Dava dilekçesinde 10.350,00 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın zamanaşımı yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin müvekkili hakkında başlattığı icra takibine karşı menfi tespit davası açtıklarını, ancak; müvekkilinin ticari itibarının sarsılmaması için davanın sonuçlanmasını beklemeden takip konusu parayı davalı tarafa ödediklerini, mahkemece; takip konusu çeklerden dolayı davacının davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine karar verildiğini, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmesi üzerine, davalı şirket aleyhine icra takibi başlatarak, ödenen paranın iadesini talep ettiklerini, davalı şirketin takibin başlatıldığı icra dairesinin yetkisine itirazı üzerine açtıkları itirazın iptali davasının icra dairesinin yetkili olmadığı gerekçesi ile reddine karar verildiğini belirterek; 10.350,00 TL alacağın davalı taraftan tahsilini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın istirdat davası olup; ödeme tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde açılmadığı gerekçesi ile reddini savunmuştur. Mahkemece; davanın hukuki niteliği itibariyle sebepsiz zenginleşme davası olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık zamanaşımı süresin dolduğu gerekçesi ile davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Zamanaşımı; alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden, dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasıdır. Zamanaşımına ilişkin düzenlemelerin temelinde; iddia edilen alacağın aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen kullanılmaması karşısında borçlunun oldukça uzak geçmişte kalan bir borçtan doğabilecek ihtilaflara karşı korunması, kendi alacağına uzun süre kayıtsız kalan kimsenin bu hakkının artık korunmaya layık olmadığını kabul etmiş sayılması yatmaktadır.Borçlar Kanunumuzda normal zamanaşımı süresi 10 yıl olarak kabul edilmiş ancak daha uzun ve ya da daha kısa sürelerin getirildiği, özel hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. Genel 10 yıllık zamanaşımı süresine getirilen istisnalardan birisi 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 82. maddesinde düzenlemesini bulan sebepsiz zenginleşmeye ilişkin zamanaşımıdır.
Kural olarak zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihten başlar. Zamanaşımının durma nedenleri 818 Sayılı BK'nın 132. maddesinde, kesilme nedenleri ise aynı kanunun 133. maddesinde düzenlenmiştir. Kesilmede, durmadan farklı olarak kesilme tarihine kadarki sürenin yanması, kesilme tarihinden sonra sürenin yeniden başlaması söz konusudur. Kural olarak kesilmeden sonra aynı zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Bu kural 818 Sayılı BK'nın 135/1 maddesinde açıkca düzenlenmiştir. Ancak BK.135/2. fıkrasında bu ilkeye iki istisna getirilmiştir. Bunlar borcun bir senetle ikrar edilmiş olması ve bir hükümle sabit olması halleridir. Bu bağlamda borcun bir hükümle sabit olması halinde yeniden işleyecek zamanaşımı süresi daima 10 yıldır.
Temyize konu uyuşmazlık; menfi tespit davası ile kesilen zamanaşımının kesilmesinden itibaren başlayacak yeni sürenin sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak için öngörülen bir yıl mı, yoksa BK'nın 135/2 maddesinde açıklanan on yıl mı olacağı noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda; davalı, 2001 yılında davacı aleyhine kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatmış, davacı takip konusu borcun borçlusu olmadığının tespiti için 2002 yılında menfi tespit davası açmış, davanın sonuçlanmasını beklemeden takip konusu parayı davalı tarafa ödemiş, menfi tespit davası sonucunda ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/871 Esas; 2005/270 Karar sayılı ilâmı ile davacının takip konusu çeklerden dolayı borçlu olmadığının, çeklerdeki imzanın davacıya ait olmadığının tespitine karar verilmiş ve bu karar davalı vekilinin temyizi üzerine 19. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2006 gün 2005/10589 Esas; 2006/4981 Karar sayılı ilâmı ile onanmıştır. Kararın kesinleşmesi üzerine davacı, borçlu olmadığı halde davalı şirkete ödemek zorunda kaldığı paranın iadesi için davalı şirket aleyhine icra takibi başlatmış, itiraz üzerine 27.12.2006 tarihinde itirazın iptali davası açmış; itirazın iptali davası 13.12.2007 tarihinde yetki yönünden reddedilmiş; davacı eldeki alacak davasını 14.12.2010 tarihinde açmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacının davalıya takip konusu çeklerden dolayı borçlu olmadığı bu yöndeki bir mahkeme kararıyla sabit olduğundan; davacı da eldeki bu davayı menfi tespit davası kararının kesinleştiği tarihten itibaren Borçlar Kanununun 135/II. maddesinde hükme bağlanan 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açtığından, mahkemece davalının zamanaşımı def'isinin reddi ile işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre, karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme sonucu zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş ve bu husus bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10/12/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.