Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, mahkemece Daire bozmasına karşı direnilmesine karar verilmiştir. Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dairece, bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve İlk Derece Mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi için Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca, mahkeme direnme kararı yerinde görülerek, manevi tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin işleticisi olduğu Üniversiteler Ekmek Fırınının 09.06.2010 tarihinde yağan yağmur nedeniyle sel sularının altında kaldığını, işyerinin ve malzemelerinin kullanılmaz hâle geldiğini, müvekkilinin iş yerini on yedi gün çalıştıramaması nedeniyle kazanç kaybına uğradığını, müvekkilinin kısa boylu olup yükselen sel suyu ve içerisindeki ağır parçacıkların tesiri ile boğulma tehlikesi yaşadığını, manevi olarak zarar gördüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile zarar gören malzemeler için 15.000,00 TL ve kazanç kaybı olarak da 5.100,00 TL maddi tazminat ile elektrik çarpması ve boğulma tehlikesi geçirmesinden ve olay nedeniyle işyerini kaybetmesinden dolayı 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 08.01.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle ekmek yapımı için bulunan 223 çuval un bedeli olaral 63.473,85 TL maddi tazminatın ve sel baskını sonrası çalışılmayan gün için uğranılan kazanç kaybına yönelik 8.500,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle idarenin eylem ve işlemlerine karşı açılabilecek tazminat davalarında idari yargı görevli olduğundan davanın yargı yolu bakımından reddinin gerektiğini, tespit istemi zamanında yapılmadığı için tespit edilemeyen tazminatın talep edilmesinin yerinde olmadığını, davacı tarafından zararın tazmini amacıyla müvekkiline herhangi bir başvuruda bulunulmadığını, yağışın çok yoğun şekilde olmasından dolayı müvekkilinin kusurlu kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin, 11.02.2016 tarihli ve 2011/354 Esas sayılı kararıyla, sel baskını sonucunda davacıya ait fırının on yedi gün boyunca çalışamadığı, benimsenen bilirkişi raporlarında belirtilen malzeme ve makineler ile 223 çuval unun zarar gördüğünün bildirildiği, olay tarihi itibariyle tamir edilen fırın ve hamur yoğurma makinelerinin tamir bedellerinin 6.425,00 TL, diğer makinelerin maddi değerlerinin 18.600,00 TL, on yedi günlük kazanç kaybının 8.500,00 TL ve 223 çuval un zararının ise 10.023,85 TL olarak hesaplandığı, tanık anlatımları ve dosya kapsamına göre, davacının kısa boylu bir insan olup sel basması sonucu korku ve kaygı duyduğu ve boğulma tehlikesi yaşadığı, bu durumun davacının yaşam, sağlık, vücut ve ruh bütünlüğünü bozduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 43.548,85 TL maddi tazminat ile 4.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairenin 03.05.2017 tarihli ve 2017/2118 E., 2017/2438 K. sayılı kararı ile; “… Kural olarak, mala verilen zararlar nedeniyle manevi tazminat istenilemez. Gerek BK. 49. maddesi gerekse TMK. 24. maddesinde, kişilik haklarının zarara uğratılması durumunda manevi tazminat istenilebileceği öngörülmüştür. Bu düzenlemeler, mal varlığına ilişkin zararları içermez. Şüphesiz, mal varlığına yönelik eylemler de kişiyi az veya çok üzüntüye düşürebilir. Ancak, böyle bir nedenden kaynaklanan ihlaller, manevi tazminat yolu ile giderim kapsamında düşünülemez. Mahkemece, manevi tazminat isteminin tümden reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin 14.11.2017 tarihli ve 2017/404 Esas, 2017/517 Karar sayılı kararıyla, davacının tanık anlatımları ve dosya kapsamına göre, davacının kısa boylu bir insan olduğu, sel basması sonucu iş yerinde yaklaşık 70-100 cm yüksekliğinde su bulunduğu, davacının yükselen sel suyu ve içerisinde bulunan maddeler nedeniyle korku ve kaygı duyduğu, boğulma tehlikesi yaşadığı, bu durumun davacının yaşam, sağlık, vücut ve ruh bütünlüğünü bozduğu ve bu değerlerine saldırı niteliğinde olduğu, bunun sonucunda manevi zarara uğradığı, davacının manevi tazminat talebinin mal varlığına verilen zararlara ilişkin olmadığı, bu durumun Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararına karşı oy yazan üyeler tarafından da açıkça ortaya konulduğu anlaşılmakla, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararın bozulmasına dair kararına karşı direnilmesine ve bunun sonucunda davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; olayın oluş şekli, davalı tarafın kusur durumu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olay tarihi ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak, 4.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 09.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; direnme kararının hukuka aykırı olduğunu, davacının işlettiği ekmek fırınının konum itibariyle kurumuş dere yatağının ve sel yolunun üzerine düşük kotta yapılmış bir yapı olduğunu,bunun sakıncalarının kullanıcı tarafından öngörülebilecek nitelikte olduğunu ve bu durumu göz ardı eden davacının kusurlu olduğunu, mala zarar vermede manevi tazminat olmayacağını ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir

