Dava dilekçesinde 15.000 TL tazminatın yasal faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı dava dilekçesinde, davalı ağabeyi ...'in “ortak arsa alalım” diyerek kendisinden 600 TL aldığını, arsayı da davalı ...'in oğlu olan davalı ...'e temlik ettiğini, ...'in de ...'ya sattığını, davalılardan 2007 yılında rayiç bedel olan 15.000 TL'yi istediğini, vermediklerini belirterek 15.000 TL'nin yasal faizi ile müteselsilen davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalı ... cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunarak malı zenginleşen şahıstan edinen 3.şahsa sebepsiz zenginleşme davası açılamayacağını belirtmiştir.Davalı ... cevap dilekçesinde; 10-12 yıl önce davacıdan 300 TL para aldığını belirtmiş, 17/03/2011 tarihli dilekçesinde de davacının iddiasının doğru olduğunu belirtmiştir.Mahkemece davalı ... yönünden açılan davanın husumet yokluğundan reddine, davalı ...'i yönünden açılan davanın kısmen kabulüne; 300 TL sebepsiz zenginleşmeye dayalı tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından karşı yanın karara bağlanmasına istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve karşı yanca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölünümün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir. Mahkeme içi ikrarın taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden kaynaklanması ve ikrarın yargılama içinde mahkemeye karşı yapılması gerekir. Önemle vurgulanmalıdır ki, bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder. Somut olayda; davalı ...'in dilekçelerindeki beyanının mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, böylece görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı tartışmasızdır.
Davada, dayanılan anlaşma tapulu taşınmaza ilişkin olmasına rağmen, resmi biçimde yapılmadığından geçersizdir. (TMK.706, BK.213) O nedenle, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda davacı, bu geçersiz sözleşme nedeni ile davalıya verdiğini ancak sebepsiz zenginleşme kuralları nedeniyle geri isteyebilir. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paranın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Taraflar arasındaki hukuksal ilişki sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekir. Aksi halde iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu elinde haksız zenginleşme olarak kalacaktır.
O halde, davacının talebi ile davalı ...'in ikrarının birbirini doğruladığı, davacının ödediği 300 TL'nin 1997-2007 yılları arasında; davalı ...'in malvarlığında kaldığı, denkleştirici adalet kuralı gereğince davacının ödediği 300 TL'nin çeşitli ekonomik etkenler nedeni ile azalan alım gücünün, işçi ücreti, enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs. ortalamaları alınarak ödediği tarihten dava tarihine kadar (tutarlı taraf beyanlarına göre 1997 yılı ile 2007 yılı arası) ulaşacağı alım gücünün ne olabileceği uzman bilirkişilerden açıklayıcı denetime elverişli rapor alınarak bu miktarın tahsiline karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile ödenen 300 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...'den alınmasına ilişkin karar usul ve yasaya uygun görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.