Dava dilekçesinde 58.493,53 TL için menfi tespit istenilmiştir. Mahkemece davanın görev yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının hukuk müşaviri olduğunu, ek olarak döner sermaye işletme müdürlüğünde görevlendirildiğini, davacıya ödenen döner sermaye katkı payının daha sonra kesildiğini, davalının tebliğ ettiği yazı ile davacıya ödenen 58.493,53 TL döner sermaye katkı payının geri istenildiğini, davacının borcunun bulunmadığının tespitinin gerektiğini, davacının döner sermaye katkı payı almasının yasal olduğunu, görevlendirilmesinin devam ettiği halde ödeneğin kesildiğini belirterek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; idari yargının görevli olduğunu, döner sermaye katkı payı ödemelerinin kamu zararı oluşturduğunu belirtmiştir.Mahkemece; İdare Mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İdari yargının konusu, idarenin Kamu Hukuku alanındaki faaliyeti ile ilgili davalardır. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla kamu kurumlarınca tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluğunu denetlemek görevinin idari yargıya ait bulunduğu buna karşılık salt özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların ise adli yargıda çözümleneceği açıktır.
Somut olayda davacı, davalının kendisine ödediği 58.493,53 TL döner sermaye katkı payının geri istenildiğini, bunu almasının yasal olduğunu belirterek bu miktar kadar davalıya borcunun olmadığının tespitini talep etmektedir. Dava açıldıktan sonra davalı tarafından bu bedel için icra takibi yapıldığı ve taraflar arasında bu takibe dayanan itirazın iptali davasının bulunduğu anlaşılmaktadır.Mahkeme davanın hukuki sebebini re’sen tayin ve tespitle ödevli olup, tarafların bildirdiği hukuki sebeple de bağlı değildir. 2004 sayılı İİK 72/1.maddesinde; “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir” düzenlemesi yapıldığına göre menfi tespit davaları açıkça adli yargının görev alanına girmektedir.
O halde mahkemece anılan nedenler ve 14.04.2010 tarih ve 2010/7-184 E. ve 2010/214 K.sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında da belirtildiği gibi, yasanın açıkça adli yargıyı görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında olup, bu gibi durumlarda dava konusu işlemin niteliğine bakılmaksızın davanın adli yargıda görüleceği dikkate alınarak, bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş; kararın bozulması gerekmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.