Dava dilekçesinde 47.310,34 TL tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın 24.563,25 TL lik bölümünün kabulüne dair verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde taraflar ve vekilleri gelmediler. Evrak üzerinde inceleme yapılarak işin karara bağlanması için belirlenen güne dosyanın bırakılması uygun görüldü.
Belirli gün ve saatte dosyadaki bütün kâğıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Davacı vekili; müvekkilinin 25 yıl öncesinde davalılara borç para verdiğini, bir süre sonra iflas eden ve borçlarını ödeyemeyen davalıların bu nedenle ... Köyündeki 531 parsel sayılı taşınmazı vermeyi teklif ettiklerini, bu teklifi kabul eden müvekkilinin taşınmazda ev ve bahçe yaptırdığını, su getirdiğini ve ayrıca kuyu açtırdığını, ancak davalıların taşınmazı devretmeyeceklerine dair dedikodu üzerine müvekkilince açılan tapu iptali ve tescil davasının reddedildiğini, akabinde davalılar tarafından açılan müdahalenin meni davası ile müvekkilinin tahliyesine karar verildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere, müvekkili tarafından taşınmaza dikilen ağaçların değeri olan 29.543,08 TL ile ev, kuyu ve suyolunun değeri olan 17.767,26 TL olmak üzere toplam 47.310,34 TL nin yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.Davalılar vekili, müvekkillerinin iddia edildiği gibi davacıdan borç para almadıklarını, aksine haksız olarak taşınmazı işgal eden davacının bina yaptırıp ağaç diktirdiğini ve kuyu açtırdığını, ancak taraflar arasında görülen davalar ile davacının iyiniyetli olmadığının ispatlandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar; davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 29.04.2010 gün ve 2009/14647 E 2010/5867 K sayılı ilamı ile; “…Davacı tarafından açılan ve Yargıtay aşamasından geçerek kesinleşen tapu iptali ve tescil davasında davacının iyiniyetli olmadığı hususu da kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, davacı 763 sayılı Medeni Kanunun 649/2 ve 655. maddeleri (yeni MK. madde 995) gereğince yaptığı muhdesat ve diktiği ağaçların asgari levazım bedelini isteyebilir. Gerek öğreti gerekse sapma göstermeyen uygulama ile asgari levazım değerinin, yapı eklenti ve dikilenlerinin yapımında kullanılan tüm malzemenin işçilik ve yapımcı kârı gibi unsurlar gözetilmeksizin piyasadaki değerlerinden, yapım yılı ve yılarına göre yıpranma düşüldükten sonra elde edilecek miktar şeklinde hesaplanacağı da benimsenmiş bulunmaktadır. Mahkemece, davacının kötüniyetli zilyet olduğu gözardı edilerek iyiniyetli zilyedin talep edebileceği tazminat miktarına hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” gerekçesi ile bozulmuştur.Bozmaya uyan mahkemece yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporları ile; davacı tarafından yapılan muhdesatların toplam değerinin 24.563,25 TL, dikilen ağaç ve bağın toplam değerinin ise 14.538,33 TL olduğu belirlenmiş, mahkemece muhdesatların değerini belirleyen bilirkişi raporu esas alınarak davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların sair temyiz itirazları yerinde değildir.Ancak, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddeye göre, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.Buna göre mahkemece; davacı tarafından dikilen ağaçlar hakkındaki tazminat istemi hakkında olumlu veya olumsuz yönde hüküm kurulmaması, usul ve yasaya aykırıdır.
Öte yandan, hükmüne uyulan bozma ilamında, uyuşmazlığın niteliği vurgulanmak suretiyle izlenmesi gereken yol açıkça belli edilmesine ve bozma ilamına uyulmuş olmakla karşı taraf lehine kazanılmış hak oluşmasına rağmen, mahkemece, bu temel usul kuralı gözardı edilerek; muhdesatların değerini, inşaat genel giderleri ile yüklenici kârı dahil edilerek belirlenen birim fiyatlarını içeren tebliği esas almak suretiyle hesaplayan bilirkişi raporuna itibar edilmesi doğru görülmemiştir.Bundan ayrı, dava dilekçesi ile muhdesatlar için 17.767,26 TL tazminat talep edilmiş olup usulünce yapılmış bir ıslah da mevcut değildir. Buna rağmen mahkemece, muhdesatlar için 24.563,25 TL tazminata hükmedilerek talepten fazlaya karar verilmesi ve böylelikle HMK. nun 26. maddesinin ihlal edilmesi de doğru değildir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 10.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.