Dairenin 16.04.2018 tarihli ve 2018/405 Esas, 2018/2988 Karar sayılı kararıyla, bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve İlk Derece Mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi için Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunun 16.03.2022 tarihli ve 2018/4-586 Esas, 2022/330 Karar sayılı kararıyla,
"... Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Borçlar Kanunu’nun 49. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.
Kişilik hakları, bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi varlığıyla ilişkili ve bu varlığın geliştirilmesini hedefleyen haklar ve özgürlükler olarak tanımlanır. Bu haklar; kişiliğe bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Kişilik haklarının mutlak bir hak oluşu, hak sahibine, bu hakka ve hakkın içerdiği değerlere herkesin saygı göstermesini ve kişisel değerlerin korunmasını herkesten isteme, yasaların, kamu düzeninin ve genel ahlak ile adabın çizdiği sınırlar içerisinde dilediği gibi kullanma hakkı verir. Kişilik hakkı kavramı; kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan, diğer kişilerden farklılığını temin eden bütün değerler üzerindeki haktır. Yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade eder. Bu varlıklara yönelen saldırılar ise kişilik hakkının ihlali sonucunu doğururlar.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; yağan yağmurla birlikte çamurlu yağmur sularının davacıya ait fırına dolması nedeniyle fırın malzemelerinin kullanılmaz hâle geldiği, davacının boğulma ve elektrik çarpması tehlikesi geçirdiği, bu nedenle kişilik haklarına saldırı gerçekleştiği iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile dinlenen tanık beyanları değerlendirildiğinde; davacıya ait iş yerinin sel sularından dolayı zarar gördüğü, davacının boğulma ve elektrik çarpması tehlikesi yaşamasından dolayı korku ve paniğe uğradığı, sağlık, yaşam ve vücut bütünlüğünün bozulduğu, bu nedenle kişilik haklarının saldırıya uğradığı sonucuna varılmıştır.... " gerekçesiyle direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.

E. Hukuk Genel Kurulu Gönderme Kararı Gereği Dairece Verilen Karar Gerekçe

Uyuşmazlık, davalının gerekli önlemleri almaması nedeniyle oluşan su taşkını nedeniyle davalının mal varlığının azalması nedeniyle maddi tazminat ile geçirdiği elektirik çarpması ve boğulma tehlikesi nedeniyle de manevi tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 41 inci ve 49 uncu maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu ve 58 inci maddesi), 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 üncü maddesi.

Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle manevi tazminatın mal varlığında meydana gelen zarar nedeniyle değil, davacının elektrik çarpması ve boğulma tehlikesi geçirmesi nedeniyle manevi tazminat istemiş olmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan mahkeme kararının ONANMASINA,

Aşağıda dökümü yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıdan alınmasına,

Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,

10.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.