SAYISI: 2018/2352 E., 2020/135 K.

İstinaf başvurusunun esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.09.2018 tarihli ve 2016/275 Esas, 2018/104 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 220 nci maddesinin yedinci fıkrası delaletiyle 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 220 nci maddesinin yedinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 inci maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın mahsubuna karar verilmiştir.

2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 28.01.2020 tarihli ve 2018/2352 E., 2020/135 sayılı kararı ile, sanık hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin her zaman uygulanabileceği mümkün görülmekle birlikte, 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 06.02.2022 tarihli ve hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

Sanık müdafinin temyiz istemi özet olarak;

1. Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğuna, bu durumun hukukun temel ilkeleri ve temel insan haklarına aykırılık teşkil ettiğine,

2. Sanığın yurt dışına kaçacağı yönündeki ihbarın asılsız nitelikte olduğuna ve sanığın husumetli olan tanıdığı tarafından yapıldığına, sanığın yanına almadığı çocuklarını yurtta bırakarak yurt dışına kaçacağının düşünülemeyeceğine,

3. Sanığın komşularıyla dini günlerde yaptığı dini faaliyetlerin yahut yardım amacıyla aralarında para toplamalarının suç unsuru olarak değerlendirilemeyeceğine,

4. Sanığın eşinin sanığa ait Bank Asya hesabına 25.09.2014 tarihinde 80.000 TL yatırdığına ve bunu inkar etmediğine, eşi hakkında da bu eylemden dolayı mahkumiyet hükmü verildiğine,

5. Sanığın Bank Asyaya satın almak istediği aracın bedelini yatırdığına ve sipariş edilen aracın getirilmesi ile birlikte 6 ay sonra bu parayı hesaptan çektiğine,

6. Bank Asya hesap hareketlerinin rutin bankacılık işlemi olduğuna, talimatla hareket etmediğine,

7. İlgili dönemde Kanunlar çerçevesinde faaliyet gösteren Bank Asyadaki hesap kayıtlarının, müsnet suç yönünden delil olarak kabul edilmeyeceğine,

8. Her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına,

9. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair hususlara ve sair sebeplere ilişkindir.

Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.

1. Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (Kapatılan) ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı ilamında ve Dairemizin müstakar ilamlarında açıklandığı üzere;
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220 inci maddesinin 7 nci fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.
Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314 üncü maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, esas 9-242, karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın savunmaları, Bank Asyadaki hesap hareketlerine dair kayıtlar, ihbar tutanağı ve sair deliller birlikte değerlendirildiğinde, Bank Asya hesap hareketlerinin örgüt liderinin talimatı üzerine örgüte yardım kastı ile gerçekleştiğine yönelik savunmalarının aksini ispat eden, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, Mahkemece de lehe değerlendirildiği üzere iddia konusu sair eylemleri sempati boyutunu aşmayan sanığın, atılı suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

2. Kabule ve uygulamaya göre de,

Karar başlıklarında suç tarihinin, sanığın örgüte yardım niteliğinde kabul edilen son eylem tarihi olan "25.09.2014" tarihi yerine "03.09.2016" şeklinde yazılması, hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 28.01.2020 tarihli ve 2018/2352 Esas, 2020/135 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İsanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
10.06.2024 tarihinde karar verildi.