Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2016 tarihli ve 2014/410 Esas, 2016/76 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158 inci maddesinin ikinci fıkrasının delaletiyle 158 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 ve 58 inci maddesi uyarınca 5 yıl hapis ve 20.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
Sanık müdafii, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini gösterir somut delil bulunmadığını, sanığın önceki sabıkasının hükme dayanak yapılamaması gerektiğini beyan ederek bozulması istemi ile hükmü temyiz etmiştir.
1. Sanığın hastanede gece idari amiri olarak görev yapan katılana, kendisini Cumhuriyet savcısı olarak tanıttığı uygun fiyata araç alabileceği vadiyle katılandan 28.06.2013 tarihinde 800,00 TL aldığı, sonra aralıklarla para tahsil ettiği, en son 4.000,00 TL elden ödeme ile toplamda 13.500,00 TL para aldığı ancak katılanın arabayı da parayı da alamadığını, sanığın kendisini sürekli oyaladığını beyan ederek şikayetçi olması üzerine başlatılan soruşturmada; nitelikli dolandırıcılık suçunu sanığın işlediği iddia olunmuştur.
2. Sanık savunmasında; katılanın babasının arkadaşının arkadaşı olduğunu, firması adına 30 adet icralık araç aldığını, katılanın da kendisi için de araç almasını istediğini, kendisine toplam 13.500,00 TL para verdiğini, soyadını hatırlamadığı biriyle jetta marka bir aracı gönderdiğini, kendisini savcı olarak tanıtmadığını, katılanın aracı iade edeceğini söylemesi üzerine 9.000,00 TL parayı katılana verdiğini beyan etmiştir.
3. Katılanın talimat ile alınan beyanında sanığa toplamda 19.000,00 TL ödeme yaptığını, sanığında kendisine para iadesi yapmadığını beyan etmiştir.
4. Mahkemece sanığın üzerine atılı suçu işlediği kabulü ile mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
1. 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, suç failinin ismen söylemese bile kimden söz edildiği, karşı tarafın anlayacağı şekilde makamı, rütbesi, ünvanı ve lakabını söylediği kamu görevlilerinin tanıdığını, hatırının sayıldığını, işini yaptıracağını söyleyerek mağduru kandırması gerektiği, somut olayda, sanığın, İzmir'de Vakıf Bank müdürünün arkadaşı olduğunu, bankaya borcu olan araç filosu şirketinin araçlarına banka tarafından el konulduğunu ve bankanın satacağı araçlardan alabileceğini söyleyerek para isteyerek haksız menfaat temin ettiği, somut olayda 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun unsurlarının oluşmadığı, sanığın kendisini Cumhuriyet savcısı olarak tanıtması nedeniyle eylemin 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (L) bendinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, ancak bu düzenlemenin suç tarihinden sonra yürürlüğe girmesinden dolayı sanığın eyleminin aynı Kanun'un 157 nci maddesinde yer alan ve hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254 üncü madde fıkraları gereğince uzlaştırmaya tabi basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden unsurları yönünden oluşmayan aynı Kanun'un 158 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi,
2. 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesine ilişkin uygulamanın, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir 11.Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.03.2016 tarihli ve 2014/410 Esas, 2016/76 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, CMK'nin 326/son maddesi uyarınca kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.03.2024 tarihinde karar verildi.