Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
Sanığın temyiz isteği, kabahati işsiz olması sebebiyle ve faturaları ödeyemediğinden dolayı işlediği için ceza verilmemesi gerektiğine ve cezaya itiraz ettiğine ilişkindir.
27.09.2013 tarihli tutanağa göre, kolluk tarafından ring görevi esnasında sanığın elindeki fermuarı açık çantada çok sayıda sigara paketi görülmesi üzerine 238 paket kaçak sigara tespit edilmiştir.
16.10.2013 tarihli olay tutanağına göre, kolluk tarafından devriye görevi esnasında parkta bisikletli bir şahsın bir şeyler sattığının görülmesi üzerine yanında gidildiğinde valizde 268 paket kaçak sigara ele geçirilmiştir.
27.12.2013 tarihli olay tutanağına göre, kolluk tarafından ring görevi esnasında durumundan şüphelenilen sanığın bisikletinin arkasındaki valizde 274 paket kaçak sigara ele geçirilmiştir.
Sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanık savunmalarında sigaraları içmek için aldığını, ticari amacının bulunmadığını beyan etmiştir.
Tutanak tanıkları, sanığı sigara satarken görmediklerini beyan etmiştir.
Ancak;
Bu dosyadaki eylemlerin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek suç tarihine ve işlenen suçların niteliğine göre adı geçen sanığın 27.09.2013 ve 16.10.2013 tarihli eylemlerinin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturduğu, 27.12.2013 tarihli suçun ise hukuki kesintiden sonra işlendiğinin anlaşılması karşısında ayrı bir suç oluşturduğu gözetilmeden ve bu husus gerekçeli kararda tartışılmadan 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmek suretiyle hukuki yanılgıyla hüküm tesisi,
Kabule göre de,
Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3. maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmalık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinde yapılan değişiklik gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmalık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde, ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" düzenlemesinin getirildiği cihetle, sanığa eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarı yatırması halinde hakkında 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin uygulanabileceği ihtarı yapılarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, sanığa usulüne uygun şekilde etkin pişmanlık ihtarı yapılmadan hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereğince sonuç cezada sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına,
10.06.2024 tarihinde karar verildi.