... ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Kadastro çalışmaları sırasında, Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 101 ada 15,19,102 ada 33,38,39,40,41 ve 42 parsel sayılı taşınmazlar, tarla vasfıyla Hazine adına tespit edilmişlerdir.
Davacı ... dava dilekçesinde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesi ... Köyü 101 ada 15,19,102 ada 38,41 ve 42 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin kadastro tespitinin iptali ile taşınmazların adına tescilini talep etmiştir.

Birleşen dosyanın davacısı ... ise, dava dilekçesinde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesi ... Köyü 102 ada 33,38,39,40,41,42 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin kadastro tespitinin iptali ile taşınmazların adına tescilini talep etmiştir.

Yargılama sırasında, davacı ...'ün davasında, müdahiller ... ve ... davaya katılmışlardır.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; " Tüm dosya kapsamında yapılan incelemede dosyanın aydınlatılması için mahallinde 06/11/2013 ve 24/04/2014 tarihlerinde keşif icra edildiği, 24/04/2014 tarihli keşfin davalı Hazinenin savunma ... kısıtlanarak süresinde yapılmadığı, bu keşiflerdeki dava konusu parsellerin bir kısmının diğer birleşen dava dosyasında da dava konusu olduğu anlaşıldığından mümkün olabildiğince çok kişinin katılımıyla eski yapılan keşifler de dikkate alınarak mahallinde 03.05.2019 tarihinde bir keşif daha icra edildiği, bölgenin teröre müzahir alanda olması, köyde işlenen cinayet nedeniyle güvenlik sorunlarının bulunması, ... köyü vatandaşlarının ihtilaflı 60 kadar dosya yüzünden husumetli olması gibi nedenlerle mahalli bilirkişi temininde güçlük çekildiği ve ve mümkün olduğunca fazla bilirkişi dinlenilerek dosyanın aydınlatılmasına ve davanın daha da fazla masraf yapmadan hızlı bir şekilde çözülmesine çalışıldığı, yapılan incelemede yargılaması yapılan aynı köye ait yaklaşık 60 dosyanın hukuki ihtilaf olarak aynı nitelikte olduğunun anlaşıldığı, köyü eski bir tarihte terk eden eski muhtarın itirazları sonucu köyün aktif şekilde tarım yapılan arazilerinin çoğunun Hazineye yazıldığı, yeni muhtar ile eski muhtar arasındaki uyuşmazlığın bu taşınmazlardan başladığı ve cinayetle sonlandığı, kadastro çalışmaları sırasında zilyetlik veya diğer kazandırıcı delillere itibar edilmeyerek subjektif duyumlara dayanıldığı ve kadastro tutanak tanıklarının da imzalarını kabul etmedikleri ve mahalli bilirkişilerin beyanları yönünde beyan verdikleri, yapılan keşiflerde mahalli bilirkişilerin ve tutanak tanıklarının ağırlıklı olarak, birbiriyle uyumlu yeminli beyanlarında özetle, davacı ...'in talep ettiği yerlerde herhangi bir zilyetliğinin bulunmadığını, sadece köye giden yol kenarında dava konusu 102 ada 39 ve 40 nolu parsellerin babasına ait olduğunu ifade ettikleri, her ne kadar davacı ..., dosyaya tanık bildirmemiş ise de dosyanın aydınlatılması için göstermiş olduğu tanığında da dinlendiği, bu tanık da esasen davacının herhangi bir zilyetliğini görmediğini, dava konusu yerlerin üst soylarına ait araziler olduğunu beyan ederek kısmen davacı lehinde beyanda bulunmuş ise de mahalli bilirkişilerin ve tutanak tanıklarının uyumlu beyanları karşısında ifadesine itibar edilmediği, aynı köydeki taşınmazlara ilişkin diğer dava dosyalarında haricen yapılan incelemede de davacının babası ile tanığın pek çok dava dosyalarında birbirleri lehine şahit olduklarının anlaşılmış olduğu, her ne kadar tanık beyanları