SUÇLAR: Bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

HÜKÜMLER: Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.03.2016 tarihli ve 2016/21 Esas, 2016/101 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında

1. Nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrası (f) bendi, 62,52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 45.800,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,

2. Resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 51 inci maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,

Karar verilmiştir.

Sanığın temyiz istemi; dolandırıcılık kastı ile hareket etmemesi, maddi imkansızlık nedeniyle çek bedelini ödeyememiş olması, çekin sahte olmaması ve şikayetçinin çelişkili beyanlarına rağmen hakkında mahkumiyet kararları verilmiş olması nedeniyle hükümlerin bozulması talebine ilişkindir.

Sanığın kendi şirketine ait suça konu çeki katılan ... lehine keşide edip, çek arkasına katılan adına sahte ciro düzenleyip kullandığı daha sonra çekte ciranta olan ... Kutu ..Ltd. Şti tarafından icra takibine konulduğu ve belirtilerek sanığın katılan aleyhine nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddiasıyla dava açılmış, yapılan bilirkişi incelemesinde birinci ciranta yazı ve imzasının katılana ait olmadığı birinci ciranta yazılarının sanık eli ürünü olduğu kanaati bildirilmiş, sanık soruşturma aşamasında, çeki kendisinin mal almak için düzenlediğini, işleri kötü gidince çek bedelini ödeyemediğini, kovuşturma aşamasında, çek altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, gösterilen katılan cirosundaki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını savunmuş, katılan ise sanığı tanımadığını, suça konu cironun kendisine ait olmadığını, bu çek nedeniyle hakkında yapılan icra takibinde iki kez maaşına el konulduğunu, bu kesintilerin kendisine ödenmediğini beyan etmiş, mahkemesince sanığın atılı suçları işlediği kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararları verilmiştir.

Dosya arasında bulunan suça konu belge aslı üzerinde Heyetimizce yapılan gözlemde, resmi belgede olması gereken zorunlu unsurların bulunduğunun belgede yapılan sahteciliğin ilk bakışta kolaylıkla anlaşılamadığı ve aldatcılık niteliğinin bulunduğu gözlemlendiğinden tebliğnamedeki resmi belgede sahtecilik suçu yönünden bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş; resmi belgede sahtecilik suçundan mahkum olduğu uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni soncu olan ve kazanılmış hakkı konu edilmeyen 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki hak yoksulluklarına hükmedilmemesi isabetsizliğinin; Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine "ertelenen veya" ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen "denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen" ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.03.2016 tarihli ve 2016/21 Esas, 2016/101 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

13.03.2024 tarihinde karar verildi.