değerli olsa da Yargıtay' ın pek çok kararında zilyetlik ile ilgili davalarda mahalli bilirkişi beyanlarına çok daha fazla değer vermekte olduğundan mahkemece de bu yönde hareket edildiği, davacı ...'in bu arazilerin hibe, satış vs ile babasından intikal ettiğine dair iddiasını ispatlayamadığı, dosyada da yapılan incelemede, babasının sağ olduğunun, senetsiz sınırını fazlaca aştığının, bir kaç yıl önceki kadastro çalışmalarında davacının dava ettiği yerlere kendisine ait olduğu iddiasıyla itiraz ettiğinin anlaşıldığı buna göre davacı ... in aktif husumeti bulunmadığından davasının reddine karar vermek gerektiği, davacı ...'nin de gerek yapılan keşifte gerekse daha önce yapılan 24/04/2014 tarihli keşifte dava konusu yerde herhangi bir hakkının bulunmadığının, eşinin yerine hakları zayi olmaması için hakim onayı olmadan dava açtığının tüm dosya kapsamında yapılan keşifler ve eşinin beyanıyla da sabit olduğu, bu nedenle aktif husumetinin bulunmadığından davasının reddine karar vermek gerektiği, yapılan keşifte yeminli dinlenen bilirkişilerin ağırlıklı olarak beyanlarında, 101 ada 15,19 ve 102 ada 38,41 ve 42 nolu parsellerin müdahiller ... ve ...'ün kazandırıcı zamanaşımı süresini dolduracak şekilde üst soyuna ait olduğunu, üst soylarından paylaşımsız olarak ırsen intikal ettiğini, kadastrodan önce de zamanaşımını dolduracak şekilde zilyetliklerini arpa buğday ekmek suretiyle devam ettirdiklerini, kendilerini bildiklerinden beri dava konusu yerlerin şahıs arazisi olduğunu, Hazine ile ilgisinin bulunmadığını, davacı ... ve ...'nin dava konusu yerlerde herhangi bir zilyetliğinin bulunmadığını, müdahillerin talep ettiği 39 nolu parselin ise dava dışı üçüncü bir kişiye ait olduğunu belirtmiş oldukları, dava konusu yerlerin Hazine ile ilgisinin bulunmadığının ve evveliyatından beri özel şahısların hüküm ve tasarrufu altında olduğunun dosyada çeşitli tarihlerde alınan ziraatçi raporlarından ve bilirkişi beyanlarından anlaşıldığı, gerçekten de dava konusu taşınmazların eğimsiz düz bir arazide bulunduğu, ekonomik amaca yönelik bir işlevinin bulunduğu, etrafının şahıs arazileri ile çevrili, köye yakın olduğu anlaşıldığından köy ortak alanı veya kullanılmayan bir boşluk olmadığı keşifte anlaşılan bu taşınmazların Hazine adına kayıtlı bulunmasının köy hayatının gerçekliklerine ters düşeceğinin değerlendirildiği, aynı şekilde dava konusu yerlerin mera olmadığı, esasen böyle bir talep ya da iddianın da mevcut olmadığı, davanın resen görülen davalardan olmadığı, dava konusu yerlere komşu pek çok yerin şahıs arazisi olarak Yargıtay onamasından geçmek suretiyle onandığı anlaşıldığından tespite itiraza sınırlı olarak yargılama devam edildiği, dava konusu taşınmazların tereddüte yer bırakmaksızın müdahillere üst soylarından paylaşımsız olarak kaldığının, müdahiller ve üst soylarının da gerek kadastro tespitinden önce gerekse sonra nizasız, fasılasız malik sıfatıyla zilyetliğinin devam edegeldiğinin, dava konusu taşınmazların Hazine ile hiç bir ilgisinin bulunmadığının anlaşıldığı, dava konusu taşınmazlarla ilgili bu derece açık ve net beyanlardan sonra yargılamaya yenilik katmayacağından dava konusu taşınmazları gösterir hava fotoğrafı istenmediği, bu yöndeki kararda, kısmen diğer ... köyüne ait gelen hava fotoğraflarının yalnızca 1958 ve 1969 tarihine ait olması, ilçenin sınır bölgesi olması sebebiyle uçuş gerçekleştirilmemesi, özellikle 2013 yılından önceki 20 yıla ait hava fotoğrafının hiç bulunmamasının etkili olduğu, bu tespite ilişkin olarak aynı köyle ilgili mahkemenin 2013/29 Esas, 2014/142 Karar sayılı kararının Yargıtay 16. HD' nin 2015/13265-12435 E-K sayılı kararı onandığının görüldüğü, dava, kadastro tespitine itiraz davası olup, dava konusu taşınmazların, tapu siciline kayıtlı taşınmazlardan olmadıkları, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddesine göre tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar üzerindeki zilyetliğin belgelerle veya bilirkişi ve veyahut tanık beyanlarıyla ispatlanabileceği, somut olayda müdahillerin kazanmayı sağlayan zilyetlik olgusuna dayanmış oldukları, mahalli bilirkişi ve tutanak tanığının sözleri, bilirkişi raporları, fotoğraflar ve edinilen gözlemlere göre 2013 yılı olan tespit tarihi itibariyle 101 ada 15,19,102 ada 38,41 ve 42 parsel sayılı taşınmazlarda müdahil ... ve ...'ün üst soyunun zilyetlikle kazanım koşullarını tamamladığı, her ne kadar mirasçı olarak müdahil olmuş iseler de davalı üçüncü kişiye karşı müdahiller dışında mirasçıların da bulunduğu, 1987 de ölen üst soylarının ve kendilerinin senetsiz sınırını doldurmadıkları anlaşıldığından davacıların üst soylarının mirasçıları lehine davalarının kabul edildiği, 101 ada 39 parsel yönünden ise davalarının yapılan keşifteki beyanlar dikkate alınarak reddedildiği " gerekçesiyle, davacı ... ile birleşen dosya davacısı ...'ın davalarının ayrı ayrı reddine, dava konusu 102 ada 33,39 ve 40 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tapuya kayıt ve tescillerine, müdahil ... ve ...'ün davalarının kısmen kabulüne, dava konusu 101 ada 15 ve 19 parsel ile 102 ada 38,41 ve 42 parsellerin mevcut kadastro tespitlerinin ayrı ayrı iptali ile ... mirasçıları adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hükme karşı, birleşen dosya davacısı ... ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, " ... dava konusu taşınmazlarla ilgili bu derece açık ve net beyanlardan sonra yargılamaya yenilik katmayacağından dava konusu taşınmazları gösterir hava fotoğrafı istenmediği, bu yöndeki kararda, kısmen diğer ... köyüne ait gelen hava fotoğraflarının yalnızca 1958 ve 1969 tarihine ait olması, ilçenin sınır bölgesi olması sebebiyle uçuş gerçekleştirilmemesi, özellikle 2013 yılından önceki 20 yıla ait hava fotoğrafının hiç bulunmamasının etkili olduğu, ..." gerekçesiyle, hava fotoğrafları getirtilmeksizin, müdahiller lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla mülk edinme koşullarının oluştuğunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş ise de, dosya kapsamı incelendiğinde yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; dosya kapsamında, İlk Derece Mahkemesinin, hava fotoğraflarının getirtilmemesi hususunda gösterdiği gerekçede yazılan sonuca ne şekilde ulaştığını açıklar şekilde, yöreye ilişkin hava fotoğrafı bulunup bulunmadığının araştırılmasına yönelik olarak ilgili kuruma yazılmış herhangi bir evraka rastlanılmadığı gibi, aynı gerekçede sadece 1958 ve 1969 yılına ait hava fotoğrafının bulunduğuna dair tespitin aksine, harita genel müdürlüğü internet sayfasında taşınmazın bulunduğu bölgeye ait 1958,1961,1989 ve 2001 yıllarına ait hava fotoğrafı bulunduğunun yazıldığı anlaşılmakta olup, bu durum karşısında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti açısından hava fotoğrafları üzerinde yöntemine uygun şekilde araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Temyiz olunan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.